Klasiklerin hükmü yok mu?

Klasiklerin hükmü yok mu?
Klasiklerin hükmü yok mu?
Swift, Austen, Dickens... Miraslarıyla edebiyatı şekillendirirlerdi. Peki şimdi etkileri azaldı mı? Dartmouth Üniversitesi Matematik Bölümü'nün araştırmasına göre günümüz yazarları, klasiklerden daha çok çağdaşlarından etkileniyor. Durum bu kadar umutsuz mu yoksa matematiksel veriler ilham ve edebi üslup konularında bu kadar kesin hükümlere zemin sağlamaz mı? Salon.com'dan Laura Miller'ın makalesini aktarıyoruz

Amazon.com’daki ‘tek yıldızlık’ değerlendirmelere bir bakın, günümüz okurlarından bir kısmının, ölümsüz edebi eserleri okunamaz bulduğunu görürsünüz. Hollywood usulü bir patırtıyla başlamayan ya da aksiyona yüz vermeyen hikâyeler, sıkıcı diye kenara atılıyor, bu ‘tek yıldız’ cephesi geçmişin yazınından nefret ediyor.
Sadece karacahiller ya da ödev gereği bu metinleri hatmetmek durumundaki asabi öğrenciler böyle hisseder, değil mi? Dartmouth College’ın matematik bölümü yöneticisi Profesör Daniel Rockmore’un yürüttüğü bir araştırma, durumun bundan ibaret olmadığını gösteriyor. ‘Edebiyatın Evriminde Tarz Etkisinin Niteliksel Yapısı’ başlıklı araştırmaya göre, bugünün yazarlarının bile klasik metinlere ayıracak pek vakti yok. Çalışma, günümüz yazarlarının, geçmiş yüzyıllardaki öncüllerinden daha çok kendi çağdaşlarından etkilendiğini iddia ediyor. Ve tabii söz konusu çalışmayı matematikçiler yaptığı için bu sefer sayılar konuşuyor. 

Sayılarla edebiyat
Eğer sayılarla içli dışlı kişilerin edebiyat incelemesi yapması size tuhaf geliyorsa demek ki son dönemde beşeri bilimlerdeki gelişmelerden bihabersiniz. Veri sıkıştırma meselesi –özellikle GoogleBooks gibi programlar sayesinde dijital formata aktarılan sayısız metin– üniversitelerin sosyal bilim fakültelerini en çok heyecanlandıran gelişme şu aralar. Mesela belirli kelime veya ifadelerin hangi tarihlerde ortaya çıktığının ya da daha sıklıkla kullanmaya başlandığının dökümünü çıkartarak bazı fikirlerin tarihsel gelişimine ayrıntılı bir şekilde bakan araştırmalar söz konusu.
Dartmouth araştırması ise işler arasında benzeştiği ve ayrıştığı noktaların dökümünü çıkartan stilometri alanında bir çalışma. Stilometristler içerikle alakasız kelimeleri izlemenin –‘ve’ gibi bağlaçlar ya da ‘ötesinde’ gibi edatlar- herhangi bir yazarda Dartmouth araştırmacılarının ‘nitelikli stilistik parmakizi’ dedikleri şeyi bulmanın en güvenilir yöntemi olduğunu söylüyorlar.
Dartmouth’da yapılan araştırmada, İngilizce yazan 537 yazarın 1550’den beri basılan çeşitli eserleri analiz edildi. Bu metinleri birbirleriyle karşılaştıran araştırmacılar, beklenebileceği üzere aynı tarihi dönemden yazarların birbirleri arasında geçmişteki ya da sonraki dönemlere ait yazarlara oranla çok daha fazla kesişen özellikleri olduğunu ortaya çıkardı. Aynı zamanda araştırmaya göre bir metin günümüze ne kadar yakın bir zamanda yazıldıysa kendi dönemindeki diğer eserlerle benzeşme oranı da o kadar artıyor.
Tabii ki dilin zaman içinde değişme hızının 20’nci yüzyılda iletişim aygıtlarının artışıyla daha da pekiştiğini düşününce her şey yerli yerine oturuyor. Bir bakıyorsunuz, ‘slm’, ‘atarlandım’ gibi kelimeler herkesin diline pelesenk olmuş. Araştırmanın asıl dikkat çeken kısmı ise ilham konusunda da bir sonuca varıp günümüz yazarlarının klasiklerdense çağdaşlarından daha çok etkilendiği iddiasına yer vermesi. Dahası bunun için bir sebep de öne sürüyorlar: Basılan kitap sayısındaki artış. Bu mantık doğrultusunda, çağdaş eserlerin daha baskın olduğu bu kadar seçenekle karşı karşıya kalan yazarların da diğer herkes gibi klasikleri tercih etmiyor olması da ihtimal dahilinde. Ancak bu yorumlarda sorunlu yargılar var. İnsanın elinde bir sayı ve denklem yığınının olması, onların ne anlama geleceğini bilmesini gerektirmiyor. Özellikle de edebiyat gibi anlam zengini bir alanda. Dartmouth araştırmacıları da bu problemin farkında… 20. yüzyıl edebiyatında klasiklerden etkilenme oranındaki ani düşüşün, gelenekten tam da böyle bir kopuşu hedefleyen modernist hareketle bağlantısı olabileceğini düşünüyorlar. 

İlham ve tarz
Bir de farklı tarzlara sahip olmanın ilham almamakla eşdeğer olduğu öngörüsü var ki bu da tamamen yanlış. Stilometrik bir analiz, örneğin John Irving’le Charles Dickens arasında pek de yakınlık kuracak bir sonuç ortaya çıkarmayabilir. Birisi çağdaş Amerikan, diğeri Viktorya dönemi Britanyalı… Ama Irving, Dickens’a tapar ve her röportajından ondan idolü ve ustası olarak bahseder. Pop edebiyat cephesinde Helen Fielding, ‘Bridget Jones’un Günlüğü’nde Jane Austen’la alakasız bir tarzda yazar. Bu, ‘Bridget Jones...’un ‘Aşk ve Gurur’la hiçbir bağlantısı olmadığı anlamına mı gelir illaki? Lütfen… Fielding’in romanı, tamamen Austen klasiğinin modern zamanlarda yeniden anlatılması üzerine kuruludur.
Bu savla ilgili bir diğer önkabul de bir yazarı ancak başka yazarların etkilediği. Çoğu yazar, kendi zamanının dilini yansıtmak için çalışır. Evde, sokakta, medyada konuşan insanları takip ederler. Eğer belirli bir dönemden yazarlar aynı dili konuşuyorsa bunun, birbirleri üzerindeki etkiden değil daha çok bu ortak etki alanından kaynaklı olması yüksek ihtimal. Jonathan Franzen’in 21. yüzyıl Amerikalılarını, Anthony Trollope’un nesir üslubunda anlatması absürd bir durum olurdu. Ama bu Franzen’in toplumsal hicivlerinde Trollope’tan etkilenmediği anlamına gelmez. Hatta aksine Franzen, Trollope’un ‘The Way We Live Now’da kendi çağına yaklaşımına gıpta ettiği için onun üslubunu kullanamaz. Şimdi yaşadığımız dünya , o zaman konuşulan bir dille anlatılamaz. 

Dil hep değişiyor
Son olarak Dartmouth’lu araştırmacılar, okurların tercihlerini rastgele seçenekler arasından yaptığını öngörüyor. Doğru, seçenek fazlalığı yorar ama aynı zamanda insanın denenmiş ve tatmin etmiş yazarlara bağlı kalmasına da yol açabilir.
Dil hep değişiyor. Zamanının ötesine geçmek isteyen yazarlar da bazen bu değişikliklerden rahatsızlık duyabiliyor. Örneğin 1712’de Jonathan Swift, Oxford kontuna bir mektup yazarak İngiltere’de de Academie Français’in benzeri, dilin doğru kullanımını ve uygun formları dikte edecek bir kurum açılmasını talep etmişti. “Eğer saray züppeleri, kıt zekâlı şairler ve üniversite çocuklarının yapmacık deyişler ve yeni, bilgiç laflar üretmelerine engel olunursa” demişti Jonathan Swift, İngilizcenin yaralarını sonsuza kadar ‘iyileştirmenin’ de bir yolu bulunabilir. İngilizceye yönelik böyle bir kurum yok. Swift’in de bu konuda hem haklı hem de haksız olduğu noktalar var. Onu hâlâ okuyoruz, hatta artık acımasız hiciv tarzını anlatmak için biz de ‘Swiftiyen’ diye yeni bilgiç bir kelime bile oluşturduk. Ama diğer taraftan ‘Güliver’in Seyahatleri’ne bir yıldız veren Amazon yorumları da var. Okuyuculardan biri “Bu kitabı üçte ikisinden sonra bırakmak durumunda kaldım” diye şikayet ediyor. “Eski İngilizce kelimelere bakıp durmaktan çok yorulmuştum”. Kuşkusuz böylesi bir eleştiri, Swift’in insanoğluna dair horgörüsünü haklı çıkartır nitelikte. Nesir gelir gider, ama aptallar her zaman bizimle olacak.
Laura Miller’ın Salon.com’daki yazısından çevrildi

Hayat kaynağı hep klasiklerdir
Emrah Serbes: Çağdaş yazarların yazım tarzlarının birbirleriyle daha çok kesiştiği tespitine katılıyorum. Ama bu, klasiklerden etkilenme oranının düştüğü anlamına gelmez. Elinde kalemle doğup yazarlığa soyunmuş birinin ilk hayat kaynağı her zaman klasiklerdir, zamana direnmiş eserlerdir. Dostoyevski, Tolstoy ve Jack London’dır isim vermek gerekirse. En azından bana öyle oldu. Evet bugün çok fazla roman var ama aynı zamanda çok fazla apartman da var. Ama bir mimar kalıcı bir eser üretmek istiyorsa birbirine benzeyen apartmanları değil Ayasofya’yı örnek alması gerektiğini bilir. Mimariden pek anlamam ama öyle hissediyorum diyelim. Patti Smith de müthiş yazıyor, Jack Kerouac da bence. Onlardan bir şeyler öğrenmek çok hoş ama onları da etkilemiş büyük hocalar vardı. Temel kaynaklar yani. Damacanadan içilen su değil, dağın tepesindeki gerçek su.

Boyutsuz ve tek taraflı bir eleştiri
Hakan Bıçakçı: Bu sonuca ulaşmak için araştırma yapmaya gerek yokmuş aslında. Sonuç ortada. Bugün bir şey yazmak isteyenler klasiklerden değil bugünün etkili yapıtlarından etkileniyorlar ister istemez. Diğer dönem kapanmış gibi bir algı var. Sanki öyle bir şey yazmak için kâğıt kalemin yanında bir de zaman makinesine ihtiyaç var gibi… Yine de klasiklerden daha az etkilenmeyi daha niteliksiz eserlerin ortaya çıkması olarak yorumlamamak lazım. Bu boyutsuz ve tek taraflı bir eleştiri olur bence. Ben klasiklerden okur olarak hep etkilendim ve etkilenmeye devam edeceğimden eminim. Hatta klasiklerin on yılda bir yeniden okunmasını düşünenlerdenim. Ancak yazarken beni etkileyen başlıca kaynaklar arasında klasikler yok. Beni yazma konusunda tetikleyen şeyler sosyoloji-inceleme kitapları ve filmler oluyor genellikle. Yaratmaya çalıştığım atmosfer ve tansiyon yükseltme teknikleri konusunda çoğunlukla sinemadan besleniyorum. Konu seçimi ve arka plandaki fikir konusunda genellikle sosyoloji kitaplarından... Ancak yazdıklarımın ve bugün yazılan diğer kitapların edebiyat alanında nerede durduğunu belirleyen en etkili referans hâlâ klasiklerdir. Sonuçta bir kitaba ‘yenilikçi’, ‘deneysel’, ‘sıradışı’ falan derken aslında hep klasikleri referans alıyoruz.

Klasikler etkiler, belirlemez
Mİne Söğüt: Klasik eserlerle çağdaş eserlerin arasında sadece nicelik farkı olabilir, hiçbir sanat eserini yaşına bağlı olarak nitelik yarışına sokamayız. Ayrıca çağdaş yazarların yazım tarzlarının (adı üzerinde!) genel hatlarıyla birbirlerininkine benzemesi doğaldır. Klasikler ise üsluplar üzerinde sadece etkileyici olabilirler ama belirleyici olmazlar. Neticede bir yazardan esinlenmeniz, onun gibi yazacağınız anlamına gelmez. Mesela birbirinden hem tarz hem de zaman olarak çok uzak olan Dostoyevski ve Beckett benim iki değişmez başucu yazarlarımdır ve benim için biri diğerinden daha fazla ya da az etkileyici değildir.

Hepimizin mayasında klasikler var
Şebnem İşİgüzel: Mümkün olabilir ama hepimizin mayasında klasiklerin olduğu muhakkak. Zaman değişiyor ama insan psikolojisi hep aynı. Tolstoy’dan bu yana aşkta cep telefonunun ilişkiye katılmasından öte temelde ne değişti. Klasiklerle göbek bağımızı kesmek o kadar da kolay değil.

Üç asırlık da olsa tazedir
Hakan Günday: Dil ve hikâye anlatımına ilişkin yaklaşımların çağın şartları tarafından belirlendiğini düşünürsek, yazarların, çağdaşlarından etkilenmesi son derece doğal. Ne de olsa, dünyanın üzerindeki hayat dünyadan daha hızlı dönüyor. Ancak klasiklerin de, onlarca nesil tarafından sınanmış ve zamanın süzgecinden geçip günümüze kadar ulaşmış olduklarını göz önüne aldığımızda, daima çağdaş eserler olarak kaldıkları da açık. Dolayısıyla belki de bu sebepten, kişisel yazarlık maceramı yönlendirmiş ve bana ilham vermiş olan eserler arasında klasik ve çağdaş diye bir ayırım yapmam hiçbir zaman mümkün olmadı. Eğer bir eser bana ilham verdiyse, üç asırlık da olsa, dün yazılmış kadar tazedir. Ve yine eğer dün yazılmış bir eser bana ilham verdiyse, benim için artık bir klasiktir.