'Kıskançlığın dibini gördüm'

'Kıskanmak'taki performansıyla Altın Portakal'da en iyi kadın oyuncu seçilen Nergis Öztürk, 'İnsan sevdiğini kıskançlıkla boğabilir yani. Ben bu duygulara tanık oldum. O dipleri gördüm' diyor

ERKAN AKTUĞ

ANTALYA - 'Kıskanmak'ın galası öncesi Portakal Kafe'de oturuyoruz, masada Zeki Demirkubuz da var. Söz Nergis Öztürk'ten açılıyor. Demirkubuz, "Herkes bana, kim bu kız, tanımıyoruz diye soruyor. Ben de 17 Ekim gecesi tanırsınız diyorum" diye anlatıyor. Gerçekten de öyle oldu. Nergis Öztürk, 'Kıskanmak'taki 'çirkin'liğin türlü kıskançlığa sürüklediği Seniha rolündeki etkileyici performansıyla Altın Portakal'da en iyi kadın oyuncu seçildi. Jüri Nergis Öztürk'ü tek geçti. Ödülü açıklamak üzere sahneye çıkan jüri üyesi İzzet Günay, pek çok ödül için uzun müzakereler yapıldığını ama sıra kadın oyuncuya geldiğinde tüm üyelerin ağız birliği etmişçesine Nergis Öztürk'te birleştiğini anlattı.

Peki kim bu Nergis Öztürk? Aslına bakarsanız Nergis için bu soruyu sormak biraz ayıp oluyor. Zira onun karakteristik yüzüne özellikle dizilerden aşinayız. 'Hatırla Sevgili' dizisinin solcu doktor Ayla'sı, 'Karayılan'ın Sona'sı, 'Kızlar Yurdu'nun fettan Yasemin'i ya da 'Barda' filminin işkence gören dersek çoğu kişi hatırlayacaktır. Fakat ismiyle yüzünün aynı anda belleklere kazınması için bir Zeki Demirkubuz filminde oynaması gerekecekti.

Ordulu öğretmen anne ve elektrik teknisyeni babanın çocuğu olarak Kandıra'da doğan Nergis'in oyunculuk macerasında tesadüfler hayli etkili olmuş. "Bursa'da yaşıyorduk. Devlet tiyatrosunun gençlik kursları vardı. Okuldan yakın bir arkadaşım eşlik etmek için ben de gittim. Sen de girsene dedi. Öyle girdim ben. Sonra o bıraktı ben devam ettim uzun bir süre. O iki sene boyunca oyunculuktan başka bir şey yapmayacakmışım gibi düşünüyordum idealistçe. Sonra heyecanımı kaybettim, çok fazla anlam yüklemiştim galiba. Sıkıldım. Oradaki herkesten sıkıldım. Ne olacağınıza karar verirsiniz sonra aslında olmayacağınızı anlarsınız ya, öyle bir boşluktu. Bir de şehir değiştirdik."

Aile Bursa'dan İstanbul'a taşınıyor. Nergis o sıralar oyunculuğu hiç düşünmüyor. Aslında hiçbir şey olmayı düşünmüyor. "Garip bir dönemdi. Bir şey yoktu, kapalı bir hayattı. O hadi sen de gir diyerek birlikte tiyatroya başladığımız çocukluk arkadaşımla da küsmüştük o sıralar. Sonra o arkadaş bir gün aradı. Dil-Tarih Tiyatro'ya girmişti, benim de sınavlara girmemi söyledi. Girdim ve kazandım. Buradan o arkadaşa (Adı Ayça) da selam gönderiyorum."

Dil-Tarih'te çok iyi bir öğrencilik geçirdiğini "O kadar mutluyum ki Dil-Tarih'te okuduğum için. Bir anda o eski duygum geri geldi. Bir durma anından sonra olduğu için her şeyin tadını çıkarttım" sözleriyle anlatan Nergis Öztürk, ayrıca hayatında Ankara'yı da çok sevmiş. Hala da çok seviyormuş. Hatta arkadaşlarının 'Manyak mısın?' tepkilerine rağmen bir gün başkente dönmeyi filan bile düşünüyormuş. Okul bittikten sonra bir süre Ankara'da kalıp bir yandan Öteki Tiyatro'da çalışmış, bir yandan da eleştiri-inceleme üstüne özel öğrenci Dil-Tarih'e devam etmiş.

"Tiyatrodan hiçbir zaman kopmadım" diyen 29 yaşındaki oyuncu, İstanbul'a geldiğinde dizilerle birlikte Tiyatro Tem'le çalışmayı da ihmal etmemiş. Oradan ayrıldıktan sonra arkadaşlarıyla bir oyun çıkardıklarını hatırlatan Öztürk, "Bütün finansmanını kendimiz yaptığımız için durduk şu anda. Ufak ufak bir şeyler yapıyoruz. Şimdi üç oyun üzerinde çalışıyoruz." diyor.

'Kıskanmak' faslına gelirsek... Genç oyuncu, Demirkubuz'la konuştuktan sonra karar aşaması uzun sürmemiş. Ama Seniha karakteri çok tehlikeli olduğu kadar, alnının akıyla altından kalkıldığında hayli olanaklı bir roldü. Nergis Öztürk, rolü kabul ederken olanaklı mı değil mi diye hiç düşünmemiş. "Zor bir rol, ağır bir yükün altına giriyorsunuz. Tek derdim yapmaktı. Doğru yapabilmek için de elimden geleni yaptım."

Bir kadın oyuncu için, makyajla çirkinleştiriliyor olsa da, çirkin birini oynamak nasıl bir his acaba? "Çirkin olma duygusu tedirginlik yaratmaz mı?" diyor Nergis Öztürk, "Biz kadınların derdi o zaten. Sizin gibi iki dakikada inemiyoruz aşağıya. Bitmiyor ki o süreç. Çirkinlik duygusunu bu filme kadar o kadar da çok tanımıyordum. Çirkinlik haliyle yüzleşmek anlamında yani. Çünkü hep kapatırız ya, kapatılacak bir şeydir. Ayy bugün kendimi çok çirkin hissediyorum dersin, bir makyaj yapayım dersin. Sürekli bir kapatma duygusu vardır. Çok çirkinim şöyle bir dolaşayım sokakta, bir kahve içeyim demezsin. Eve kapanırsın. Çıplak kalmak gibi bir şey yani."

Peki çirkinleşme süreci nasıldı? "Her gün, her gün çirkinleşiyordum. Bir yerden sonra da çirkinleşmeye yaşlanmak eklendi. Bir damak vardı onu takıyordum sonrası makyajla, suluboyayla. O süreçte kendimi bırakmıştım, hiç dokunmadım kendime. Yardım ettim yani makyaj ekibine" diye anlatıyor Öztürk.

'Hatırla Sevgili', 'Karayılan' ve 'Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü'den dönem işlerine alışkın olan Nergis Öztürk, o yüzden dönem hissiyatını yakalamakta pek zorlanmamış. "1930'larda kadın olmakla 2000'lerde kadın olmak arasındaki fark teknolojik bir farktır. Etek giymek, kot giymek gibi. Kıyafet duruşu değiştiriyor. Derler ya daha hanımefendiydi. Döpiyes giyip bağdaş kurarak oturacak hali yok. Kıyafetler vücut formunu etkiliyor. Daha dik duruyorsun."

İşin en zor taraflarından biri de 1930'lar Türkçesiyle, dönem fonetiğiyle konuşmaktı. Ancak filmde gördük ki Nergiz Öztürk de Berrak Tüzünataç da fonetik meselesini çok iyi halletmiş. Demirkubuz, gala sonrası söyleşide bu konuda özel bir çalışma yapmadıklarını, oyuncuların hazır geldiğini anlatmıştı. Anlaşılan 'Zeki Demirkubuz oyuncuları sette çok zorlar' yaygın görüşünden hareketle derslerine işi çalışmışlar. Nergis Öztürk de Demirkubuz'u doğruluyor: "Berrak'la tanıştıktan sonra sık sık bir araya gelip sahnelerimize çalıştık. İlk zamanlar öyle konuşurken birbirimize de yabancılaşıyorduk. Günlük konuşmaya da karışıyordu. Zeki'yle çok çalışmadık. Biri Berrak, biri benim adıma iki ağır sahnenin altından böyle kalktık."

Öztürk'ün kıskançlıkla ilgili görüşlerine gelince. Kıskançlığın çok tehlikeli bir duygu olduğunu söyleyen Öztürk, "Kıskançlık, insana her şeyi yaptırır. Gerçekten. Benim de kendimi firenleyemediğim zamanlar oldu, özel ilişkilerimden bahsediyorum. Orası çok tehlikeli, insan sevdiğini kıskançlıkla boğabilir yani. Ben bu duygulara tanık oldum. O dipleri gördüm. Bir gittim geldim yani" diyor.

"Bu rolü oynadığım için çok şanslıyım yaa. Çok samimiyetle söylüyorum. Çarptı beni. 'Kıskanmak'tan sonra bir başka oldu hayatım. Başka bir yere geçiverdim. Nereye geçtiğimi bundan sonra göreceğiz" diyen Öztürk'e ödül sonrası neler hissettiğini sordum. "Hüzünlü bir mutluluk yaşıyorum, sebebini bilmediğim" dedi. Zira ödülünü havaya kaldırırken de gözleri dolmuştu...