Koş Fassbender koş!

Koş Fassbender koş!
Koş Fassbender koş!

Uğur Vardan ın Fassbender e yorumu: Sanki ari ırkın aradığı üstün insan modeli gibi.

Artık pek kimsenin kuşkusu yok, devir Michael Fassbender devri. Zaten dört başı mamur filmografisine 'Prometheus'la daha da ivme kazandıran Fassbender'i farklı kılan, canlandırdığı her role kendini verebilme yeteneği
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Tamam her dönem ortalığı kasıp kavuran, furyasını takibi zor bir oyuncu çıkagelir. Ama muhtemelen bunlardan pek azı, Michael Fassbender’inki kadar uzun süren bir furya yaratmıştır. 1977 doğumlu Alman - İrlanda melezi oyuncuyu son aylarda kapağında gördüğünüz dergilerden sadece birkaç tanesini saymak bile yeter: GQ, Interview, The Hollywood Reporter, Esquire, Mood vs. Etkili bakışlardan, kusursuz bir vücuttan ve kendine has bir gülüşten biraz olsun nasiplenmek için dünyanın belli başlı yayınlarının sıraya girmesinde tabii ki şaşırtıcı bir yön yok. Ama yayın dünyasındaki bu coşku Fassbender’in kariyerini sadece kapak yıldızlığıyla götüreceğine de alamet sayılmamalı. Zira Fassbender’in oyunculuk kariyeri de en az kapak yıldızlığı kariyeri kadar coşkulu. Çoğunluğun hayatına Steve McQueen’in ‘Açlık’ında bir deri bir kemik kalmış açlık grevcisi mahkûm Bobby Sands olarak giren Fassbender çok geçmeden çizgi roman evrenine de (‘X - Men: Birinci Sınıf’), kostüme film dünyasına da (‘Jane Eyre’, ‘A Dangerous Method / Tehlikeli İlişki’), II. Dünya Savaşı fantezilerine de (‘Inglorious Basterds’) sıçradı. Ama kimsenin kafası karışmadı. Fassbender hepsini kendisine yakıştırdı. Yeni keşfettiği arzularını gıdım gıdım ortaya çıkartan Carl Jung’u canlandırdığı Cronenberg filmi ‘Tehlikeli İlişki’de de, ona yakın bir dönemde geçse de tam tersi uçta yer alan bir karakteri, vahşiliğini dizginlemeyen Rochester’ı oynadığı ‘Jane Eyre’de de izleyeni yadırgatmadı.
Yakın zamanlarda sayısız filmde bambaşka karakterlerde görmelerine rağmen seyircinin Fassbender’den sıkılmamasının, onu hâlâ inandırıcı bulmasının bir sebebi var. O da karşılarındakinin, role tamamen kendini veren, eski usul yıldızların kumaşına sahip bir oyuncu olması... Britanya ekolünden gelen oyuncularla metot oyunculuğunu benimsemiş ABD ’li meslektaşları arasındaki farkı anlatmak için sık sık kullanılan, bildik bir anekdottur. Laurence Olivier, ‘Marathon Man’de beraber oynadığı Dustin Hoffman’ın metod oyunculuğu taktiklerine “Biraz da oynamayı deneseniz” diye karşılık verir. (Gerçi Hoffman tabii ki yalanlar bu söylentiyi.) Olivier’nin olası ‘cool’luğu bir yana, kendini rolüne adayan taraf Fassbender gibi bir isim olunca insan etkilenmeden edemiyor. Metot oyunculuğunun şahı Marlon Brando ile Fassbender arasındaki benzetmeler gırla gidiyor. Guardian’da Fassbender’in, metot oyunculuğunu Britanya ekolüyle buluşturan aktör ilan edildiği bir makale yayımlandı. Onu hem ‘Utanç’ta hem de ‘Açlık’ta yöneten Steve McQueen, Fassbender’in birkaç nesilde bir gelebilecek bir oyuncu olduğunu söylüyor. Ancak en önemlisi, tüm bu övgülerin, yersiz bir iddiayı değil, gerçekten performans için gösterilen samimi bir çabayı işaret etmesi. Fassbender’in ‘Açlık’taki karakteri uğruna verdiği kiloların, performansının önüne geçtiğini söyleyen çıkar mı!
Fassbender haberleri yoğunluğunda yol bulmak zor ama setteki samimiyeti ve hiperaktifliğiyle ‘ sosyal kelebek’ unvanını alan oyuncu, (Onu ‘Haywire’da yöneten Steven Soderbergh’in tabiriyle ‘Duracell film yıldızı’) bir senaryonun üzerinden sayısız defa geçiyor. ‘Utanç’taki seks bağımlısı Brandon rolüne hazırlanmak için gerçek seks bağımlılarıyla mesai harcıyor, bazen rollerin gözünü korkuttuğunu ama yine de imkânsızı denemek istediğini beyan ediyor vs. Sözün kısası Fassbender, gerçekten koşuyor.
‘Utanç’a getirilen ‘17 yaş sınırı’yla baş edemeyen Akademi üyelerinin Fassbender’in üstün performansını görmezden gelme kararının, aklı olan herkesçe sorgulanması da gösteriyor; Fassbender gerçekten kırk yılda bir denk gelinen karizmaya sahip olan oyunculardan.