Kilim Restoran'dan Carnegie Hall'e

Kilim Restoran'dan Carnegie Hall'e
Kilim Restoran'dan Carnegie Hall'e

Karsu Dönmez 7 Kasım da Volkan Konak ın Hollanda konserinde konuk sanatçı

15 yaşında Bill Clinton'dan alkış aldı. 18 yaşında New York Carnegie Hall'ü selamladı. Bu sene TED'de en çok alkış alan konuklardandı. "Türkiyeli Norah Jones" Karsu Dönmez, müzik yolculuğunu anlattı
Haber: BERRİN KARAKAŞ - berrin.karakas@radikal.com.tr / Arşivi

Aileniz ne zaman göç etti Hollanda’ya?
Fikret dedem, 1965’te işçi olarak gelmiş. Anneannem ayrılığa dayanamayıp “Ya bizi de alırsın, ya da dönersin” demiş. Babam 1980’de geliyor. 10 yıl sonra da ben doğuyorum. Dedem bütün çocuklarının okumasını istemiş. Babam Hollanda Sosyal Bilimler Akademisi’nden, annem Amsterdam Üniversitesi’nden mezun.
Türkiye ’de doğmuş ve büyümüş olsaydınız, nasıl olurdu hayatınız acaba?
Babam küçükken saz çalmak istediğini dedeme söylediğinde aldığı cevap “Başka bir derdin yok mu?” olmuş. Annem de sporcu olmak istiyormuş ama o da izin alamamış ailesinden. Bu yüzden ailem bana ve kardeşime her türlü imkanı sağlamak istedi. 5 yaşında müzik dersine başladım. Oyuncaklarım enstrümanlardı. 7 yaşında piyano çalmak istedim. Babam araba almak için biriktirdiği 5000 guldenle bana beyaz bir piyano aldı. Türkiye’de doğmuş olsaydım aynı olanaklar olmayabilirdi. Büyük ihtimalle annemin veya babamın meslek dalında bir meslek edinirdim. Benim için geçerli olan, doğru zamanda doğru yerde olmak sanırım.
Avrupa’da doğup büyüyen Türklerin isimlerini dünya basınında sıkça duyar olduk. Futbolda Mesut Özil, sinemada Fatih Akın… Siz de bu yolda ilerliyorsunuz
Hollanda’da şu an yabancılara karşı negatif bir atmosfer var ama bana karşı oldukça pozitifler. Ben kendimi Türk kökenli, Hollanda’da doğmuş bir dünya vatandaşı olarak görüyorum. İnternet sayesinde iletişim çok kolaylaştı. New York’ta, ismimi aldığım, annemin babamın köyü Karsuköy’deki akrabalarım beni Facebook’tan takip edip konserlerime geliyorlar mesela.
Norah Jones’la karşılaştırılmanıza ne diyorsunuz?
Het Parool adlı gazete beni manşetine böyle taşıyınca başladı bu karşılaştırma. Hollanda’da “Hollandalı”, Avrupa, Amerika ve Türk basınında da “Türkiyeli Norah Jones” diye bahsediyorlar. İki taraf da kendine yakın hissediyor galiba. Bu gelişmeler Norah Jones’un dikkatini çekmiş olmalı ki yeni çıkan albümünü imzalı olarak adresime gönderip hoş bir sürpriz yaptı. Bu yıl dünyanın en önemli festivallerinden North See Jazz’da yollarımız buluştu. Norah Jones’a benzetmelerinden gurur duyuyorum ama benim müzik stilim daha farklı ve geniş. Ben İngilizce caz, blues şarkılar yazıyorum. Türkçe ve Azeri şarkılar söylüyorum. “Divane Âşık Gibi” şarkısında mesela, Chopin’den başlayıp darbukaya dönüyoruz.
Babanızın restoranı Kilim’den Carnegie Hall’e uzanan serüveni nasıl değerlendiriyorsunuz?
Küçük yaşta babamın restoranında cuma-cumartesi akşamları aynı kıyafetleri giyip kuzenimle yemek servisi yapıyorduk. Piyano çaldığımı bilen babamın komşusu, restoranda kullanmadığı piyanosunu hediye etti. Her hafta sonu klasik parçalar çalmaya başladım. Müşteriler artık “ O kız yine çalacak mı?” diye sorup rezervasyon yapıyorlardı. 16 yaşımdayken Amsterdam konser Binası’nda yapılacak “Genç Yetenekler” yarışmasına davet edildim. Katılımcılar arasında sadece ben konservatuvarlı değildim. Carnegie Hall’a ilk davet edilişim bu yarışma sayesinde oldu. İkinci kez de 400 senelik Hollanda-New York ilişkilerini kutlamak için düzenlenen gecede Hollanda’yı temsil ettim. 

İstanbul’da yaşamak isterim 

Büyük konser salonlarında yüzlerce dinleyiciye çalmak mı, Kilim mi?
Son iki senedir yurtdışı konserleri sebebiyle fazla bulunamasam da zaman buldukça Kilim’de hâlâ çalıyorum. Yeni bestelerimi ilk orada çalıp insanların samimi duygularını hissetmek çok güzel. Büyük konserlerde insanlardan uzak, sahnedeki enstrümanlara zaman ayırmak gerekiyor. Kilim’de çalıştığımda kimse o garson kızla piyano arkasındakinin aynı kız olduğuna inanamıyordu. Servis yaparken “Ne güzel çaldı kız, değil mi?” diye soruyorlardı.
Caz, klasik ve Anadolu müziği nasıl karışıyorlar birbirlerine müziğinizde ve ruhunuzda?
Klasik piyano eğitimi aldım. Evde genelde Türk müziği dinlenirdi. Babam saz, annem de darbuka çalar, biz de kardeşimle dans ederdik. O şarkıları hâlâ hatırlarım. Ne zaman büyük annem öldü, bir daha da o havayı yakalayamadık ama evde müzik hep oldu. Leman Sam, Âşık Veysel, Ruhi Su, Zeki Müren, Bob Marley… Cazla New York Carnegie Hall’de tanıştım ve bir derya olduğunu keşfettim. Klasik müziğe kıyasla çok daha serbestsiniz cazda. Şarkıları kendin yönlendirebiliyorsun. Ben caz ağırlıklı, klasik çizgili Anadolu motifli besteler yapıyorum. Örneğin bu aralar 27 Ekim Concertgebouw’daki konser için ‘Uzun ince bir yoldayım’ parçasını neye, kemana, hoboya uyarlıyorum. Notaları tek tek yazıyorum.
16 yaşınızda Amerika’da “World Scolar Athlete Games (WSAG)” etkinliğinde Bill Clinton da sizi dinleyenler arasındaydı. Bu size ayrı bir heyecan verdi mi?
Amerika’ya ilk gittiğimde 16 yaşındaydım. Amerikan Büyükelçisi beni bir konserde izlemiş. 160 ülkeden gencin katıldığı bir konserdi o. İran’dan, Avustralya’dan, Afrika’dan… Bill Clinton da özel davetlisiydi konserin. İkinci kez Bill Clinton’la yolumuz 2007 Carnegie Hall’de kesişti. Ben konser verirken Bill Clinton’da yan salonda saksofon çalıyordu.
Türkiye’ye sık gelir misiniz? Nasıl buluyorsunuz buraları?
Yaz tatillerinde her sene gelmeye çalışıyoruz. Türkiye çok güzel bir memleket. İstediğin her şey var. İnsanları da çok canayakın. Boşuna çağdaşlık orada başlamamış. İleride İstanbul’da yaşamak isterim.
“Caddelerde Rüzgar” şarkısını çok farklı yorumluyorsunuz. Bir de “Divane Âşık Gibi’yi. Bu iki şarkının özel bir yeri var mı sizde?
‘Caddelerde Rüzgar’ı annem çok severdi. 2005’te doğum gününde ona bir sürpriz yapıp piyanoyla çaldım. Sonra Kilim’de de çaldım. Dinledikten sonra ağlayarak piyano başına gelenler oldu. Karadeniz müziklerinin de özel bir yeri var bende. Türkçemi geliştirip Türk müziklerini daha yakından tanımak istiyorum. Nasıl klasikten sonra cazı öğrendiysem şimdi de Türk halk müziğini öğrenmek istiyorum. En son Melkweg konserinde uzunhava bile çektim.
Sizinle ilgili bir de belgesel hazırlanıyor bildiğim kadarıyla.
Evet. Mercedes Stalenhoef yapıyor. 2008 Mart ayında başladı. 2011’de bitecek. Uluslararası bir belgesel festivali IDFA’da gösterilecek. İleride sinema salonlarında da göstermeyi planlıyorlar.