'Keşke çocuk olabilsem'

Kaleme aldığı intihar mektubuyla, yaşamında iş dışında ilk kez özel bir mektuba imza attığının da farkına varır...
Haber: ŞEHNAZ PAK / Arşivi

İSTANBUL - Kaleme aldığı intihar mektubuyla, yaşamında iş dışında ilk kez özel bir mektuba imza attığının da farkına varır, adam. Otoriter bir babanın pençesinde
'çocukluğunu', 'gençliğini' onun da ötesinde
'kişiliğini' dilediğince yaşama özgürlüğünü
ıskalayan adamın kapısı, kendi iradesinin eşliğinde hayatına son noktayı koymak üzereyken çalınıverir. Evet, adamın bir konuğu vardır.
Tozlu olduğu kadar diri anıların diyarından fırlamış, geçmişten gelip geleceğe koşturan bu konuğun kim olduğunun aslında pek de bir önemi yoktur. Gelen davetsiz misafir, bazen adamın içindeki öteki ses, bazen ölümüyle bile yaşamından çıkaramadığı babası, bazen de hayatın herhangi bir anındaki hayaletin ta kendisidir.
Adam için artık hesaplaşma zamanıdır, kâh kendiyle, kâh babasıyla, kâh örselenmiş kişiliğiyle...
İstanbul Şehir Tiyatroları'nın 2001-2002 sezonundaki yeni prodüksiyonu 'Uçurtmanın Kuyruğu', düşle gerçeğin iç içe geçtiği bir ortamda çocukluğunu yaşayamadan yaşlanmış bir adamın iç hesaplaşmasını konu alıyor. Oyun, ebeveynlerin çocuklarına karşı daha torelanslı bakmaları konusunda da bir vesile
olacağa benziyor. Savaş Dinçel'in yazdığı ve de sahneye koyduğu 'Uçurtmanın Kuyruğu'nda Avni Yalçın ile Naşit Özcan rol alıyor.
'Uçurtmanın Kuyruğu'nun, dünyanın her tarafında olabilecek, son derece genelgeçer bir öyküyü anlattığını söyleyen Savaş Dinçel'e göre insanlar, dünyaya getirdikleri çocukları, kendi isteklerine uygun protatiplere dönüştürmek istiyor. Problemin kaynağı ise işte bu noktada ortaya çıkıyor: "Bu konu hep ilgimi çekti. Seyircinin de yer yer geriye dönüp kendisini seyredeceğini sanıyorum, oyun tamamen bir kurmacadan ibaret olsa bile. Zaten
adam tam bir şeyi gerçekleştirmeye karar veriyor ki, birden yaşadığı o an belki de oyunun tamamını oluşturuyor."
Ödenecek bir bedel var
İnsan, çocukluğunu yaşayamamasının bedelini ilerleyen yıllarda bir şekilde ödüyor mu? "Elbette" diye cevaplıyor bu soruyu Dinçel ve şu ilginç örneği veriyor: "Anthony Quinn'in mesela 13 çocuğu olmuştu. İlk çocuğu doğduğunda zengin bir aktördü. Çocuk daha birkaç saatlikken ona bir kamyon oyuncak almıştı. Neden acaba? Hiç kendi oyuncağı olmadığı ve çocukluk yaşamadığı için."
Peki çocukluğu tam manasıyla yaşayamama konusunda erkekler biraz daha mı öncelikli oluyor? "Belki de. Çünkü birçok toplumda erkek hep hayata karşı duygularını yansıtmama esasıyla büyütülüyor. Ama bu hikâye tersine çevrilip kolaylıkla kadına da uyarlanabilir. Özde çocukluk burada söz konusu olan. Hani 'Keşke şunu da yapabilseydim' dediğimiz anlar yok mudur?"
Toplum kuralları değiştirir
Savaş Dinçel'e göre çocuklar belli bir zamandan sonra birtakım toplumsal kurallar nedeniyle değiştirtilip başka bir cins varlık haline dönüştürülüyor: "Bütün dünyada elbette yalnızca çocukların olamayacağı gerçeği var ortada. Ama bireyin çocuk ruhu bile isteyerek köreltiliyor. Toplumlar kendi yapılarına uygun büyükler haline getiriyorlar çocukları. Büyüyerek o güzelim çocukluktan alıp birer çalışan, kazanan ve kaybeden hale getirip bir şekilde sisteme monte ediyorlar onları. Çocukluk illa da çocuk gibi kısa pantolon giyip, çember çevirmek değildir. Ben 60 yaşındayım benim arkadaşlarımın çoğu benim gibi yaşayamadı. Ama benim hayatta çok büyük bir şansım vardı. Çünkü ben bu mesleği seçtim. Ben hâlâ istediğim gibi oynayabiliyorum."
'Uçurtmanın Kuyruğu' 3, 4 ve 5 Ekim'de saat 20.30'da, 6 Ekim'de 15.00 ve 20.30'da Üsküdar Müsaipzade Celal Sahnesi'nde. Tel: 0216 333 03 97