Küçük dengbej Mahsun

Küçük dengbej Mahsun
Küçük dengbej Mahsun
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Filmleriyle ilgili basına röportaj vermeyen Mahsun Kırmızıgül, içini filmleriyle aynı adı taşıyan üç kitapta döktü. Kitaplarda ‘Beyaz Melek’, ‘Güneşi Gördüm’ ve ‘New York’ta Beş Minare’nin senaryolarının yanı sıra sanatçının hikâyeleri yazım, hazırlık ve çekim aşamaları da tüm detaylarıyla anlatılıyor. Kırmızıgül’ün her kitaba yazdığı uzun önsözlerde ilginç notlar var. İşte bazıları... 

‘Popüler bir küçük dengbej olmuştum’
“Beyazperdede izlediğim ilk film, Yılmaz Güney’in ‘Zavallılar’ isimli filmi olmuştu... Yaşadığım görsel ve işitsel şöleni günlerce unutamamıştım... Yemeyip içmeyip biriktirdiğim harçlıklar, sinemaya ancak ayda bir kez gitmeme yetiyordu. İzleme fırsatı bulduğum filmleri sonradan mahalledeki arkadaşlarıma diyaloglarıyla birlikte plan plan anlatırken diğer çocuklar çok etkilenirlerdi. Bir süre sonra, gösterime giren yeni filmleri mahalledeki bütün çocuklar adına izleyen, sonra da gelip onlara ayrıntılı biçimde aktaran bir tür ‘temsilci’ye dönüşecektim... Arkadaşlarım vizyona giren filmleri kendilerine ballandıra ballandıra anlatmam koşuluyla, aralarında para toplayıp beni düzenli olarak sinemaya göndermeye başladılar. Ben bu filmleri gözümü kırpmadan izleyip ardından mahalleye dönerek kalabalık bir çocuk kitlesine ‘dengbejler’ gibi aktarıyordum. Ben de henüz o yaşlarda, gördüklerimi tasvir etme yeteneğim sayesinde mahalle arkadaşlarım arasında son derece popüler bir küçük dengbej oluvermiştim!” (New York’ta Beş Minare’ kitabından) 

‘İçim yanıyor yeğenim’
“Yıl 2007. İlk yönetmenliğimi üstlendiğim ‘Beyaz Melek’ filminin İstanbul -Tarlabaşı’ndaki setindeyim... Bizleri sessizce izleyen 65-70 yaşlarındaki bir dedenin... ayağındaki şalvarı ve başındaki altı köşe şapkasından dolayı onun bir ‘Doğulu’ olduğunu hemen anlamıştım... Çekimlerin sürdüğü günlerden birinde, dedenin yanına gittim ve onunla selamlaşıp sohbet etmeye başladım... İhtiyar öylesine doluydu ki ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Sözün burasında bana, ‘Sen de Kürt’sün değil mi?’ diye sormak, korkmadan konuşabilmek için durumu bir kez daha teyit etmek ihtiyacı hissetti. ‘He babam, ben de Kürt’üm, rahat ol’ dedim... ‘İçim yanıyor yeğenim, içim! Bu devlet bizlere çok yanlış yapmıştır!’ dedi. Dede, yüreğindeki acıları dile getirmeye devam ettikçe daha da ağladı durdu, gözyaşları oracıkta sel olup aktı... Bu duygular içinde, evime kapanarak ‘Güneşi Gördüm’ün senaryosunu yazmaya başladım... Senaryoya noktayı koyduğumda vicdanımın sesi de bana ‘Kim ne derse desin, sen olaya en doğru yerden baktın ve en doğrusunu yazdın’ diyordu.” (‘Güneşi Gördüm’ kitabından)