Kündeye gelen hayatlar...

Kündeye gelen hayatlar...
Kündeye gelen hayatlar...
'Foxcathcer Takımı', Amerikan güreş efsanesi 'Schultz kardeşler'in trajik hikâyesinden yola çıkarak son derece çarpıcı bir sistem eleştirisine soyunuyor. Film beş dalda Oscar adayı
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Foxcatcher Takımı (Not: 4.5/ 5)
Orijinal adı: Foxcatcher
Yönetmen: Bennett Miller
Oyuncular: Channing Tatum, Steve Carell, Mark Ruffalo
Yapım: 2014, ABD
Süre: 134 dk.

Sinema yoluyla sistem eleştirilerine devam... İki hafta önce gösterime giren ‘Leviathan’, ‘Yeni Rusya’nın ahlakını, değişen değerlerini, önceliklerini anlatıyordu, ‘Foxcatcher Takımı’ ise gerçek bir olaydan yola çıkarak genel bir sistem ve kapitalizm eleştirisine soyunuyor...

Önce kısaca öykü diyelim: 1984 Olimpiyat Oyunları’nın ‘Altın’ madalyalı güreşçisi Mark Schultz, ağabeyi Dave’in gölgesinde geçen yıllardan sonra kendi rotasını çizme adına çok önemli bir teklif alır. Ülkenin en zengin hanedanı Du Pont ailesinden John, genç güreşçiyi malikânesine çağırır ve sahibi olduğu ‘Foxcatcher’ın başına geçerek hem kendisini hem de ekibini 1987 Dünya Şampiyonası’na ve 1988 Olimpiyat Oyunları’na hazırlamasını ister. Mark, mali açıdan olduğu kadar prestij açısından da gurur verici bu öneriye dört elle sarılır. Ve fakat çok geçmeden nasıl bir problemin içine düştüğünü fark edecektir...

Bennett Miller’ı ‘Capote’ ve yine spor dünyalarında gezinen ‘Moneyball’la hatırlıyoruz. Genç yönetmen ‘Foxcathcer’ üzerinden son dönemde izlediğimiz en etkili, en çarpıcı spor filmlerinden birine imza atıyor. ‘Foxcatcher Takımı’, güreş tarihinden yaşanmış bir vakayı perde önüne taşırken Amerikan kapitalizminin ne menem bir şey olduğunun da çok güçlü bir portresine soyunuyor.

Adeta mahallenin yeteneksiz ama topun sahibi olduğu için takımdaki yeri garanti çocuğu gibi davranan John Du Pont üzerinden burjuvazinin yerinin yurdunun tarifine soyunan film, Schultz kardeşler üzerinden de alt sınıfın psikolojine ve sosyolojik arka planına odaklanıyor. John Du Pont’un adeta annesine karşı rüştünü ispatlama yolunda güreşi kullanması da filmin bize sunduğu geniş perspektif içindeki ilginç noktalardan biriydi -üstelik yaşlı kadının bu sporu alt sınıfa ait olması nedeniyle hiç sevmemesine rağmen-. Bir not daha: Du Pont malikânesi, Amerikalı eleştirmenlere ‘Citizen Kane’deki ‘Xanadu’yu çağrıştırmış.


GÜCÜ SAKİNLİĞİNDE...
Oyunculuklara gelince: Steve Carell, ‘Foxcatcher Takımı’nda sanırım kariyerinin en farklı kompozisyonuyla karşımıza çıkıyor. Keza ortaya koyduğu olağanüstü performansla Oscar’da ‘En İyi Erkek Oyuncu’nun beş adayından biri. Mark Schultz’ta Channing Tatum da çok iyi ama filmde bir başka ışıltılı oyunculuk gösterisi Mark Ruffalo’dan geliyor. Nitekim tecrübeli aktör de ‘En İyi Yardımcı Erkek’ dalının beş adayından biri. Anne Du Pont’ta Vanessa Redgrave, Dave Schultz’un eşi Nancy’de de Sienna Miller gayet iyiler.

Orijinal senaryoda -ki E. Max Frye-Dan Futterman ikilisi kaleme almışlar- da ‘Oscar’ın beş adayından biri olan ‘Foxcatcher’da vatanseverlik, milliyetçilik söylevleri ve bayrak görüntüleri arasında meseleler, bir ‘ana akım sinema’ örneği içinde gayet akıcı ve en önemlisi son derece sade bir öyküyle aktarılıyor.

Bir de filmin bu coğrafyaya bağlanan uzantısının altını çizelim. Mark Schultz, altın madalyaya uzandığı Los Angeles Olimpiyat Oyunları’nda Reşit Karabacak’ı faullü bir hareket sonucu yenerken güreşçimizin kolunu kırmıştı. Bu hesap bir anlamda 1988 Seul Olimpiyat Oyunları’nda kapatılmış, Necmi Gençalp Schultz’u çok farklı yenerken turnuva dışına itmişti.
Sonuç? Son dönemde çizgi üstü yapımlar izliyoruz. ‘Foxcatcher Takımı’, salondan çıktığınızda bile etkisini uzun süre yitirmeyen filmlerden, kesinlikle kaçırmayın...