Küba'nın gişe rekortmeni festivalde

Küba'nın gişe rekortmeni festivalde
Küba'nın gişe rekortmeni festivalde
34. İstanbul Film Festivali'nin 14'üncü günündeyiz. Daha iki günümüz var. Önerecek filmlerin azalması sanmayın ki günlerin azalmasından... O kadar güzel filmler çekildi ki festivalden. Kalanların keyfini çıkarmaya devam ediyoruz.
Haber: ELÇİN YAHŞİ / Arşivi

Hal ve Gidiş / Conducta / Dünya Festivallerinden
Küba’da gişe rekorları kırmış, sadece sinema salonlarının kapısında uzun kuyruklara değil, eğitim sisteminin değişmesi gerektiği konusunda hararetli tartışmalara da yol açmış bir film. Ülkesinin yabancı dilde film dalında Oscar adayı da olan 'Hal ve Gidiş' aslında Hollywood filmlerinden çok tanıdığımız bir konuyu ele alırken ülkenin durumunu, yoksul, köşeye sıkışmış insanlarını ayrıntılarıyla resmetmekte çok başarılı.
Ana hatlarıyla konu, köpek dövüşlerinde kullanılan köpeklerin bakımını üstlenerek, güvercin besleyip satarak, uyuşturucu bağımlısı annesinin ve evlerinin geçimini sağlayan 11 yaşındaki Chala ve eğitim sistemindeki bütün eksik gediğe rağmen kendini öğrencilerine adamaktan vaz geçmeyen yaşlı öğretmeni arasındaki ilişki.

Bir büyükanne şefkatine sahip öğretmen, bağımlılık krizi geçirdiği anlarda bile oğluna sevgisini hissedebildiğimiz anne, kuralları yerine getirmeye uğraşan sosyal görevli, giderek ustasına benzeyen çaylak genç öğretmen, çok başarılı bir öğrenci olan kızını kendi bölgesinden başka bir yerdeki okula kaydettirmiş pazarcı, hepsi çok iyi oyuncular tarafından canlandırılıyor. Ancak filmin çocuk oyuncuları harikalar yaratıyor, sanki rol yapmıyor da yaşıyorlar, biz de belgesel izliyoruz. Hele Chala rolündeki Armando Valdes Friere. Kendi istemiyormuş oyuncu olmayı, annesinin zoruyla katılmış seçmelere. Üstelik deneme çekimlerinde başarılı bulunmayıp rolü kaybetmiş, son dakikada filme katılmış. İnsan izlerken tanışmak, oturup konuşmak istiyor çocukla, Chala’yla yani.

Senarist ve yönetmen Ernesto Daranas’ın bir röportajında anlattığına göre film esasen  ‘yüksek’ sanat enstitüsü ISA’nın (Instituto Superior de Arte) Odyovizüel Medya Fakültesi öğrencilerinin katıldığı bir film atölyesi. Bölüm öğrencileri projenin senaryo araştırmalarından çocuk oyuncuların seçimine kadar her aşamasında aktif olarak çalışmış. Daranas ayrıca filmin eğitim sisteminin sorunlarından çok çocukların karşı karşıya olduğu risklere, sosyal ve ekonomik koşulların çocukların ailelerini ve okullarını nasıl etkilediğine odaklandığını belirtiyor.

Görünen o ki, gelişen teknoloji Küba’da filmcilerin daha bağımsız hareket etmesini sağlayıp sektörü ICAIC’in (Küba Sanat ve Film Enstitüsü) insafına kalmaktan kurtardıkça ortaya çıkan belgeseller, kısa filmler, bağımsız uzun metrajlı filmler çoğalıyor, Daranas gibi yönetmenlerin de çalışma alanı genişliyor.

Yalnız, tabii onca sinema kuyruğuna rağmen filmin korsanı derhal çıkmış ve sinemaya gidenlerden daha fazlası da evlerinde korsan kopyadan izlemiş filmi. (Rexx, 13:30)


AYRICA...
Film Festivali’nin açılış filmiydi 'Hal ve Gidiş'. İki hafta önceki cuma gecesi izleyip de salondan çıkarken, programda hevesle işaretlediğimiz, biletlerini aldığımız bir sürü filmin çekileceğini, izleyiciler olarak hevesimizin kursağımızda kalacağını, kimi günlere önerecek film bulamayacağımızı bilmiyorduk henüz. Ama elbette sansür kabul edilir, uzlaşılır bir şey değil, herkes de kendi protestosunu seçmekte özgür. Mesela Cafer Panahi de dün gösterilen 'Taxi’nin ilk sahnesinde perdeden izleyicilerle bir mesaj paylaştı. Mealen, tüm yasaklara ve kısıtlamalara rağmen film yapmaya devam eden bir yönetmen olarak sansür karşısında sinemacıların yanında olduğunun, festivallerin sinema için önemi nedeniyle de filmini gösterimden çekmeme kararı aldığının seyirciye iletilmesini istemiş. Alkışlandı epey. Film de çok komik, spoiler vermemek için 'Pek Yakında’yla pek benzeşen yanları var diyeyim, pazara bir gösterimi daha var, kaçırmayın bence.

'Burgundy Dükü’nün gösteriminden sonra filmin salondaki oyuncusu Chiara D’Anna’ya entelektüel bir genç izleyicinin “Peki sandık mcguffin miydi?” diye sorması, sunucunun ve oyuncunun bunu ‘coffin’ olarak anlayıp, “Aslında bir anlamda tabut da sayılabilir tabii,” diye uzun uzun cevap vermeleri, soruyu soranın ısrarla “Ben mcguffin mi diye sormuştum,” demesi üzerine sunucu ve oyuncunun “Nedir bu mcguffin? Bilmiyoruz biz,” demeleri ve entelektüel izleyicinin uzun uzun açıklaması (filmin hikayesi ve kahramanları için çok önemli, izleyici için hiç önemi olmayan şey) sadece ve sadece bir film festivali sırasında yaşayabileceğimiz şahanelikte bir şey değil de ne? Bugünle beraber üç gün kaldı, keyfini çıkarın.