Kidman buz gibi

La Mostra'da renkli bir hafta sonu yaşandı. Yıldız oyuncuların yorumladığı popüler filmler doğal olarak çoğunluktaydı.
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

VENEDİK - La Mostra'da renkli bir hafta sonu yaşandı. Yıldız oyuncuların yorumladığı popüler filmler doğal olarak çoğunluktaydı. Adını duymaktan, fotoğraflarını her yerde görmekten artık usandığımız Nicole Kidman, sonunda perdelerden inip, etiyle kemiğiyle önümüze geldi.
2001 yılında gösterime giren ya da girecek olan tam dört filmde birden rol alan sarışın dilber, Cannes'dan sonra Venedik'te de, hem de iki filmle boy gösteriyordu. Belki de gönül ilişkilerindeki dengesizlik kendisini daha fazla çalışmaya itelemişti...
Tutuk bir hayalet filmi
Ne yazık ki, Kidman'ın yorumladığı, Alejandro Amenabar'ın yazıp yönettiği, Altın Aslan adayı 'Diğerleri' (The Others), soğuk duş etkisi yaptı. Heyecan iletemeyen, türüne yenilik getiremeyen, alabildiğine tutuk, akademik bir 'hayalet filmi' izliyorduk. Basın gösterisi sonunda ışıklar yandığında, sağdan soldan yükselen ıslık sesleri bile yorgun ve isteksizdi. Bu pırıltısız film, düzeyli bir yorum sunmasına karşın, Nicole Kidman'a, oyuncu yeteneğini sere serpe kullanma olanağı tanımamıştı.
Venedik'in gerçek fatihi, 'Zümrüt Akrebin Uğursuzluğu' (The Curse of the Jade Scorpion) adlı son yapıtı içten alkışlarla karşılanan Woody Allen oldu. Üstelik, sık sık ziyaret ettiği bu kenti çok sevmesine karşın, festivallerden nefret ettiği için, aramızda bile değildi New Yorklu yönetmen. Önemli olan, gönülleri fethetmekti...
Çağdaş sinemanın baş sihirbazlarından Woody Allen, yedinci sanatın değişik işlevlerini, çelişkili özelliklerini bir kez daha olağanüstü bir uyum içinde, aynı potada eritmeyi başaran, iddiasız ama alabildiğine sıcak ve sevimli, küçük bir başyapıtla karşımızdaydı.
Allen hipnotize ediyor
Eğlendiren, düşündüren, seyircisini hipnotize edercesine fetheden, hoş bir polisiye güldürü izledik. 1940'lı yılların New York'undayız. Büyük bir sigorta şirketinde uzun yıllardır anket uzmanı olarak çalışan Woody Allen, şirkete çekidüzen vermek için önemli bir göreve getirilen genç kadından (Helen Hunt) hiç hoşlanmamaktadır. Kadın da ondan...
Aslında, her ikisi de, ilk karşılaştıkları andan itibaren birbirlerine sırılsıklam âşık olmuşlardır ama, bilinçaltlarındaki bu duyguları devamlı boğarlar. Bir gece, karanlık suratlı bir büyücünün gösteri kobayı olarak, herkesin gözü önünde
'uyutuldukları' kısa süre içinde dışa vurabilirler bu duygularını ancak...
Her zaman olduğu gibi basit ama dramatik çatısı sağlam bir senaryodan yola çıkan Woody Allen, kahramanları, tüm kırılganlıkları, iç çelişkileri ve zayıflıklarıyla yine alabildiğine sıradan insanlardan oluşan öyküyü, o kendine özgü, giderek olgunlaşan ve incelen mizahla besleyerek olağanüstü bir sinema büyüsü yaratıveriyor.
Evet, yaşamda tüm kapıları açan, mutluluk denilen o tanımı zor kısa anların uçarılığını yakalamamıza olanak tanıyan, gerçeklerin tatsızlığını unutturan ve ne yazık ki çok zor bulunan kimi anahtar sözcükler vardır. Sinemada mutluluğun kapılarını açan sihirli adlar listesinin ilk sıralarında, Chaplin'lerin, Fellini'lerin ya da Hitchcock'ların yanında, sanat yaşamı ne mutlu ki her yıl yeni bir filiz vermeyi sürdüren Woody de bulunuyor.