Kitabın heyecanı apayrı

Hülya Koçyiğit, birkaç yıl önce Erkan Aktuğ'nun kendisiyle yaptığı röportajda haklarında yeterince yazılı çalışma yapılmadığı konusunda serzenişinde bulunmuştu. Bu serzeniş işe yaramışa benziyor.
Haber: OLKAN ÖZYURT / Arşivi

İSTANBUL - Hülya Koçyiğit, birkaç yıl önce Erkan Aktuğ'nun kendisiyle yaptığı röportajda haklarında yeterince yazılı çalışma yapılmadığı konusunda serzenişinde bulunmuştu. Bu serzeniş işe yaramışa benziyor. Çünkü Hülya Koçyiğit'le ilgili kitaplar art arda yayımlanmaya başladı. Geçen günlerde Ankara Sinema Derneği'nin hazırladığı, Dost Kitap'tan çıkan 'Yıldız: Hülya Koçyiğit' adlı kitap yayımlandı. Kitap oyuncular, yönetmenler ve sinema yazarlarının Koçyiğit'le ilgili yazılardan oluşuyor.
Dün ise Epsilon Yayınevi'nden Bircan Usallı Bircan'ın 'Dört Yapraklı Yonca' kitabı çıktı. Silan, kitapta 'dört diva' olarak anılan Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Türkan Şoray ve Fatma Girik'le ilgili tanıklıklarını kaleme alıyor. Dört divanın yaşama bakışlarını anlattıran Silan, bu insanları niye çok sevdiğimiz sorguluyor.
Gelecek hafta ise Dünya Kitap'tan 'Film Gibi Yaşadım' adlı bir söyleşi kitabı okuyucuyla buluşacak. Feyzan Ersinan'ın hazırladığı kitapta Koçyiğit, yaşamı ve sinema serüvenini anlatıyor. Kitapların kendisini yeniden keşfetmesini sağladığını söyleyen Hülya Koçyiğit, "Yaşadıklarım, bir filme hazırlanan oyuncunun yaşadığı heyecanın çok ama çok ötesinde" diyor.
Hakkınızda bir ayda üç kitap... Neler hissediyorsuz?
41 yıldır bizzat sinemanın içerisindeyim. Oyunculuğumun yanı sıra, sinemanın kalkınması, mesleki sorunların aşılması için çeşitli çalışmalar yaptım. Ama neyi yapıp neyi yapmadığımın, bugüne kadar bilinmediğini fark ettim. Bu bana acı veriyordu. Üç kitap, açıkçası insanı şok eden bir gelişme. Tabii çok gurur verici bir durumla karşı karşıyayım. Sanki seyircilerin önünde soyunmuş gibiyim... Bir filme hazırlanan oyuncunun yaşadığı heyecanın çok ötesinde yaşadıklarım. 'Keşke, bu kitaplar yıllara yayılabilseydi, dediğim de oldu.
Şimdiye kadar böyle bir çalışma yapılmamasını neye yoruyorsunuz?
Belleğimizin çok güçlü olduğunu söyleyemem. Günübirlik yaşıyoruz. Çoğu zaman önümüzü göremiyoruz. Oysa hayat, yaşadığımız günle sınırlı değil,
onun bir geçmişi, geleceği, derinliği var. Bütün bunları bilmek de hakkımız. Sanırım bu durumun sakıncaları anlaşılmaya başlandı.
Biraz açar mısınız?
Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok ama bu tür çalışmalar, sineması güçlü ülkelerde yapılıyor. Onlar için olağan bir şey. Çünkü sinema ortaya çıktığından beri sadece bugünü anlatmıyor. Sanatsal bir eylem olmasının yanında çağına ayna tutuyor. Şimdilerde yeni bir kuşak yetişiyor. Bu insanlar sadece film seyrederek tatmin olmuyor. Daha iyi öğrenmek, analiz etmek için okumak istiyor. Sinema okuyan veya yapmak isteyen bir genç, geçmişte bu işi kimler, nasıl yaptı diye merak ediyor.
Bu kitaplar hazırlanırken sizinle uzun uzun söyleşiler yapıldı. Geçmişi yeniden hatırladınız. Neler hissettiniz?
Hep olumlu şeyleri hatırlıyorum. Birçok şeyi ertelemişim. Bazı yaşadığım olumsuzlukları unutmuşum. Biri bana bunları hatırlattığı zaman sarsılıyorum.
Sizin için de bir keşif süreci oldu galiba?
Bu üç kitap benim kendimi yeniden keşfetmemi sağladı. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Yeni kuşak olağanüstü
"Yeni kuşak diyebileceğimiz yönetmenlerden Zeki Demirkubuz'u, Metin Erksan, Lütfi Akad, Şerif Gören'in tarzına yakın buluyorum. Fatih Akın'ın filmlerini izlediğim zaman yumruk yemiş gibi oluyorum. Ferzan Özpetek, çektiği filmlerde çok iyi atmosfer yaratıyor. Nuri Bilge Ceylan'ın ise çok özel bir anlatımı var. Şunu diyebilirim ki: Olağanüstü bir sinemacı.
Kadın oyunculara bakacak olursak... Meltem Cumbul, Sanem Çelik, Başak Köklükaya, Yelda Reynaud ilk aklıma gelen isimler. Bu gencecik oyuncular, sinema oyunculuğunu meslek olarak görüyorlar ve kendilerini geliştiriyorlar. Bunu, bu oyuncuların filmlerini izlerken hissediyorsunuz."