Kultur Shock: Sahnede 6000 kişi çalıyormuş gibi hissediyorum

Kultur Shock: Sahnede 6000 kişi çalıyormuş gibi hissediyorum
Kultur Shock: Sahnede 6000 kişi çalıyormuş gibi hissediyorum
Balkan çingene müziğini punk ve metalle harmanlayarak ortaya eşsiz bir sentez çıkaran Kultur Shock, 5 Mart'ta İstanbul Nublu'da, 6 Mart'ta ise Ankara Eskiyeni'de olacak. Grubun vokalisti ve gitaristi Val Kiossovski ile, dillere destan sahne performanslarıyla ünlü Kultur Shock'un dününü ve bugününü konuştuk. "Sahnede 6 kişi değil, 6000 kişi çalıyormuş gibi hissediyoruz ve bu beraberlik hissi cidden harika."
Haber: BATUHAN BEKMEN / Arşivi

Geçen yıl yayınladığınız dokuzuncu albümünüz “IX” için başarılı bir kitle fonlama (crowdfunding) kampanyası gerçekleştirdiniz ve kampanya için belirlediğiniz miktarı geçen bir fon elde ettiniz. Bu kampanyadan böyle bir sonuç almayı bekliyor muydunuz? Bu tarz fonlama kampanyalarının müziğin geleceğini ne yönlerde etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

Val: Müzik “endüstrisinin” tamamen kayıp bir durumda olduğundan ve kimsenin yaptığı müziği nasıl finanse edeceği, satacağı veya dağıtacağı ile ilgili hiçbir fikri olmaması gerçeğinden başlayalım. Sorunlarla ilk karşılaşmamız birkaç yıl önceye, yaptığımız albümleri önceki albümlerde olduğu gibi albüm satışları üzerinden finanse edemediğimizi ve dinleyicinin müzikle olan ilişkisinin değiştiğini fark etmemize dayanıyor. Dijital devrimin grup ve sanatçılara sağladığı ucuz kayıt imkânlarına ek olarak, artık dinleyiciler de istedikleri müziği, istedikleri zaman , ufak bir ücret karşılığında dijital olarak dinleme özgürlüğüne sahipler. Bu bir tüketici ve müziksever için çok güzel bir şey, ancak sanatçıların kayıt, prodüksiyon, tanıtım ve dağıtım alanlarında karşılaştığı maliyetlerin karşılanması için bir çözüm sunmuyor.
Ayrıca, nasıl bir dağıtım yapılıyor? Kime ulaşılıyor? Tüm bu yeni sistem nasıl işliyor? “Kendin-yap” kültürünü gururla benimsemiş bir grup olarak, hayran kitlemiz ve destekçilerimizin yardımını istemeden önce yapabileceğimiz her şeyi yaptık. Ancak en nihayetinde ya yardım isteyeceğimiz ya da müzik yapmayı ve albüm yayınlamayı durduracağımız bir durum ile karşı karşıya kaldık. Yalnız eski hit şarkılarını çalan bir nostalji grubu olmaktan hoşlanmayan ve yeni fikirleri uygulamaya koymaktan keyif alan bir grup olduğumuz için, destekçilerimize, dinleyicilerin sürecin içerisine katılabilmesi için yeni bir yol sunan, en ağır maliyetlerin önceden halledileceği ve sonrasında albüme sahip olmak isteyen herkesin ücretsiz olarak sahip olabileceği bir teklif sunmamızın gerekli olduğuna karar verdik. Dinleyici ve destekçilerimiz, plak şirketimiz hâline geldiler denebilir yani. Bizler ve bu albüm için, şimdilik işe yarayan bir yöntem oldu bu; ancak müziğin finansmanı için sürdürülebilir bir yol olup olmadığını zaman gösterecek.

Kultur Shock’un takip ettiği bağımsız müzik yolunda ilerlemek isteyen grup, müzisyen, hatta plak şirketlerine ne önerirsiniz? Sizce bu yeniden şekillenen müzik dünyasına adapte olmanın yolları neler?
Val: Gerçekten zor bir soru. Bunun herhangi bir reçetesi olduğunu söyleyemem ve müzik yapmak ve icra etmenin önünde duran mevcut sorunlar için bir çare bulunduğunu da düşünmüyorum. Herkes bu çılgınlığın içerisinde kendi yolunu bulmalı. Bir sanatçı için işe yarayan bir şeyin, diğer bir sanatçı için de işe yarayacağı gibi bir garanti yok. Karşılaştığımız en büyük sorun, müzik prodüksiyonunun finansal yönleri ile değil, tanıtım yönleri ile ilgili. Bir yandan internet ve müzik dinleme siteleri bunun için iyi bir platform oluşturuyormuş gibi görünüyor, ancak piyasa o kadar doymuş durumda ki, güçlü bir şarkı veya video klipin tutması haricinde kesin bir sonuç beklemek zor. Tarz ve dinleyici kitlesi de bir faktör hâline geldi tabii. Çünkü pop müzik her zaman, bağımsız icra edilen ve belirli kitleleri hedef alan müzikten daha fazla satacak. Başka bir deyişle, hepimiz ayvayı yedik.

Son albümünüz “IX”i önceki albümden ayıran özellikler neler? Seyircilerin en çok katılım gösterdiği yeni şarkılar hangileri?
Val: “IX”, tam bir ifade ve yönelim özgürlüğü içerisinde yazıldı. Albümde nasıl bir sound istediğimizi biliyorduk ve istediğimiz sonucu alabilmek için prodüksiyon aşamasında takip edilmesi gereken adımları planlayabildik. EP şeklindeki işlerle istediğimizi elde edemeyeceğimizin, modern AOR grupları gibi bir konsept albüm, uzunçalar grubu olduğumuzun farkına vardık. Müziğimiz ve sözlerimiz ile söylemek istediğimiz çok şey var ve bütün bir sanat eseri olan, ayrı ayrı parçalardan oluşmayan bir albüm yapmak istiyorduk. Albümün prodüksiyonu için minimalist bir yaklaşım seçtik, bu konuda yine 2014-2015 yıllarının araçlarını kullanarak 70’lerin klasik sound’unu elde ettik. Seyircilerin bir albümde tercih ettiği şarkılar her zaman bizi şaşırtıyor. Albüm çıkar çıkmaz en çok dinlenen ve indirilen parça “Bogu Dusu” oldu. Yeni albümdeki 9 şarkıdan 5’ini konserlerde çalıyoruz ve hepsi seyirciden gayet iyi tepkiler alıyor.

Kultur Shock kurulduğundan beri 40 farklı ülkede, 900’den fazla konser verdi. Bu oldukça etkileyici bir rakam. Sizi uzun yıllar boyunca, neredeyse aralıksız bir şekilde konser vermeye, turlara çıkmaya iten asıl sebeplerden söz edebilir misiniz?
Val: Yerinde duramayan bir grup olduğumuz rahatlıkla söylenebilir. Beraber çalmayı ve yazmayı çok seviyoruz ve sık sık birlikte sahne alıyor olmak bize çok keyif veriyor.Bu hiçbir şeyin sağlayamayacağı bir keyif duygusu; bize hep daha fazlasını isteten şey de bu. Bildiğiniz üzere, konserlerimizde seyircinin bize katılımı çok önemli bir rol oynuyor ve seyirciyi, akla gelebilecek her yolda konserin bir parçası hâline getirecek performanslar sergilemeye çalışıyoruz. Bu yüzden bazen sahnede yalnızca 6 kişi değil, 600 veya 6000 kişi çalıyormuş gibi hissediyoruz ve bu beraberlik hissi cidden harika.

Dünyanın birçok yerinde konser veren ve devamlı seyahat eden, turlayan bir grupsunuz. En büyük ilgiyi gördüğünüz ve seyirciyle kurduğunuz ilişkinin en sağlam olduğunu düşündüğünüz ülkeler hangileri?
Val: Kesinlikle Güneydoğu Avrupa ülkeleri; bu ülkelerin içerisine Türkiye de dâhil. Tüm bu ülkeler bir zamanlar imparatorlukların parçalarıydı ve bu imparatorluklar o kadar çok farklı kültürü bir arada taşıyordu ki, bir etnik grup veya bölgeden diğerine olan çapraz müzikal etkileşim her yere yayılmış durumda. Bu durum yalnızca müzik yazım ve icra kısmını ilginç kılmakla kalmıyor, dinleyicilerimize tanıdık gelecek birçok referans noktası oluşturabilmemizi de sağlıyor. Mastika’nın bir Türk, Bulgar veya Makedon şarkısı olup olmadığının bir önemi yok. Önemli olan, Ljubljana’dan Ankara’ya herkesin, bir zamanda, bir şekilde bu şarkının bir parçasını duymuş olması. Bu yüzden bu insanların ilgisini çekebilmek oldukça kolay. Almanya’da bu şarkıya yönelik hiçbir referans yok. Yani oradaki insanlar müziğimizi egzotik bir hayvanmış gibi görüyorlar –ki bunda hiçbir sorun yok. Ancak tüm olan biteni tecrübe edemiyorlar, onların geleneğinin bir parçası değil bu.

Çok seyahat eden bir grup olmanın Kultur Shock’un müziğine nasıl bir etkisi var? Ziyaret ettiğiniz ülkelerin kültürleri, sound’unuzu yeni ufuklara taşımanız konusunda size yardımcı oluyor mu?
Val: Kesinlikle! Avrupa’da turlamaya başladığımız ilk zamanlarda İspanya’da çok zaman geçirdik ve bunun etkilerini “Kultura-Dikatura” albümünde duymak mümkün. Daha sonra Balkanlar’da çokça zaman geçirdik, bunun etkilerini de “We Came to Take Your Jobs Away”de duymak mümkün. Mevcut kadromuzla “Integration” albümünü kaydederken, ziyaret ettiğimiz tüm ülkeler ile ilgili bilgi sahibiydik. O albümde de bu durumun etkileri mevcut. Son zamanlarda Ermeni müziği ile yakından ilgilenmeye başladım. “IX”teki bazı ana ritimlerde, temalarda ve melodilerde de bunun etkileri duyulabiliyor.

Kultur Shock, orijinal sound’u sayesinde her zaman için farklı birçok türden dinleyiciyi konserlerine çekebilen bir grup oldu. Bize bir Kultur Shock konserinin nasıl geçtiğinden bahseder misiniz?
Val: Genelde, konser saatinden yaklaşık bir saat önce kuliste toplanıyoruz. Isınıyoruz, giyiniyoruz, dünyayı ardımızda bırakıyor ve az sonra vereceğimiz performansa odaklanıyoruz. Daha sonra, gerekirse şarkı listesini düzenliyoruz, geçen geceki konserde hata yapanlarla dalga geçiyoruz, bir şeyler içiyoruz ve sahneye çıkmaya hazır hâle geliyoruz.Konserde çalacağımız şarkıları özenle seçiyoruz, çünkü tüm şarkılar birbirlerini uygun bir şekilde takip etmek, dinleyiciyi aktif ve ilgili tutmak, en sonunda doruk noktasına ulaşan bir çizgiyi izlemek ve en çok da bizi çalarken mutlu etmek zorundalar. Konserde favori şarkınızı duymazsanız, o şarkı, o geceki performansa bir şekilde uymamış demektir. O şarkıyı sevmediğimizi ve kayda değer bir şey olarak görmediğimizi düşünmeyin. Şarkı seçiminde kişisel tercihlerimizden çok, biz ve seyirci arasındaki coşku aktarımı ve seyirciden bize gelen akışın devamlı olması önemli.

Müziğinizi Türk insanı için çekici yapan etkenlerden bir tanesi de, artık bu ülke kültürünün de bir parçası hâline gelmiş, tanıdık ezgileri çokça kullanıyor olmanız. Türkiye ve Balkan bölgesinin kültürel yakınlığı Kultur Shock’un müziğini de etkiliyor mu? Türkiye’nin Kultur Shock’a karşı hissettiği yakınlık duygusunu, Kultur Shock’un da Türkiye veya İstanbul için hissettiği söylenebilir mi?
Val: Yukarıda da bununla ilgili bir şey belirttim, ancak kısaca evet diyebilirim. Gino ve benim için, birer parçası olduğumuz karmaşık Balkan kültürü ile ilişki kurabilmek her zaman kolay oldu. Bu durum, Amerikalı grup arkadaşlarımız için ise bir keşif sürecine dönüştü. Bölge ve özellikle Türkiye’ye dair bir bilgi birikimi oluşturuyor, aralarında bir ilişki kuruyorlar. Hepimiz bu kültüre hayranız; sesler, kokular, insanlar, karşılıklı ilişkiler… Her şey, bize her zaman daha fazlasını isteten bu yolculuk deneyiminin bir parçası.

Kultur Shock, 5 Mart Perşembe akşamı İstanbul Nublu’da, 6 Mart Cuma akşamı ise Ankara Eskiyeni’de.