Kırılarak büyüyenler

Kırılarak büyüyenler
Kırılarak büyüyenler
İlk filmler tehlikelidir, büyük oranda da 'belirleyici'. Bir yönetmenin filmografisinin nasıl şekilleneceği (ya da şekillenip şekillenmeyeceği) hakkında önemli ipuçları sunar bizlere.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Seyfettin Tokmak da bu ipuçlarını yansıtmaya yönelik ilk filmi ‘Kırık Midyeler’le karşımıza gelerek, kendisine nasıl bir yön çizeceği üzerine belli fikirler vermeyi başarıyor sinema camiasına.
Aslında ‘taptaze’ bir film değil ‘Kırık Midyeler’, 30. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde kendine yer bulmuş, ancak şimdiye kadar ticari gösterim şansı bulamamış bir yapım. Yaz sıcaklarında izleyicisini bulabilecek mi derseniz, o zor tabii... 

Film, genel yapı itibariyle Ömer Kavur’un ‘Yusuf ile Kenan’ını hatırlatıyor. İki Kürt çocuğunun İstanbul’da ayakta kalma mücadelesini izliyoruz hikâyede. Bu noktada bir problemi yok gibi filmin, ancak işin içine yan hikâyeler girdiğinde işler biraz karışıyor. Organ mafyası, uyuşturucu işleri, göçmenlik meselesi gibi unsurların da bu görünüm içindeki pay kapma savaşları, iki çocuğun serüvenini yıpratıyor, onların dünyasının tam olarak yansımasını engelliyor. Bunları bir kenara bırakıp, ‘Kırık Midyeler’e ‘olmuş’ penceresinden baktığımızdaysa karşımıza hep iki Kürt çocuğu çıkıyor. İlk kez kamera karşısına çıkan Uğur Barış Mehmetoğlu ve Seydo Çelik, yönetmenin yapmaya çalıştıklarının gerçekliğe kavuşması adına önemli roller üstleniyorlar. İki ufaklık, hikâyenin ‘sert’ doğasını yumuşatan, neredeyse ‘pembe gerçekçi’ bir tona yaklaştıran performanslar sergiliyorlar. Yönetmen Seyfettin Tokmak, onların enerjisini gayet iyi kullanıyor filmde, zaman zaman kaotik bir yapıya bürünen hikâyeyi onlar sayesinde rayına oturtuyor, şirazesinden çıkmasının önüne geçiyor. 

‘Kırık Midyeler’, çoklu hikâye anlatma formülünün pek de iyi işlemediği bir film. Bu tür yapımların vazgeçilmezi olan karakter derinliği ve hikâyede devamlılığın burada yeterince iyi formüle edilemediği aşikâr. Altyapıları eksik karakterler, giderek hikâyenin dağılmasına neden oluyor, ayakları üzerinde durmasını zorlaştırıyor. İşin özü, birçok şeyi aynı kareler içinde anlatmaya çalışmanın zorluklarıyla yeterince sağlam bir mücadele yürütemiyor Seyfettin Tokmak.