Kimseyi şaşırtmadılar

41. Altın Portakal Film Festivali, 11 ödül kazanan 'Yazı Tura'nın ezici üstünlüğüyle sona erdi. Festivalin başından itibaren favori olarak öne çıkan filmin ödülleri silip süpürmesi sürpriz olmadı.
Haber: OLKAN ÖZYURT / Arşivi

ANTALYA - 41. Altın Portakal Film Festivali, 11 ödül kazanan 'Yazı Tura'nın ezici üstünlüğüyle sona erdi. Festivalin başından itibaren favori olarak öne çıkan filmin ödülleri silip süpürmesi sürpriz olmadı. Ama Yücel ve ekibi bu kadarını da ummuyordu. Ödül listesinde sadece üç filmin adı geçti: 'Yazı Tura' 11 dalda, ikinci seçilen 'Meleğin Düşüşü' altı, üçüncü seçilen 'Mustafa Hakkında Herşey' ise iki ödül aldı. Halk jürisi tercihini Yavuz Özkan'ın 'Hayal Kurma Dersleri'nden yana kullandı.
En iyi kadın ve erkek oyuncu ödüllerini ise ilk kez bir filmde başrol oynayan Tülin Özen ve Olgun Şimşek kazandı. Şimşek'in 'Yazı Tura', Özen'in 'Meleğin Düşüşü'ndeki performansı festival süresince Antalya'da hep konuşuldu. İkisi de aday oldukları kategorinin tek favorileri gibiydi ve beklenen oldu. Şimşek'in 'On Yönetmen İki Film' projesi ve 'Karışık Pizza' gibi filmlerle oyunculuk konusunda rüştünü çoktan ispatladığı malumunuz. Ama Özen, Türk sineması için çok yeni bir yüz. Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nden bu yıl mezun olmuş. Mesleğini Devlet Tiyatroları'nda icra ediyor. 'Kaygusuz Abdal' oyununda oynamış. Bu sezon 'Şeyh Bedreddin'de kendisini izleyeceğiz. İki oyuncuyla da ödül heyecanını yaşarken konuştuk. Önce Olgun Şimşek...
Sen tanınan bir oyuncusun. Sonunda Altın Portakal'ı aldın. Neler hissediyorsun?
Teşekkür etmekten başka ne söyleyeyim. Altın Portakal bizim sinemamız için önemli bir festival. İyi niyetle, büyük özverilerle yapılıyor. Benim dileğim şu. Bu iyi niyetlerin, iyi niyet olarak kalmaması ve bir yerlere ulaşması. Ödül, oyuncunun kendini iyi hissetmesini sağlıyor, motivasyonunu artırıyor, biraz da gururunu okşuyor.
Filmde iyi oynamanda, oyuncu kökenli bir yönetmenle çalışmanın ne gibi etkisi oldu?
Uğur abiyle oyunculukla ilgili benzer kaygılar taşıdığımızı düşünüyorum. Oyuncunun setteki durumunu çok iyi anlıyor. Ortalığı telaşa vermiyor. Çünkü o telaş doğru sonuçlar doğurmayabilir. 'Aziz Ahmet'le başlayan bir gönül birlikteliğimiz olduğu için birbirimizi anlamakta hiç zorlanmadık. Sette onun istedikleri dışında, alternatif önerilerde de bulundum.
Bazı sahnelerinde hiç sinemaya gitmemiş Sultan Ana'yla oynuyorsun. Bu seni nasıl etkiledi?
Evet, Sultan Ana hiç sinemaya gitmemiş bir insan. Onun gibi bir kadının annemi oynaması belki de performansımı etkilemiştir. Çok annem gibi duruyordu. Çekim dışında da çok yakındı bana. Sanırım daha önce oğlu veya bir akrabasının başından Şeytan Rıdvan'ın yaşadıklarına benzer şeyler geçmiş. Bunun da etkisi olmuştur. Benim performansımı zorlayan bir şey var ortada. Sultan Ana çok doğal durabilen bir kadındı. Benim hedefim de Rıdvan'ın doğallığını yakalamaktı. Önümde çok samimi duran bir oyuncu var. Bu çıtayı yükseltiyor.
Film, Uğur Yücel'in bu ülkeyle ilgili yaşadığı kaygıların bir sonucu. Seyiriciyi 1999 Türkiye'sine götürüyor. Siz de benzer kaygıları güdüyorsunuz galiba?
Kaygısız kalmamak mümkün değil yaşananlara. Uğur abi, ülkede olup bitene zaman zaman canı acıyarak, zaman zaman yüreği burkularak bakan bir insan. Açıkçası ben de onun gibi bir adamım. Ülkemde, dünyada olup bitenler beni ilgilendiriyor. Bu topraklarda yaşıyorum. İlk dokunacağım şey buraların hikâyeleri oluyor. Kaygısız kalmak bana çok çirkin geliyor.
Tek başınıza memleketle ilgili bir şeyleri çözmeniz mümkün değil. Ama böyle düşünen insanların çoğalması yine bu memlekete yarayacaktır. Zaten film ülke olarak ne kadar kendimizle yüzleşiyoruz gibi bir soruyu akla getirdi. İyi de oldu aslında. Bu yüzleşme bir zamandır da ülkede yapılan bir şey. Susurluk belki bunun için bir milattır. Susurluk'tan sonra, aslında bilinen ama söylenemeyen gerçekler söylenmeye başladı. Kendimize çekidüzen vermeliyiz diyen bir ülke haline geldik. Yüzleşmek güzel bir şeydir. İnsanın, toplumun, ülkenin neden böyle yapıyorum diye sorması gerekir. Film memleketin bir bölgesinde 30 bin insanın ölmesini, insanlara sorgulattı. Biliyorsunuz, Avrupa Birliği süreci de ancak bu olayların sonunda başladı. Biz kendimize bakmasını bilmiyorsak, birileri baktırmasını bilir.



'Uzun uzun deneme çekimleri yaptık'
Devlet Tiyatroları'nda bu sezon 'Şeyh Bedreddin' oyununda izleyeceğimiz Tülin Özen, ilk sinema deneyimi olan 'Meleğin Düşüşü'ndeki rolüyle Altın Portakal'a uzandı.
Ödül bekliyor muydun?
Diğer filmleri izlemediğim için bir beklentim yoktu.
Aday gösterilince de mi?
Hayır. Ne Pelin Batu'nun ne de Ceyda Düvenci'nin filmlerini izlemediğim için...
İlk filminle Altın Portakal alarak önemli bir başarı yakaladın. Bundan sonra oyunculuk hayatın nasıl şekillenecek?
Sinemada devam etmek isterim. Bu ödülü aldığım için çok mutluyum. Ama ben çekimler sırasında Semih Kaplanoğlu 'Tamam oldu' dediği zaman başka türlü bir huzur ve mutluluk hissediyordum. Buna daha çok ihtiyacım var.
Semih Kaplanoğlu ile yollarınız nasıl kesişti?
Onun oyuncu aradığını duydum. Telefon ettim. Uzun uzun deneme çekimleri yaptık. Seçmeye ilk girdiğim zaman herhalde benim için 'Zehra' ile hiç alakası yok denmiştir. Semih Kaplanoğlu, kafasındaki role uygun olmadığını düşündü. Uzun süre de çalıştık. Oynayamayacağımı düşünüyordum. İkimiz de üzüldük. Ama zamanla oldu.
Kaplanoğlu filmde genel olarak amatör oyuncularla çalışmış. 'Oyunculara çok zaman tanıdım' diyor. Çekimlerde Kaplanoğlu ile nasıl paslaştınız?
Bana da zaman verdi. Emek verdi. Aslında onun kafasında film bitmişti. Belki de ben, onun kafasındaki filmi önce göremedim. Onun kafasındaki ritmi oturtmamız gerekti. Bayağı uğraştık. Sonra o ritmi bulduk. Ben daha az yanlış yapar oldum. Hâlâ Zehra'yı düşündüğüm zaman başka bir ritme giriyorum. Hani vücudun ayarı varmış gibi...