@ErkanAktug

Kimseye 'banka soyun' diyemeyiz ama...

Kimseye 'banka soyun' diyemeyiz ama...
Kimseye 'banka soyun' diyemeyiz ama...
'Kadın İşi Banka Soygunu'nun yönetmeni Taner Elhan, "Kimseye 'Gidin banka soyun" demiyoruz, diyemeyiz. Ama bunu bir komedi filminde kendi içinde tutarlı hale getirmemize de kimse alınmasın, gücenmesin" diyor.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Yine başkasının senaryosunu çektiniz. ‘ Kadın İşi Banka Soygunu’nda ilginizi çeken neydi?
Yazdığım senaryolar var, henüz kendi yazdıklarıma yapımcı bulamadım, sanırım biraz maliyeti yüksek filmler hayal ediyorum. Bir başkasının senaryosunu okurken ister istemez kendimden ne katabileceğimi düşünüyorum, ilgimi çeken yerlerini araştırıyorum. Şahin Alparslan’ın senaryosunu okuduğumda hayali olmayan, gerçek sorunlar yaşayan karakterlerin hikâyelerini gördüm. Ustalıkla mizahı yapılmış bazı gerçekler vardı. Öte yandan filmin hikâyesinin 24 saat içinde geçmesi, uzun bir bölümünün tek mekânda geçiyor olması da çekici geldi. Hem türü bakımından bir çeşit suç komedisi de sayılır. Bu hikâyeye kendimce bir atmosfer katabileceğimi düşündüm. Bir ruh, bir atmosfer verebileceksem başkasının senaryosunu çekmek sorun olmuyor.
‘Acı Aşk’tan sonra bu film, biraz daha gişeye yönelik gibi duruyor. ‘Memur yönetmen’ olarak algılanırım diye bir tedirginlik yaşadınız mı?Hayır yaşamadım. Hem gişe filmi çekmek ayıp mı? Bir sinema filmi hem gişede başarılı hem de sinema sanatı açısından ilham verici olabilir. Sinema, büyük bir endüstrinin -buna uluslararası meşhur film festivallerini de katıyorum- gölgesinde oluşmuş, ekonomik olanaklarla hala bağını koparamamış bir sanat. Ama az kaldı, gelecekte şu ceplerimizdeki telefonlarla kitlelere ulaşabileceğiz. Şimdi mesela dünya çapında toplumsal olaylar yaşanırken olayı yaşayan herkes muhabir gibi çalışıp yazılı ve görsel yayın yapabiliyor. Az bir süre sonra bu araçlar kullanılarak kitlelere ulaşabilecek ‘fiction’ yapımlar da gündemde olacak. Çok yakında ilk Instagram dizisini sürpriz oyuncularla çekiyor olacağım.
Instagram dizisi derken?..
Instagram’da video içeriklerin de paylaşılabilmesi bana esin verdi. Her bölümü 15 saniye süren ve bir sezonu bir günde her saat başı yayımlanıp bitecek bir proje tasarladım. Senaryoları yazılıyor, uygun yapım şartları oluştuğunda setine başlayacağım.
Filmin merkezinde tamamen kadın karakterler var, erkek karakterler onlara hizmet ediyor. Oysa gişe filmlerinde formül tam tersidir... Evet, aslında senaryoda ilgimi çeken sebeplerden biri de buydu. Ana karakterler kadın, birincil yardımcı roller yine kadın. Bununla birlikte filme tam olarak ‘kadın filmi’ demek de zor. Zira karakterlerin sorunları sadece kadınların yaşayabileceği sorunlar sayılmaz, erkekler de banka borçlarıyla boğuşuyor... Biz filmde formül filan düşünmedik. Ben samimi bulduğum bir senaryoyu samimi bir dille seyirciye aktarmaya çalıştım. Artistik yönetmen kadrajları yerine seyircide ‘kendisi elindeki telefonla’ kaydediyormuş gibi bir hissiyat yaratmak istedim. Bunun için özel bir aparatla çektik filmi, görüntü yönetmeni Vedat Özdemir bu konuda benden desteğini hiç esirgemedi, onu çok zorladığım zamanlar oldu. Sıcak, samimi bir dostluk dayanışma filmi çektik.
Senarist de yönetmen de erkek. Peki sette kadınlar mı hakimdi. İtiraz ettiler mi öyle olmaz böyle olur diye?İtiraz demeyelim de düzeltmeler elbette geldi oyunculardan. Haklı bulduğum düzeltmeleri memnuniyetle kabul ettim. Setten önce okuma provaları yaptık, zaten birçok diyalog okuma provaları sayesinde oturdu. Sette herhangi bir cinsin diğer bir cinse hakimiyeti yoktu. Keyifli eğlenceli bir set süreci geçirdik. Herkes işini yaparken elinden gelenin en iyisini yapabilmek gayretiyle çalışmalıdır zaten.
Filmin en önemli artılarından biri de banka soygunu gibi suç sayılan bir durumu fazla rahatsız etmeden soygun tarafında yer alarak sunmasında. Buna özellikle dikkat etmiş olmalısınız...“Bir banka soymak nedir ki banka kurmanın yanında.” B. Brecht’in bu sözüyle açıyoruz filmi. Söze yaraşır bir filme ulaşmak durumundaydım. Ulaşabildiğimi düşündüğüm için de bu açılıştan vazgeçmedim. Tabi kimseye “gidin banka soyun” demiyoruz, diyemeyiz. Ama bunu bir komedi filminde kendi içinde tutarlı hale getirmemize de kimse alınmasın, gücenmesin.
Yolsuzluk operasyonlarıyla yatıp kalktığımız şu günlerde’ zamanlaması manidar’ filmin!..
Ülkede bu günlerde her şeyin zamanlaması manidar. 17 Ocak’ta vizyona girdik, evet 17 Aralık’a göre zamanlamamız manidar! Filmde Bilge’nin (Filiz Ahmet) annesi (Ayten Uncuoğlu), kızının odasında onun özel eşyaları arasında bir evrak arıyor. Bilge’nin de özel eşyalarını koyduğu bir ayakkabı kutusu var. İçinden elbette milyonlar çıkmıyor, ne çıktığını söylemeyeyim.
Gezi’yi de güzel yedirmişsiniz filmin sonuna. Gezi’den sonra mı çıktı bu senaryo?Senaryo Gezi’den neredeyse bir sene önce yazılmış. Gezi bir yanıyla uzunca bir baskı sürecinin ardından gelen, patlama noktasıydı, dolayısıyla o patlamanın ruhunun Gezi’den bir yıl önce kaleme alınmış olması şaşırtıcı değil. Filmi çekerken en ince düşünmeye çalıştığım kısım da bu oldu. Bir yolu olmalıydı Gezi ruhunu filmde lezzet verici bir dozda kullanmanın... İnsanları incitmeyecek bir tat tutturabildiğimi düşünüyorum.
İlk filmin ‘Acı Aşk’ta olduğu gibi bu filmde de müzik baskın...Evet, ‘Acı Aşk’ta da müziği anlatının önemli bir öğesi olarak kullanma gayretindeydim, bu filmde de öyle oldu. Tema müziği Orhan Gencebay’ın 41 yıllık bestesi ‘Batsın Bu Dünya’, filmin meselesine çok iyi uydu. ‘Batsın Bu Dünya’ dışında nostaljik ve unutulmuş ama harika şarkılar da var: ‘ Hayat mı Bu’, ‘HerGün Kavga’, ‘Tiki Tiki Tak’. Günümüz sound’undan Multitap’ın ‘Bu Kadarız’ isimli şarkısı filmin çok önemli bir yerinde önemli bir işlev görüyor.