Küçük Gelin'de sosyal sorumluluk adına hiçbir şey yok

Küçük Gelin'de sosyal sorumluluk adına hiçbir şey yok
Küçük Gelin'de sosyal sorumluluk adına hiçbir şey yok
Herkes Küçük Gelin dizisindeki gelinin ölmesini (ya da ölmemesini) ve dizinin konuya başarılı bir şekilde dikkat çektiğini konuşuyor. Ancak dizide yaklaşık 70 bölümdür sergilenen acı, gözyaşı ve işkence dışında sosyal sorumluluk adına üstlenilmiş, becerilmiş, hiçbir şey yok. / Ekranella

Yayınlandığı günden bu yana reyting rekorları kıran ve geçen hafta adını aldığı karakterini öldüren dizi Küçük Gelin ne menem bir dizi peki? Radikal’den Cem Erciyes’in verdiği ev ödevini hakkıyla yapmak için son bir kaç günün hatırı sayılır kısmı Küçük Gelin’le geçti. Hakkında yazılmışları okuyarak, olabildiğince çok bölüm seyrederek. İşte bu zorlu çalışmadan geriye kalanlar:

Bir kere artık öğrenmişsinizdir herhalde, küçük gelin ölmedi. Hakkını verelim ama; neredeyse bir sezon boyunca Bobby’nin ölümünün yasını tutturan sonra Patrick Duffy’yle anlaşıp diziye geri dönmesini sağlayınca koca sezonu Pamela’nın rüyası olarak yutturan Dallas’cılar gibi değil Küçük Gelin’ciler. İki bölümde ortaya çıktı Zehra’nın ölmediği. Yalnız iki bölüm, toplam altı saat boyunca annesi Melek’in çektiği ve bize çektirdiği acının hesabını kimden soracağız, belli değil.

Başa saralım: 8 Eylül 2013. Bir pazar akşamı, Küçük Gelin’in ilk bölümü Samanyolu TV’de yayınlanıyor. Dördüncü bölüm yayınlandığında dizinin yapımcılarını da hayretler içinde bırakarak, Güneşi Beklerken’i bile geçiyor reytinglerde.

Peki nedir konusu? Küçük gelin Zehra’nın çilesi sadece küçük gelin olmak değil, öncesi de var. Annesinin “istenmeyen” biriyle evliliğinden doğan “baş belası” bebek, bölgede savcı olarak görev yapan dedesi ve anneannesi tarafından “kendi gibi insanlarla büyür hem” diye bir yöre sakinine teslim ediliyor. Kızları, yani Zehra’nın annesi, bebeği öldü biliyor.

Hoop 13 yıl geçiyor, “saçaklı” Zehra koşturup oynarken abisi aşık olduğu kızı kaçırıyor, kız Kirman ailesinin kızı, töreye göre abisi de kız da öldürülecek. Yalvar, yakar, kıyamet; Kirman ailesinin reisi Nijun Ana insafa geliyor ve “Berdel!” diyor. Zehra, abisinin günahını çekecek ve daha 13’ünde Kirman ailesine gelin olacak.

Bu sırada Savcı Bey’in şehirli, alımlı kızı Melek öğretmen yöreye geri dönüyor. Biraz babasına inat, biraz çok eskiden yaşadığı yere bir minnet borcu… Elbette hemen Zehra’yla tanışıp kaynaşıyorlar. Ama ikinci ders gününde Zehra sınıftan hunharca koparılıp dayak yemeye götürülüyor. Zaten ertesi gün de nişan var. Melek, polisle nişanı basmak dahil her şeyi yapıyor ama Zehra’nın nüfus kağıdındaki yaşı büyütüldüğü için, evliliğe engel olamıyor. Bunları nereden biliyoruz? Çünkü ilk üç bölümü biz de izledik. (Bu hafta sonu ama, olsun.)

Burada biraz durup herkesi şaşırtan bir çıkış yapan diziyle ilgili olarak yazılanlara bakalım. Radikal’de Tayfun Atay ve Cumhuriyet’te Mehmet Çoban aynı noktaya dikkat çekmişler. Şehirlileşip burjuvalaşan muhafazakar kesimin töre ile dini ayırmasına. Yeni Şafak’tan Sema Karabıyık da buna işaret ediyor ama dizinin en önemli eksiğini de açıkça ortaya koyuyor: “Bir gerçeğe, soruna dikkat çekme misyonu üstleniliyorsa ‘ne olduğu’ değil ‘ne olması gerektiği’ hikaye edilmeli.”

Sema Karabıyık son derece haklı. Çünkü dizide yaklaşık 70 bölümdür sergilenen acı, gözyaşı, işkence dışında sosyal sorumluluk adına üstlenilmiş, becerilmiş, hiçbir şey yok. Zehra’nın ‘öldüğü’ bölümden hemen sonraki 67. bölümün başında okuduğumuz “Bu bölüm; büyüyemeden, çocukluğunu yaşayamadan hayatını kaybeden küçük gelinlere ithaf edilmiştir. Sadece bedenleri değil; hayalleri, umutları, gelecekleri ölen küçük gelinleri acıyla anıyoruz” ibaresinden başka bir şey görmedik, duymadık. Üstüne üstlük, ilk üç bölümde Esra Erolvari tavırlarıyla köyde herkese müdahale eden, esnafın dükkan önünden kovduğu köyün meczubuna “Hanımefendi, burada istediğiniz kadar durabilirsiniz,” esnafa da “Beyefendi, ne hakla kovuyorsunuz hanımı?” gibilerden çıkışlarda bulunan, yanında zar zor ikna ettiği polisle nişan, düğün basan Melek öğretmen artık Kirman ailesinin gelini olarak, habire dayak yemiyor mu?

Kadının kadına zulmünden geçilmeyen dizinin çekim sürecinde basına yansıyan hikayeleri de son derece ilginç. Önce Melek öğretmeni oynayan Gözde Mukavelat, “oyuncu arkadaşı Orhan Şimşek’in dengesiz hareketleri yüzünden psikolojik şiddete maruz kaldığı” gerekçesiyle diziden ayrılıyor. Kendisi ana karakterlerden biri, yerine yeni bir oyuncu Bengi Öztürk geliyor, reytinglerde tık yok. Sonra daha da ilginç bir gelişme, Azad’ı oynayan başrol oyuncusu Orhan Şimşek iki gün ortadan kayboluyor. Herkes perişan, ailesi “ilaç kullanıyordu, bipolar teşhisi konmuştu,” diyerek merak içinde kıvranırken yeni Azad (Barış Çakmak) belli oluyor ve dizi yoluna devam ediyor. (Orhan Şimşek daha sonra sağ salim ortaya çıkıyor.)

Reyting başarısını aynen sürdüren dizinin neden izlendiğini Ekranella’dan Sümüklü Papatya da şöyle açıklıyor: “Küçük Gelin, hikayesiyle artık ikrah getirmiş bir temaya sahip olsa da insanların kafasını yormadan seyredeceği matematiğe sahip bir dizi. ‘Reality show’ seyreder gibi yüksek dozda akan gerilim ve heyecan hiiiçç kafayı açmadan kolay bir seyirlik sunuyor. Bu ülkenin tv izleyicisinin çoğunluğu Twitter veya Facebook kullanıcısı değil bir kere. Şu an hızlı tüketen ve sosyal medya kullanıcısı olan seyirci kitlesi bu tür dizilere ''Kim seyrediyor bunu, ıyy...'' muamelesi yapsa da. Küçük Gelin izleyicileri, aralarında sosyal medya ile uzaktan yakından alakası olmayan, okumak isteyip de okutulmayan, evlenmek istemeyip de zorla evlendirilen kadınların büyük çoğunluğunu barındırıyor. Karakterde kendini yaşayan seyirci sonuna kadar takip ediyor o karakteri. İhanet etmiyor seyrettiğine. Kendi hayalleriyle ve yapamadıklarıyla özdeşleştirmiş çünkü seyrettiğini. Onun için prodüksiyonun vasatlığının, oyunculuk seviyesinin piyes tadında olmasının, kullanılan şivenin korkunçluğunun zerre önemi yok. Çünkü o küçük kızın peşinde. ‘Bu kadar uğraşıyor, okuyabilecek mi? Töreden kaçabilecek mi? Benim yapamadığımı yapabilecek mi?’ diye diye, onun mutlu olacağı zamanları heyecanla bekleyerek seyrediyor.”

Belli ki Zehra’nın daha çok çekecek çilesi var. Hele bu tempoyla. Mesela son bölümde herkes dizi boyunca sürekli aynı cümleleri tekrarlayıp durdu. Herkesin toplam dört beş cümlesi vardı herhalde. Saat 19:00’da özet bölümüyle başlayan dizinin yeni bölümü 21:00’de yayına girdi. İki bölümdür sadece ağlayan Melek’e “Zehra ölmedi,” demek, bu iki kelimeyi söylemek, özetle birlikte tam beş saat aldı. Azad’ın ağzından bu iki kelime çıktığında saatler 23:59’u gösteriyordu. Biz o kadar uzatmayalım. Her hafta bunca insanın izlediği Küçük Gelin, çok önemli bir misyon üstlenebilecek, izleyenin algısını değiştirebilecek, en azından bu yönde gayret sarf edebilecekken saatlerce duygu sömürüsü yapılan bir dizi olmaktan öteye geçmiyor maalesef. Tekrar izler miyiz? Hayırnoktanet.