Kültürün kalbine bir gençlik gezisi

Kültürün kalbine bir gençlik gezisi
Kültürün kalbine bir gençlik gezisi
Batı'nın kendi gençleri için çoktandır uyguladığı 'eğitici gezi programları' nihayet bizde de görülüyor. Tan Sağtürk 47 öğrencisiyle Viyana ve Budapeşte'ye bir kültür gezisi düzenledi.
Haber: VEDAT ATASOY / Arşivi

Benim gibi 2007 doğumlu çocuğu olanlar, bu aralar büyük bir belirsizliğin içinde. 4+4+4 yasası sayesinde rahat bir uyku yok bize! Geçen hafta 5 yaşına basan oğlum, şimdi bir anda ilkokula başlayabilir. Bu ruh hali içinde geçmiş yıllarda hazırladığımız bir belgesel geldi aklıma: ‘ Türkiye ’de Genç Olmak’. 10 gencin bakışıyla Türkiye’de genç olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatan bu belgeseli hazırlarken, Türkiye ve Avrupa ’nın eğitim ve gençlik politikalarını incelemiştik.
Girmek için can attığımız Avrupa Birliği’nin gençlik politikasının temelinde iki unsur vardır. Bunlardan biri öğretim; diğeri ise sosyal vatandaş olmak. Bizde birincisi düşe kalka varlığını devam ettirse de, ikincisinin esamesi bile okunmaz. Aslında Avrupa’yı dünyanın geri kalanından ayıran özelliğin de temelini, bu sosyal vatandaş olmak bilinci oluşturuyor. Bu yazımda, “Sosyal vatandaş ne demektir” sorusunun cevabını, bizden güzel bir örnekle anlatmaya çalışacağım. 

Gezi programları, nihayet! 
Avrupa ülkeleri, gençlerin gelecekte ülkelerinin yönetiminden sorumlu olacağını bildiğinden, gençliği o güne hazırlamayı ülke politikası olarak benimser. Ancak öğretimin yanı sıra gençlerin birey olarak da yetişmesini ister. Çocukların ve gençlerin okul dışı aktivitelerini destekler. Bu amaçla kurulan ‘Ulusal Ajans’lar, gençlerin projelerine maddi destek sağlar. Ülkemizde de başarıyla çalışan bu ajanslar, gençlerin başka ülkelerin kültürlerini öğrenmesini ve kişisel özgüvenini geliştirmesini destekler. Erasmus, Leonardo, Comenius gibi programlar, bu ajansların desteklediği değişim programlarıdır. Ayrıca her türlü eğitim kurumu, çeşitli gezilerle öğrencileri geleceğe hazırlar. Örneğin, Kaş’ta yaşayan ünlü dalış hocası, dostum Erol Öztunalı, her yıl Almanya’dan gelen lise öğrencilerine dalış eğitimi veriyor. Patara, Demre, Kekova, Xantos, Letoon, Likya Yolu gezileri de bu dalış eğitiminin uzantısı olan aktiviteler arasında. Böylece gençler, Kaş’ın zengin arka planını da görme fırsatı buluyor.
Son dönemde bizde de öğrenci gezi programları yapılmaya başlandı. Özellikle Bilfen, Doğa Koleji gibi kurumlar, yavaş yavaş bu aktivitelere başladı. Burada gördüğüm en büyük eksiklik ise bu aktivitelerin, ‘turistik gezi’ kalıplarında sıkışması. Buradaki ana fikir, gençleri sorumlu olacakları bir organizasyonun içine sokmak olmalı. Son zamanlarda gördüğüm en başarılı gençlik aktivitesini ise ünlü balet Tan Sağtürk organize etti. Sağtürk, dünyanın en önemli bale topluluğu Fransa Devlet Balesi’nde başdansçı olarak yer aldı. Topluluğun turnelerinde, dünyanın dört bir yanında yılda yaklaşık 400 gösteri yaptı. Artık sahnede değil, fakat danstan da kopmadı. ‘Tan Sağtürk Dans Akademisi’ adıyla Türkiye’nin dört bir köşesinde 16 okul kurdu. Öğrencilerle bilgisini paylaşırken, yıllarca eksikliğini duyduğu çalışmanın da öncüsü oldu... Öğrencileriyle birlikte bir dans yolculuğu... Bunun için çizdiği rota, Budapeşte ve Viyana’ydı... 

Gerçek kültür başkentleri 
Budapeşte ve Viyana, Tuna Nehri’nin etrafında, iki eski ve büyük şehir. İkisinin de en büyük özelliği, sanatın şehrin her köşesinde hissediliyor olması. Liszt, Mozart, Strauss... Her köşe sanat eserleriyle dolu.
Bu ‘gerçek’ kültür başkentlerinin en önemli özelliği, şehirlerinin de simgesi olan opera ve tiyatro binaları. Bu binalar, her bir yanı oya gibi işlenmiş, muhteşem bir akustiğe sahip son derece görkemli binalar. Çocuk, genç, yaşlı, herkes gösterilere en şık kıyafetleriyle geliyor. Bu da şehirlerin ve insanların, sanata ve sanatçıya verdiği değerin bir göstergesi.
İşte Tan Sağtürk, bu kültürü öğrencilerine gösterebilmek için Avrupa’nın en görkemli opera binalarına sahip bu iki kente yolculuk yaptı. Ve bunu yaparken, öğrencilere Budapeşte Devlet Konservatuvarı’nda dersler organize etti. Yabancı bir ekolü, onların salonlarında, onların hocalarıyla yaşamak bambaşka bir tecrübe. Sağtürk bu durumu, “Profesyonel dans edenler bile bu tecrübeyi yaşayamadı” diye özetliyor. Geçmişte bir hayal olan bu eğitim turu, artık doğru organizasyonlarla birlikte yapılabiliyor.
Bu gençlerin belki de sadece birkaç tanesi gelecekte bu işi profesyonelce yapabilecek. Ancak hepsi de sanatın ve sanata verilen değerin ne demek olduğunu şimdiden deneyimlediler. Eğer gelecekte gerçekten büyük bir ülke olmak istiyorsak, çocuklarımızın doğru yetişmesi gerekiyor. Onları politik kavgaların içine sokmadan, iktidara göre değişen gençlik politikalarından vazgeçmeli, sadece öğretim programlarıyla değil sosyal vatandaş olmasını da desteklemeliyiz.

‘Balenin ortak dilini yaşayarak öğrendim’

TAN SAĞTÜRK 
Türkiye genelindeki 16 ‘sanat akademisi’ ve yaklaşık 350 öğrenci, bizi Avrupa’daki en büyük okul haline getirdi. Fakat eğitim kalitesini, bu sanatın doğduğu topraklarda seviyemizi mukayese ederek ölçmek istedik ve yetenek kalitesine bakmaksızın, iki yaş grubundan 47 öğrencimizle, Budapeşte ve Viyana’ya doğru yola çıktık. Öğrencilerimiz, Budapeşte Devlet Konservatuvarı’nda profesörler eşliğinde bale derslerine girdiler. Devlet Balesi’nde ‘Şımarık Kız’ adlı eseri seyrettiler. Bu çalışmaları Viyana’da da gerçekleştirdiler. İki ayrı ülkede sanatsal yapıları ve çalışmaları mukayese edebilir hale geldiler.

GAMZE YILMAZEL 
Budapeşte ve Viyana, kültürel açıdan zengin şehirler olduğundan bana çok büyük katkı sağladı. İzlemeye gittiğimiz bale gösterileri, geziyi özel kılan en önemli faktörlerdendi. İzleyicilerin sanata ve sanatçıya duyduğu saygı, özellikle ilgimi çekti. Ayrıca Budapeşte’de konservatuvardaki hocalarla yaptığımız dersler çok keyifliydi ve bizi geliştirdi. O derste belki dil konusunda ya da terimlerle ilgili problem yaşayabilirdik ama hiçbir sorun olmadı. Ben de balenin evrenselliğini, dilinin ortak olduğunu orada bizzat yaşayarak öğrendim.