Macbeth üstüne bir fantezi

Macbeth üstüne bir fantezi
Macbeth üstüne bir fantezi

Selim Atakan (solda), ?Hekate?nin Şarkısı? için Shakespeare?in sonelerinden 16 şarkı bestelemiş. Yönetmen Alkan (sağda), izleyiciye keyifli dakikalar geçirtmek için formüller geliştirmiş.

Açılış gösterisi 'Hekate'nin Şarkısı', Shakespeare'nin 'Macbeth'i, iktidar, erk, ataerkillik üzerine bir fantezi. Engin Alkan'ın yönettiği oyunun besteleri Selim Atakan'ın
Haber: DİLARA ERK / Arşivi

İSTANBUL - Shakespeare’nin sonelerinden oluşmuş 16 ayrı beste. Ömrünü müziğe adamış bir besteci ve tiyatroyla bütünleşen bir oyucuyla sanat basamaklarını büyük bir gururla çıkan emek dolu bir oyun, ‘Hekate’nin Şarkısı’! Besteleri Selim Atakan’a, kurgusu Engin Alkan’a ait ‘Hekate’nin Şarkısı’ hakkında bu iki önemli isimle provalar sırasında konuştuk. Shakespeare seven sanatseverlerin büyük ilgisini çekecek oyunun kadrosunda ise Zeynep Atakan, Ayça Varlıer, Emre Çelik, Banu Kunt, Begüm Günceler, Bülent Tekakpınar, Gamze Kuş, Duygu Türkekul var.

Hekate, Roma ve Yunanlıların hayalet, cadı ve büyü tanrıçası olarak biliniyor. Peki, gösterinin ismi neden ‘Hekate’nin Şarkısı’?
Engin Alkan: ‘Hekate’nin Şarkısı’nda, Shakespeare’in sonelerinden oluşmuş 16 parça bulunuyor. Gösterinin kurgusu Shakespeare’in ‘Macbeth’ oyunundaki cadılar figürü üzerinden başlıyor. Bu gösteri aslında Macbeth karakteri üstüne bir fantezi. Hekate, Shakespeare’in cadı figürü olarak kullandığı üç ayrı cadıdan baş cadının adı. Bu gösteri de Macbeth oyunu üzerine ve Macbeth’in iktidar, erk, ataerkillik üzerine bir çeşitleme. Ana tanrıça Hakete figürünü Shakespeare’in kullandığı gibi kötülüğün, karanlığın, sihrin ve büyünün tanrıçası olarak değil, Anadolu’da doğumun, bereketin, aydınlanmanın tanrıçası olarak kurguladık. Hekate’yi anaerkil formuyla ele aldık. Macbeth figürü ile de eril ve dişil karşıtlıklar üzerinden bir karşıtlık yarattık. Hekate’nin dönemler arasındaki form değişikliğinin de toplumlardaki değişen değer yargılarıyla olduğunu görüyoruz ve burada bir parça Hekate figürünün değişimi üzerinden müzikal bir tasarım yakalamaya çalıştık.

Gösteri için Shakespeare’in hangi sone ve şiirlerini seçtiniz, seçerken hangi uyuma dikkat ettiniz?
Selim Atakan: Shakespeare bazı oyunlarının şarkı bölümleri vardır. ‘Ofelya’nın Şarkısı’, ‘Mezarcının Türküsü’ gibi. Yıllar önce bazı sonelerden şarkılar yaptım ve bunları çeşitli çalışmalar içinde kullandık. Dolayısıyla o yıldan bu yana aklıma geldikçe bu repertuarı çoğalttım. Ve burada Engin ile buluştuk. Engin ve benim hoşumuza giden, bütünlük oluşturan soneleri bu oyuna kattık. Shakespeare mitoloji gibi hayatın birçok bölümünü anlatan soneleri var; doğmak, sevmek, birisine aşırı bağımlı olmak, şehvet peşinde olmak, iktidar kavgası. Hepsi var. Bir insanın yapabileceği her şey vardı. Onlar arasından bu soneleri seçtik. Engin’in hikayesiyle de bir bütünlük kazandı.

Peki nedir sizce bu projenin mesajı?
Engin Alkan: Mesaj verme sözcüğünü pek sevmiyorum ve bundan kaçınıyorum doğrusu. Bu bir yöntem evet ama benimde seyirciyle paylaşmak istediğim çok sey var. Mesaj, çözüm içerir. Sizin deneyimlerinizi içerir ve hayata dair bir çözüm itham eden bir cümle kurar. Ben hayatı bu kadar çözdüğümü düşünmüyorum, hayatın değişkenliği ve göreceliliği karşısında çok teslimim. Bu nedenle mesaj verme gibi bir kaygım yok. Ama seyirciyle paylaşmak istediğim birçok şey var. Bu gösteri de bir cümle kurmayacağım, pek çok cümle olacak. Her gün yaşadığımız problemlerin estetize edilmiş halini sunuyoruz biz. Burada birçok seyirci hayatından bir şeyler bulacak.

Bu gösteride size ait farklı dönemlerde bestelediğiniz 16 parça var. Bu besteler arasındaki geçiş sürecini bize anlatabilir misiniz?
Selim Atakan: Müziğe eğitimden sonra çok popüler bir alanda başladım. Daha sonra tercihim daha kültürel sahne müziği oldu. Eskiden daha çok okuyan ve daha çok sanatsal olayları izleyen daha çok farkında olan bir Türkiye varken şimdi daha eğlenceye yönelen bir topluluğun çoğaldığını gördüm. Yapılan sanatın belli bir kesim tarafından algılandığını ama büyük bir kesim tarafından da algılanmadığına tanık oldum. Ama böyle gitmeyeceğine inanıyorum. Engin’le birlikte çalışırken de farklılıklar olduğunu hissettim. Bu projeyle yaratıcılık tekrar canlandı.

Proje çok aşamalı bir süreçten geçmiş bu süreç içinde yaşadığınız olumlu veya olumsuz nelerle karşılaştınız?
Engin Alkan: Ne popülizmin tuzağına düşmek, ne elitizmin o fildişi kulesine hapsolmak ikisi de değildi amaçlanan! Ben salonda farklı kesimlerden seyircinin o iki-üç saati aynı coşkuyla yaşaması için formüller geliştirdim. Hem beğenisi çok incelmiş insanlara bu oyun için harcadıkları vakti kıymetli kılmak hem de henüz beğenisi o kadar incelmemiş fakat yaptığımız işe saygı ve ilgi duyan insanlara da ‘Be nereye geldim? Lanet olsun bir daha gelmeyeceğim. Kendimi burada yabancı ve küçük hissediyorum ‘ dedirtmemek. Şiirin lezzetini çıkartmaya çalışırken bir yandan da sahnede ihtirası ve felsefeyi var etmeye çalışıyorum.

Shakespeare’in sone ve şiirleri üzerine bestelediği parçalar ile albüm oluşturulması planlanıyordu. ‘Hekate’nin Şarkısı’ oyunu ile bu fikir rafa mı kaldırıldı?
Selim Atakan: Gösteriyi daha çok bir konser şeklinde düşündük ama Engin öyle bir proje sundu ki bunu hemen unuttuk. Ama bunu yine de rafa kaldırmış değiliz, biraz değiştirdik. Belli bir sayıda gösteri yaptıktan sonra bir DVD olarak çıkartmak istiyoruz. Şarkılar herksin çok daha rahatlıkla dinleyip hatta birlikte söylenebilecek şarkılar. Bunlar daha yaşayan müzik, buna da bestelerken çok dikkat ettim.

‘Hekate’nin Şarkısı’ bugün saat 20.30’da CRR’de.


    ETİKETLER:

    Roma