Kirlenmemek mümkün mü?

Kirlenmemek mümkün mü?
Kirlenmemek mümkün mü?
Genç kuşağın sözü olan yönetmenlerinden JC Chandor, 'A Most Violent Year'ta kapitalizmin 1980'li yıllarındaki görüntüsüne uzanıyor. 'Yeni Al Pacino' Oscar Isaac'in olağanüstü bir performans sergilediği filmde sonralara doğru simgesel anlamda bir sahne var ki, çok çarpıcı, çok müthiş ve asıl önemlisi sistemin temel reflekslerini açıklıyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

A MOST VIOLENT YEAR (Not: 4/5)
Yönetmen: J. C. Chandor
Oyuncular: Oscar Isaac, Jessica Chastain, David Oyelowo, Alessandro Nivola
Yapım: 2014, ABD
Süre: 125 dk.

Bu yılki İstanbul Film Festivali programında yer alan filmler, ticari sinema ağı içinde de seyirciyle buluşmayı sürdürüyor. Bu haftanın mönüsünde yer alan ‘A Most Violent Year’ da bu yapımlardan biri. Yönetmen JC Chandor’u 2011 tarihli ‘Margin Call’la tanımıştık. Film, 2008’de merkez üssü Wall Street olan ve ‘tsunamik’ etkileri açısından tüm dünyayı sarıp sarmalayan meşhur finans krizinin nasıl çıktığını dair kendince birtakım tezleri öne sürüyor ve bir anlamda, karmaşanın fotoğrafını ‘içeriden’, etkileyici bir dille çekiyordu. Lakin filmden gerçek anlamda tat almak için nerdeyse kendi çapınızda bir ‘broker’ olmanız gerekiyordu. Üstelik ‘Margin Call’u, ‘Kapitalizm içi bir yüzleşme filmi’ olarak da tanımlamak mümkündü. Eğer ki dünya görüşü itibarıyla yüreğiniz zaten bu sistemin yıkılması yolunda çarpıyorsa, filmin dramatik unsurları sizin için çok şey ifade etmeyebilirdi.

Kapitalizmin baş ağrıları

Peşi sıra JC Chandor’un ikinci uzun metrajlı adımını izledik. ‘Sona Doğru’ (‘All Is Lost’) adeta bir yalnızlık ve hayatta kalma mücadelesinin ifadesiydi. Filmi, emektar Robert Redford’un tek başına sürüklüyordu. Malum, Tom Hanks’li ‘Cast Away’da FeDex çalışanı düştüğü adada kendince bir ‘Cuma’yı buluyor ve Wilson marka voleybol topunda bir yâren, bir yol arkadaşı yaratıyordu. ‘Sona Doğru’nun ana karakteri böylesi bir dosttan bile mahrum okyanusun sonsuz yalnızlığında kurtulmaya bekliyordu. Genç yönetmenin sinemadaki son adımı ‘A Most Violent Year’ ise kimi kodları bakımından belki ‘Margin Call’la daha bir akraba. Film, kapitalizmin 1980’li yıllarındaki görüntüsüne uzanıyor. Göçmen Arel Morales, ‘Amerikan rüyası’nı görmeyi başaranlardan: Güzel eşi, çocukları, kocaman evi var. İşi de akaryakıt sevkiyatı. Lakin son günlerde kamyonlarına göz dikiliyor. Birtakım mihraklar, onun önünü kesmeye çalışıyor. İşler bu aşamadayken sistem de üzerine geliyor; şirketine yönelik üç dava kapıdadır...


JC Chandor ‘A Most Violent Year’de, yeniden kapitalizm baş ağrılarına geri dönüyor diyebiliriz. Bu kez meseleye geneli daha bir kavrayan bir öyküyle yaklaştığı kanaatindeyim. Bu düzende herkes için önemli olan kendi varlığının devam etmesi. Evet, kimi yaralar alınabilir ama önemli olan devranın dönmesidir. Çünkü ana çark, ana eksen böylesi bir devinim üzerine inşa edilmiş. Bu tablo içinde hayatını paylaştıklarınız, en yakınlarınız sistemin yarattığı (ya da önerdiği) ahlakın bir parçası olabilir. Filmde özellikle sonralara doğru simgesel anlamda bir sahne var ki, bence çok çarpıcı, çok müthiş ve asıl önemlisi adeta sistemin temel reflekslerini açıklıyor.

‘Yeni’ Al Pacino Oscar Isaac

Coen Biraderler’in ‘Sen Şarkılarını Söyle’sinden hatırladığımız Oscar Isaac’in olağanüstü bir performans sergilediği ve fizik olarak Al Pacino’yla olan benzerliğini iyiden iyiye kıyıya vurduğu filmin oyuncu kadrosu (Jessica Chastain, Albert Brooks, David Oyelowo, Alessandro Nivola gibi isimler karşımıza geliyor) gayet ışıltılı.
Toparlarsak JC Chandor, ‘A Most Violent Year’ da dahil olmak üzere ‘Üç filmi’ itibariyle genç kuşakta sözü olan bir yönetmen olarak sinema dimağımızdaki yerini aldı sanırım... “Sonraki adımlarını da dikkatle takip edelim” derim...