@ErkanAktug

Kütahyalı hippi İsmail Saray'ın aşırı ilginç macerası...

Kütahyalı hippi İsmail Saray'ın aşırı ilginç macerası...
Kütahyalı hippi İsmail Saray'ın aşırı ilginç macerası...
SALT Galata'da ilginç bir sergi var şu sıralar: 'İngiltere'den Sevgilerle, İsmail Saray'. Bu, 71 yaşındaki Saray'ın Türkiye'deki ilk solo sergisi. Kendisinin bile ilk kez 'canlı' gördüğü işler var sergide. Bugün İngiltere'de devlet müzeleri ücretsizse bunda Saray'ın da parmağı var. Nasıl mı? Kütahyalı hippi İsmail Saray'ın aşırı ilginç macerasını kendisinden dinledik.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Bugün İngiltere’de devlet müzeleri ücretsizse bir nedeni de sanatçı İsmail Saray... Zira yıllardır Londra’da yaşayan Saray, 1990’larda tam 7 yıl boyunca sanatçı arkadaşlarıyla birlikte çeşitli kampanyalar, eylemler düzenleyerek devlet müzelerinin ‘ücretli’ yapılmak istenmesine karşı mücadele verdi. Sonunda başardılar da...
Peki kim bu İsmail Saray? Türkiye ’de pek tanınmayan, şu sıralar Salt Galata’da devam eden ‘İngiltere’den Sevgilerle’ sergisiyle -ki bu Saray’ın Türkiye’deki ilk solo sergisi- yeniden hatırlanan Kütahyalı İsmail Saray, 1968’de devlet bursuyla gittiği Londra’dan 1973’te Türkiye döndü. Fakat normalde akademisyen olarak Gazi Eğitim’e atanması gerekirken sırf hippi görünümü nedeniyle Samsun’a tayin edildi. 12 Eylül sonrası tekrar Londra’ya yerleşti, 93’e kadar hiç Türkiye’ye gelmedi. Bu süreçte Türkiye’deki öncü çağdaş sanat sergilerine katıldı ama mektupla... Projelerini çizimlerle anlattığı mektuplar gönderiyor, sanatçı arkadaşları da işleri hayata geçiriyordu. 80 sonrası arkadaşları asıldı, işkence gördü, haliyle onun işleri de politikleşti. 93’ten 2010’a tam 17 yıl hiç iş üretmedi, kendisini sanatçı hakları mücadelesine adadı.
Bugün 71 yaşında olan İsmail Saray, Türkiye sanat tarihinde unutulmak üzereyken SALT tam da misyonuna uygun biçimde imdada yetişti. İki yıl süren titiz bir çalışma sonucu Saray’ın bütün arşivi kayıt altına alındı, ‘saltonline’ üzerinden kamuya açıldı. SALT Galata’daki sergi ise bu titiz çalışmanın önemli bir ayağı. Öyle ki, İstanbul ’un ardından Ankara ’daki SALT Ulus’a da konuk olacak sergide İsmail Saray’ın bile ilk kez ‘canlı’ gördüğü işler var. Biz de İsmail Saray’la buluştuk, ilginç hikayesini, nasıl hippi olduğunu, mücadelesini kendisinden dinledik...

Bu sizin Türkiye’deki ilk solo serginiz. İlk ve tek solo serginizi de Paris’te Osman Dinç’in atölyesinde açmışsınız. Ne hissediyorsunuz 71 yaşında doğduğunuz ülkede ilk solo serginizi açarak?
Aslında kendimi 7 yaşında gibi hissediyorum. SALT’tan böyle bir öneri gelince önce biraz duraladım. Daha sonra detaylı konuşunca ve bu tür bir arşivin derinlerine inilmesinin çok yararlı olabileceği kanısına vardım. Kendi açımdan böyle bir derleme yapılmasını gönül ister. Benim üzerimde durduğum en önemli noktalardan biri de bilgilerin değişik nesillere aktarılması… Bu çalışmanın gerek derinliği gerek içeriği, bazı küçük eksiklikler olmasına rağmen beni çok tatmin etti.

Teklif ilk kimden geldi size?İlk başta nasıl farkına varıldığım hakkında hiçbir bilgim yoktu. Londra’dayken bir e-mail aldım. Tate Modern’de bir serginin davetiydi. Serginin küratörlerinden biri olduğunu söylüyordu. Hoşuma gitti. Gittim. Serginin içeriği ve insanların candan olmaları beni çok çekti.

Kimdi daveti gönderen?Bu sergiyi hazırlayanlardan Duygu Demir… Sergi fikrini söyleyince “Fırsat bulursanız bize gelin detayları konuşalım” dedim. Londra’da elimdeki bazı dokümanları gösterdim. Bazı dokümanlar gerçekten eksikti. Bu eksiklikleri tamamlamak için ellerinden geleni yapacaklarını söylemeleri de beni sevindirdi. Her isteğimi yapma ve sorunumu çözme konusunda çok pozitif bir destek verildi sergi sürecinde. Başka sanatçı arkadaşlarla konuşarak açıklarımı tamamlamaları beni çok şaşırttı. Birlikte çalıştığım, benim işlerime yardım eden arkadaşlarımla yeniden bağ kurdum. Bu süreçte benim arkadaşlara mektupla çizimlerini gönderdiğim, onların gerçekleştirdiği işlerin ortaya çıkması beni çok mutlu etti, çok heyecanlandırdı.

İki işinizi galiba ilk defa bu sergide görüyorsunuz?Aslında üç tane işi ben hiç görmemiştim. Projelerimi göndermiştim, arkadaşlarım yapmıştı. Bu işlerin kayıplara karıştığı veya gerçekleştirilip unutulduğunu sanıyordum. Cengiz Çekil’le görüştükten sonra paketleri getirmeye başladılar. Paketler oldukça büyüktü ve içinden ne çıkacağının farkında değildim. Böyle bir durumda insan gerçekten arkadaşlarını takdir ediyor. Tam benim istediğim gibi işleri gerçekleştirdiklerini görmek çok mutlu ediyor. 

İsmail Saray'ın 1993'te AKM'deki sergide yer alan çalışması...

Sergiyi hazırlayanlardan Duygu Demir, “Bu segide asıl yapmak istediğimiz sanat tarihi anlatımından çıkmak üzere olan bir figürü tekrar o tarihe iade etmek” diyor. Haksız da sayılmaz. Ben dahil bir sürü insan ilk defa bu vesileyle sizi duyuyoruz. Diğer taraftan da onca mücadeleye rağmen unutulmak üzere olmak çok acıklı bir durum değil mi?
Beni en çok üzen ve etkileyen nokta eğitim görevinden uzaklaştırılmam. Hala da bunun ezikliği, acısı ve biraz da kızgınlığını hissediyorum. Benim eğitimimin başlangıcında Gazi Eğitim var. Orada hiçbir negatiflikle karşılaşmadık. Mezun olunca Türkiye’nin her köşesine dağıldık. Ben Diyarbakır’a gittim. Dağıldıktan sonra herkes kendi görevini yapma hırsı içindeydi. Avrupa’da sınavların kazanınca güçlenip tekrar gelmeyi ve çalışmayı düşünüyordum. 1973’te Türkiye’ye döndüğümde bu birden bire durduruldu. Tayinlerimiz geciktirildi. Normalde Gazi Eğitim Enstitüsü’ne hoca olarak atanmam gerekiyordu. 


Bunun sebebi neydi, hippi görünümünüz mü? Ne zaman hippi oldunuz? Gazi’deyken mi, Londra’da mı?
Devamlı farklılık içindeydik. Zaten doğru yolda gidenin bir noktada farklılık yaratması, kendi tuzunu, biberini katması gerekir. Bu aslında doğal bir şey. Kütahya’da gençliğin ve yetiştirildiğimiz ortamın getirdiği bir şey. Sakinlik var ve sakinliğin içinde de gençlerin oluşturduğu dinamizm var. Dinamizmi oradaki lisenin faaliyetleri ve yeni tanıştığım insanlarla oluşturduk. Haftasonu sinemalara giderdik. Kadınlar balkonda, erkekler ise aşağıda otururlardı. Kızlar bize bilet alırlardı ve hep birlikte kızlar locasında otururduk. Çok enteresan, sınıf arkadaşlarımla kızlı erkekli! Aramızda savcının, valinin çocukları da vardı. Benim gibi zanaatkar kesimden gelenler de.... Özgürlükçü bir ortamdı. Kütahya’daki bu zorlama benim serbest yaşamama neden oldu. Gazi’deki ortam da öyleydi. Kızlı erkekli. Aynı binada kızlar üst yatakhanede erkekler de aşağıda yatıyordu. Günümüzde bu kızlı erkekli yatakhaneler konusu çok değişmiş. Buna anlam veremiyorum. Biz gençlere ne kadar güvenirsek o derece kardeşçe büyürler. Çoğu insan bunun farkında değil maalesef. Bu bütünlük içinde yetiştiğim için herkese kardeşim gibi bakıyorum. Hippilik biraz da bu zamanlardan başladı. 

İsmail Saray, Gazi Eğitim'deki öğrencilik yılları...

Nasıl hippi olduğunuza gelelim... Gazi Eğitim’de arkadaşlarımın bir radyosu vardı. O zaman devamlı The Beatles’ı dinlerdik. 64’ten itibaren. Londra’da ise İngilizcemi ilerletmemle birlikte Vietman olayı hakkında daha çok bilgi edinmeye başladım. Vietnam’a karşı olan bir yığın Amerika’lı Vietnam’a gidip geri gelememesi aileleri etkilemeye başlamıştı. Vietnam’a askere gidip dönemiyenlerin yüzdesi çok artmıştı. Bu sebeple askerlikten kaçan Amerika’lı topluluğu oluşmuştu Avrupa’da. Bunun yanında müzik, film ve plastik sanat kültürleriyle birlikte gelmişlerdi. Bu durum beni farklı durumların serbestliği içinde olmamı sağladı. Benim saçlarımı ilk uzatmamın nedeni biraz enteresan. İlk başta İngilizcem yetersizdi, dil okuluna gidiyordum. Bir gün berbere gittim ve “Kes” dedim. “Kes” deyince asker traşı yaptı. Tam Amerikan asker traşı. Dur da diyemedim. Sakal traşı da yapınca tüyleri yolunmuş tavuğa döndüm birden. Ve bir daha berbere gitmemeye karar verdim. İkinci defa berbere askerden önce gittim. Yani 6 yıl sonra. Türkiye’de öğretmenlik yaptığım yerlerde de kimse saçıma sakalıma karışmadı. Dış görünüşü öyle olan kişilere sanatçı deniyordu. Aynı Zeki Müren’in ne yaparsa yapsın serbest olması gibi...

İsmail Saray, Samsun'daki öğretmenlik yılları...

Tam da 1968’de Londra’da olmak nasıldı?Londra’ya Paris üzerinden gittim. Trenle Paris’e gittim önce. Her taraf öğrenci kaynıyordu. Sonra Londra’ya geldim ve orası da aynı şekildeydi. Okullarını işgal eden öğrencilerin yürüyüşleri vardı gittiğim sırada. Eğitim bozukluğuna karşı bir isyan. Aynı zamanda, Amerika’nın Vietman’a olan tutumuna karşı isyanlar vardı. Farkında değildim ama bunlar tarihi zamanlardı. Jenni (Boswell Jones, eşi) de konularda çok aktifti. Öğrenci isyanlarının nedenlerini haklı bulduğunu anlattı. Öğretmenlerin de dahil olduğu idarecilere karşı konuşmalara ve toplantılara katıldım. İdareciler, öğretmen ve öğrencilerin isteklerini hiç göze almadıkları ortaya çıktı. Bu ortamda birden bire gözüm açıldı ve bir eğitim havuzunun içinde buldum kendimi. Sokaklarda aktiviteler içinde buldum kendimi. 


İsmail Saray, Samsun Öğretmen Okulu'nda...
Londra dönüşü Gazi Eğitim’e atanmanız gerekirken hippi görünümünüzün de etkisiyle Samsun’a öğretmen olarak atandınız. Sonra neden görevden alındınız?Birkaç yıl sorunsuz çalıştık Samsun’da. 80’li yıllarda birçok sorun ortaya çıktı. Siyasi sebeplerle atanan bilinçsiz öğretmenler, müdür yardımcıları oldular Samsun Eğitim Entitüsü’nde. Hiçbir yeteneği olmayan, hiçbir eğitim gücü olmayan bu tür insanlar art niyetlerle eğitimin içine girdiler. Yalnız ben değil bir yığın kişi dağıtıldı. Jenni’yle Samsun’dayken 12 Eylül oldu. Sabah kalktığımızda kapının önünde askerler vardı. Kaldığımız evin sahibi aşağı indi, kapımızı çalıp durumu anlattı. Askerler evden çıkmamamızı söylediler. O zamanlar postaneye bile gidemiyorduk. Jenni’yi yolluyordum postaneye. O da ancak tek başına gidebiliyordu. Herkes bizim öğretim görevlisi olduğumuzu bildiği için hiçbir yere gitmememizi tavsiye ettiler. 12 Eylül’den önceki durum çok gergindi. Okul otobüsü bizleri getirir götürürdü. Birkaç defa o otobüs de kurşunlandı.


12 Eylül darbesinden sonra mecburi hizmetinizi de tamamlayalamadan Londra’ya yerleştiniz. Orada nasıl geçindiniz, neler yaptınız?
Dünyanın hiçbir yeri güllük gülistanlık değil. Olanakları ne kadar iyi olsa bile kendi istediğin bir iş yapmayı denediğinde güçlüklerle karşılaşılır. Bütün eşyalarımızı Türkiye’de bırakmıştık. 8 milimetrelik film makinem vardı, onu bile bırakmıştım. Bir fotoğraf makinemi götürmüştüm. Londra’ya gelince en baştan başlamamız gerekti. Türkiye’de kurmaya çalıştığımız bir kooperatif sistemi vardı. Birkaç kişinin olanaklarını bir araya getirmesi şeklinde. İmece usulü. Ben tuz getiririm, sen su getirirsin, başka birisi çay getirir ortaya bir şey çıkar. Bunu oluşturmaya çalıştık İngiltere’de. Böyle bir olanak merkezi, bir dernek kurduk. Bu dernekte AND dergisini çıkarmaya başladık. Devletin işsiz sigortası var. Gelir gelmez bu sigortaya kaydolduk. Çok az, sınırlı bir maaştı. İlk vardığımızda zaten Jenni’nin annesiyle birlikte kaldık. Oradaki arkadaşlarımızın hemen hepsi öğretim görevlisi olarak çalışıyordu. Çünkü sanatçıların yüzde 80-90’ı eğitim kanalıyla gelirlerini sağlar. Biz 80’lerde Londra’ya yeniden gittiğimizde Thatcher, British Airways ve postaneler dışında elektrik, su, telefon, demiryolları, demir çelik fabrikaları ne varsa özelleştirmişti. Üniversilere devlet yardımı azaldı. Öğretmenlerin işleri zorlaşmaya başladığı için öğretmenliğe devam etmedim. 


1980’den 92’ye Türkiye’ye hiç gelmediniz. O süreçte burada önemli sergilere katıldınız. Mektupla çizimler gönderiyordunuz, işleri buradaki sanatçı arkadaşlarınız yapıyordu. Bu süreçte işleriniz de politikleşti.

O zamanlar Yılmaz Güney’in ‘Sürü’ (yönetmen Zeki Ökten) filmini izlemiştik. Yılmaz Güney’in karşılaştığı durumlar vardı; sanatın, hürriyetin ve içinde bulunduğumuz bu doğal hakların kullanılma zorluğu açısından. Bununla ilgili dergide de yayımlamıştık. Yılmaz Güney’in çalışmaları tavır açısından beni çok etkiledi. Ben Doğu’dayken oranın yaşam sistemini de gözledim, şuur altıma işlemiş. Politikacıların kendi arasındaki tavırları ve birbirlerine saygı duymamaları beni çok etkiledi. Bir de ben İngiltere’deyken artık asılmalar, hapishaneler, işkenceler başladı. Benim arkadaşlarlardan bazıları, ve onların tanıdıkları canlarını kaybettiler. Polis karakolunun üst pencerelerinden atılan insanlar vardı. Bu kargaşada insan sessiz kalamaz. Bu mantıksızlık içinde yapılan bu işkencelerin bir noktada sanatçılar taradından ciddiye alınması önemliydi benim için. 


İsmail Saray, Samsun yılları...

93’ten 2010’a, Royal College of Art’taki hocanız Peter Kardia onuruna 2010’da Londra’da açılan sergiye kadar hiç yeni iş üretmediniz. O nasıl bir karardı, bir küskünlük müydü?1993’te AND dergisini çıkartmaktan vazgeçtik. Yeni bir form bulmaya karar verdik. Teknoloji de gelişiyordu. O zamanlar İngiltere’de eğitim sistemi içinde herkes pasifleştirildi. Bir de 90’larda Gulf savaşı başlamıştı. Ona karşı çeşitli sergi organizasyonları yapıyorduk. Bir yığın sanatçıyı bir araya getirdik. İngiltere’de aynı zamanda müzelere ücret koymaya başladı hükümet. Buna karşı büyük bir kampanyaya giriştik, 7 yıl sürdü. Bir yığın fotoğraf ve filmleri var bunların. Sanatsal aktivizmde durmak yok, sapma yok, fakat sanat işi gibi görünen işler yapmıyorduk artık. Yaşama dönüşmüş bir sanat yapıyorduk. Gücü bir noktada o taraflara aktarmamız gerekiyordu, çünkü aciliyeti vardı. Eğer olmazsa İngiltere’deki bütün müze ve galeriler ücretli girilecekti. Bunun savaşını 7 boyunca verdik. Az bir zaman değil bu.


İsmail Saray, Diyarbakır'daki öğretmenlik yıllarından...

2000’lerden itibaren Türkiye’deki sanat ortamı hayli hareketli. O sırada hiç kapınızı çalan olmadı mı?Olmadı. Türkiye’de su başında olanlar önce kendileri içer suyu. Hala aynı durum. Herkes bir şeylerden yakınıyor. Üniversitede kan ter içinde çalışan öğretmenlerin yakınmaları var. Akademik bir yapıdan gelmedik ama maalesef sanatçıların alt yapı sorunları çözülmüş değil. Ben 80’lerin sonlarından itibaren hala bu alt yapının kurulması için uğraşıyorum. Sanatçıların sendikalaşması, telif haklar, bir yığın sağlık ve yaşam hakları... Aldıkları malların ve yapmaya çalıştıkları işlerin hiç olmazsa vergilerinin azaltılması. Bir alt yapı değişikliği söz konusu. Bunu İngiltere’de oluşturmaya çalışıyorduk. Bu konu hakkında bir çok konferansa çıkıyoruz Avrupa’da. Oldukça büyük bir konu. Bu konu açılırsa ben bütün dokümanlarımla savaşmaya hazırım.