Kızını kurtarmak için kızı konuşturmalısın

Terapist bir baba, bacağı kırık bir anne, cin gibi bir küçük kız ve azimli bir kadın dedektif...
Haber: Sevin OKYAY / Arşivi

Terapist bir baba, bacağı kırık bir anne, cin gibi bir küçük kız ve azimli bir kadın dedektif... Hepsi ayrı kollardan ortak düşmanı alt etmeye çalışıyor. Gary Fleder'in yazar Andrew Kalavan'ın romanından uyarladığı 'Sakın Konuşma' (Don't Say a Word), sayıca zengin ama ('Piyanist' ve belki de 'Hayatının Tek Yolculuğu' hariç) orta kararın az üstünde görünen bir haftada gerilim janrını temsil ediyor. Filmin senaryosu, daha önce de Michael Douglas'lı 'Kusursuz Cinayet'i (A Perfect Murder) yazmış Patrick Smith Kelly'ye ait.
Yönetmen Fleder, gene bir edebiyat uyarlaması olan bundan önceki filmi 'Kızları Öp'le (Kiss the Girls) de seyircileri heyecanlandırmayı başarmıştı. Ama 'Sakın Konuşma' daha eli yüzü düzgün bir film. Belki de kitabını okumadığım için bana öyle geliyordur.
İdeal bir aile babası
Dr. Nathan Conrad (Michael Douglas), saygın bir ruh doktoru. İşinde başarılı, mutlu bir aile hayatı var. Bacağı kırık olduğu için yatağından kalkamayan karısı (Famke Janssen) ile babasını parmağının ucunda oynatan, oraya buraya saklanma meraklısı kızının (Skye McCole Bartusiak) her türlü kaprisini memnuniyetle sineye çeken ideal (neredeyse hayali) aile babası. Bir akşam, tam evine, Şükran Günü hindisine yetişmeye çalışırken, arkadaşı ve meslektaşı Dr. Louis Sachs (Oliver Platt) onu katatonik hastası Elisabeth Burrows'u (Brittany Murphy) görsün diye çağırıyor. Kız, yıllarca hastanede uslu uslu yattıktan sonra birden çıldırmış ve bir hademeye saldırmış. Elinden zor alınan adam, ölümün eşiğinden dönmüş. Dr. Conrad, dost hatırı için kızı görüyor, ona bir anlamda ulaşmayı da başarıyor. Sonra evine dönüyor. Ertesi sabah küçük kızını alıp resmi geçit izlemeye gidecek. Oysa sabah kalktıklarında kızı Jessie ortada yok. Dr. Conrad polise telefon etmeye çalışırken, karşısına meçhul bir adam çıkıyor ve ona kızını kaçırdıklarını
söylüyor. Jessie'yi sağ görmek istiyorsa, polise tek kelime etmeyecek, arkadaşının hastası Elisabeth'in karmaşık zihninde sakladığı bir sayıyı ondan öğrenecek. Sadece saat 17'ye kadar vakti var. Biz, filmin başındaki (hayli başarılı) soygun sahnesi sayesinde, kızı kaçıran Koster'in (Sean Bean) neyin peşinde olduğunu biliyoruz: On yıl hapiste yatmasına neden olan, milyonlarca dolar kıymetindeki ender taş. Elisabeth ise, o küçük bir kızken babasının metroda öldürülüşü olayına takılıp kalmış. Ne yazık ki doktorumuz bu fevkalade kısıtlı sürede ne olduğunu bile bilmediği bir sayıyı onun beyninden söküp almak zorunda.
Aynı şaşmaz yüz ifadesi
Michael Douglas, talihsiz Dr. Conrad'ı gerilim filmlerindeki şaşmaz yüz ifadesiyle oynuyor. Doğrusu pek de fena sayılmaz, daha kötü oynadığı filmleri görmüştük. Famke Janssen ise, bacağının hareketsizliğini yüz ifadesine de taşımış. Neyse ki öbür oyuncular daha umut verici. Küçük Skye, rolünün altından alnının akıyla kalkmış. Brittany Murphy (Clueless) ve
olayı izleyen New York'lu kadın polis Cassidy'de Jennifer Esposito da öyle. Oliver Platt (Simon Birch, Bulworth) ile son yılların en iyi kötü adam tiplemelerinden birini yaratan Sean Bean ise (onu 'Yüzüklerin Efendisi'nde Boromir olarak izleyeceksiniz), çok iyiler. Gary Fleder, hikâyesini dört koldan anlatmış. Baba Conrad, düşmanın kameralarla izlediği anne, soyguncular tarafından kaçırılan küçük kız ve Dedektif Cassidy, çorbada tuzları olsun diye çırpınıyorlar. Bazı sürprizlerin patlak vereceği çok önceden anlaşılsa bile, 'Sakın Konuşma' bayağı eli yüzü düzgün, iyi bir gerilim filmi. Türün hayranları, paralarını helal eder sanırız...