Mad Men Türkiye'de çekilseydi...

Mad Men Türkiye'de çekilseydi...
Mad Men Türkiye'de çekilseydi...
Bu gece televizyon tarihinde bir perde kapanıyor, Mad Men milyonların merakla beklediği final bölümüyle sona eriyor. Pazartesi gecesi de biz izleyeceğiz finali. Şöyle bir tatlı pazar oyunu oynayalım dedik. Olur ya, Matthew Weiner diziyi Türkiye'de çekmek istedi, kimi seçerdi oyuncu olarak? Ekranella'dan Özge Doğan düşündü, kurguladı, yazdı.

Baştan söyleyelim, bu seçimler sadece bir önerme, bir oyun.  ABD’de bütün sinema endüstrisi çökmüş mesela ama Matthew Weiner’ın da Mad Men’i çekmek için sadece elinde bir mekan şansı varmış. O da Türkiye ! Adam da bu işi ölüm kalım meselesi haline getirmiş meğerse, işte çekeceğim de çekeceğim. Uçak biletleri ayarlanmış ve Weiner oyuncu seçimleri için Türkiye’ye gelmiş. Bu durumda Mad Men karakterlerini kim oynardı diye sorduğumuz bir fantazi. Son sezon, son bölüm, son perde inmeden önce hüzünlü bulutları dağıtmak için neşeli hafta sonu yazısı. Aman dikkat, yan rollerde günümüzün dizi yıldızlarını görebilirsiniz. Ama Mad Men’i izlediyseniz, bunun dert olmadığını, çünkü her hikayeyi sırtlayan oyuncunun, küçük büyük fark etmez, akıllardan silinmediğini, senaryonun verdiği güçle devleştiğini bilir. İkinci bir not, fiziksel özellikler öncelikli ilham kaynağı, sonradan bu adam/ bu kadın bu karakteri oynayabilir mi diye düşündüm. Buyrun başlayalım.

 

1.      Rachel Menken-Ebru Özkan

Rachel Menken ilk sezon, ilk bölüm itibariyle hayatımıza girdi, son sezondaysa şaşırtıcı biçimde tekrar görünüp vedasını etti. Yazıları takip edenler bilir, Rachel, Draper kadınları arasında en asil ve güzel ve şahane olanıdır. Aynı duyguları Ebru Özkan için hissetmemek imkansız. Paramparça’da zenginliğini göze sokmak için broşunu yakasına iliştirdiği, incilerini taktığı sahnede adeta Don’a hazırlanıyor gibiydi.

 

2.      Megan Draper/Calvet-Serenay Sarıkaya

Serenay fanları, sakin… Megan da Don’ın karısı oldu nihayetinde, hayatının bir süreliğine akışını değiştirdi. Sadece Zou Bisou Bisou sahnesinde şarkı söyleme tavrından değil, Serenay, Don’ın Kaliforniya’ya götürüp orada evlendiği sevgilisini şahane canlandırabilir. Kaldı ki, Serenay’ın hangi şarkı söyleme fotoğrafına baksak ekrandan ağır bir Halil Sezai efekti üzerine üzerine geliyor insanın. En neşelisi Mavi reklamı olduğu için de oradaki halini seçmek doğru geldi. Genç, narin, oyuncu olma sevdasında bir kız, 68‘in özgür ruhu, erkeklerin söz geçiremediği ama hala kırmaya devam ettikleri, aşık olduğu adam onu hayal kırıklığına uğratınca eline toz bezini alıp halı silmeye başlayacak kadar aşktan histerikleşmiş durumda. Hadi Serenay, kıvırırsın sen bunu.

 

3.      Don Draper-Erkan Petekkaya

Durun, aklınıza hemen Beyaz Gelincik, Çukurova’nın pamuk tarlaları, Adana kebap  gelmesin. Türk ağır abiliğinin dozunu biraz azaltıp yerine 1960‘ların erkek egemen kültürünün izlerini serpiştirin. Erkan Petekkaya boy pos, saç yüz, endam bakımından Don Draper rolüne cuk oturacak bir oyuncu. Geçmişte yaşadığı travmalarla psikolojisi iyiden iyiye bozulmuş, geçmişi yok saydıkça oraya saplanan, gelecek için yaşayan, mutluluğu ve huzuru arayan bir adam. Oldukça ketum, derdini kimselere kolay kolay açmayan, çocukluğunda ondan esirgenenlere aç, devamlı şefkat arayan bir hüzün kuşu. Koridorda yürüyünce, bara girdiğinde, müşterilerine sunum yapınca kadın erkek kimse gözünü ondan alamıyor. Türk dizi tarihinin en iyi zengin babalarından biri olan Cihan, ilgisinin bir kısmını Sally’ye, Gülseren’e duyduğu aşkı da azıcık Betty’ye duysaydı işler böyle olmazdı.

 

4.      Betty Draper/Francis-Beren Saat

Beren Saat’in Hatırla Sevgili’de giydiği prenses elbiseleri, kabartılmış saçları, 60‘lar fönlerini hatırlayanlar vardır. Yüzünün bir biblo gibi kusursuz oluşu, kaçamak çocuk bakışları, her gözünü açıp kapadığında kirpiklerinden dökülen “o kadar güzelim ki, hayatın bana hoyrat davranmaya hakkı yok” serzenişleri. Bir de sigara ver eline, bitti tamaaaam.

 

5.      Pete Campbell-Yiğit Özşener

Ezel’deki Cengiz’in müthiş üçkağıtçı karakterini hatırlayın, gözlerinde yanıp sönen yalancı ışıkları. Tam bir “sağlam ayakkabı değil bu” diyeceğiniz tiplerden. Eyşan’a olan aşkından, para ve kariyer hırsına, tam Pete’in kumaşından parçalar. Hikayenin esas adamı olmaya çalışırken tüm zaafları ve günahları bir bir açığa çıkan Cengiz’i Yiğit Özşener acayip oynamıştı. Pete rolü ona gidiyor, yalnız son bölümlere doğru öndeki saçlarını yavaş yavaş kaybetmesi gerekecek. 

 

6.      Michael Ginsberg-Taner Ölmez

Ajansın yeni yaratıcı yönetmeni olacak, yeni soluk, genç kuşak deyip başımızın üstüne koymuştuk çocuğu, ofise bilgisayarın gelmesiyle delirmesi bir oldu. Fıldır fıldır dönen gözleri, fazla zekadan yerinde duramayan halleri, nerede ne diyeceğini bilemeyen kaba sabalığıyla Ginsberg, Mert Serez’in biraz daha büyümüş hali. Taner Ölmez’in Med Cezir’de canlandırdığı yetenekli çizer çocuk Mert’i biraz daha yontup içinden bir Ginsberg çıkarabiliriz.

 

7.      Ted Chough-Engin Hepileri

Ted, başka bir reklam ajansından ayrılıp bizimkilerin yanına gelince, eski rakipler oldu sana dost. Peggy’yi yarı yolda bıraktığından beri kendisinden hazzetmesek de şirketin küçük bir çocuğu gibi ortada dolanmaya devam etti. Son kararıyla McCann Erickson’da kalmaktan da epey memnun görünüyor. Reklamcılıkla tamamen yollarını ayırmakla büyük bir reklam şirketinde çok çalışmak arasındaki o kalın çizginin üzerinde gidip geliyor. Hayatı tutarsızlıklarla dolu, bu zamana kadar bunun bedelini pek de fazla ödediği söylenemez. Engin Hepileri’den tam kıvamında bir Ted Chough olur.

 

8.      Bobbie Barett-Deniz Çakır

Betty’yle Don’ın ayrılmalarına sebep olduğundan mıdır nedir, en yılan Draper kadını Bobbie olarak kalmış akıllarda. Aşırı güzel, orta yaşlarda, görmüş geçirmiş. Evet Deniz Çakır’a hep aynı tip roller, evli kocaları ayartan fettan kadınlar teklif ediliyor ama Weiner’ın teklifini de geri çevirecek hali yok. Burada Yaprak Dökümü kadar entrika yapmasına gerek yok, karşımızdaki adam arıza olduğu için entrika kendiliğinden yerlere saçılacaktır. 

 

9.      Greg Harris-Engin Altan Düzyatan

Engin Altan Düzyatan’ın Anadolu Kartalları filmindeki kostümünün üzerinde olduğu bir fotoğraf özellikle seçildi ki, Greg’le benzerlikleri daha da çarpıcı olsun. Karısına tecavüz eden, olmazsa arkadaşlarının gözüne girmek için ona zorla mandolin çaldırtan, Vietnam’dan hiç dönmeye niyeti olmayan, Joan’ın kalbini onlarca kırmış, bir işe yaramaz. EAD, bu rolü kabul etmek zorunda, ömrü kısa ama ölesiye nefret ettiğimiz bir karakter kendisi.

 

10.  Suzanne Farrell-Melisa Sözen

Sally’nin okul öğretmeni, Don’ın gerçekten de en utanç verici kaçamaklarından biri. Suzanne öylesine sırılsıklam aşık olmuştu ki Don’a, ne karısı ne de çocuğu yani öğrencisi Sally umrunda olmuştu. Fakat bunun yanında kötü bir kadın olmayan, olsa olsa çaresizliğine ve naifliğine acıyacağınız bir karakterdi. Melisa Sözen o kendi küçük dünyasında yaşayan ve öğrencisinin babasına aşık olan kadının kırılganlığını yansıtırken çok inandırıcı olacak.

 

11.  Marie Calvet-Nebahat Çehre

Aynı hırs, aynı öfke, aynı ihtiras! Firdevs Yöreoğlu, Fransız bir kadında can buldu.  Evliliğinden bıkmış, kızının oyunculuk sevdasını her fırsatta küçümseyen, yaşına rağmen dünya zevklerinden vazgeçmemiş, fazla utanmaz, fazla açıksözlü, parayı seven, hep Fransız kalmak isteyen ama Amerika’nın nimetlerinden kendisini geri tutamayan bir kadın. Nebahat Çehre kusursuz oynayacak onun sinir bozucu, hiçbir şeyi beğenmeyen hallerini.

 

12.  Peggy Olsen-Meryem Uzerli

Burada duralım. Peggy gerçekten önemli. Bazı yazarların söylediği gibi bu dizi Don’ın olduğu kadar Peggy’nin de hikayesi. Weiner’ın oyuncu seçimini burada titizlikle yapması gerekiyor. Meryem Uzerli özellikle bu fotoğrafında Peggy’ye o kadar benziyor ki, koymasak ayıp olurdu. Gelin görün ki, kendisindeki doğuştan var olan boy pos endişeleri arttırıyor. Uzerli’ye ne kadar beyaz pudra sürüp, kahküllerini kıvırtırsanız kıvırtın ilk sezondaki Peggy’nin silik çekiciliğini elde edemezsiniz. Çünkü kendisi iflah olmaz bir çekici. Hürrem’le hayatımıza girdiği için bir önsezi mi bu, bundan emin değiliz.

 

13.  Peggy Olsen-Demet Evgar

Demet Evgar’ın komedi yeteneğine hayran biri olarak Peggy Olsen karakterini yaratırken yeteneğiyle, muazzam oyunculuğuyla bizi yerlere çalacağını düşünüyorum. “Silik çekicilik”ten karizmatik kadına dönüşümünü hayal etmek çok kolay.

 

14.  Henry Francis-Mehmet Aslantuğ

Betty gibi bir kadınla yaşamak zaman zaman hayatı ızdıraba çevirebilir, ama Henry onunla baş etmesini, çocuğa laf anlatır gibi konuşmasını bildi. The Milk and Honey Route’taki malum sonla birlikte, her zaman mantıklı sözler eden bir adamın onu bekleyen büyük bir dram öncesi nasıl gardını düşürebileceğini, gözyaşlarına boğulabileceğini gördük. Mehmet Aslantuğ, bu sağduyunun sesi, güzeş eş-tatlı çocuklar-başarılı politikacı üçlemesini tam 12‘den vurur.

 

15.  Harry Crane-Eser Yenenler

Ofisin bir başka olduramayan karakteri, TV bölümünün başındaki adam Harry, reklam dünyasının pespaye yüzünü kendi suretinde gösterdi son sezonda. Eser Yenenler’in gözlük taktığı fotoğrafı bulmak epey zor oldu ama sonunda çıkan benzerlik tablosu için buna değer.

 

16.  Sylvia Rosen-Sanem Çelik

Sanem Çelik’in Kara Melek dışında saçlarını siyaha boyattığı başka kare bulunmadığı için bu fotoğraf. Yoksa Kara Melek’in kötülüğünü Sylvia’ya yakıştırıldığından değil. Don’ın bildiğimiz son büyük günahı, kapı komşusu, birlikte kölelik oyunu oynamalarıyla mağara adamı Draper statüsüne en çok yaklaştığı kadın Sylvia. O zarif, mesafeli, yaptığının yanlış olduğunu bilen ve yapmaya devam eden güzel kadını Sanem Çelik oynayabilir. Yalnız Weiner’ın bir notu var, biraz kilo alması gerek.

 

17.  Stan Rizzo-Enis Arıkan

Ofisin başarılı çizeri, başta yaptığı cinsiyetçi şakalarla diğerleriyle bir sanmıştık ama dizi bitince en çok Peggy’yle ayrı odalarda çalışırken açık bıraktıkları telefonları özleyeceğiz. Başka bir duygusallığı var bu adamın. Anne sevgisizliği ve sektörde burnunun çok sürtmesinden dolayı öyle yüksek duvarları var ki, yumuşak bir kalbi olduğunu anlamanız uzun zaman alıyor. Enis Arıkan, duyguları alınmış, dudağının kenarında hep bir alay taşıyan Stan’i de, Peggy’ye yaptığı kabalıktan sonra özür dileyen Stan’i de güzel canlandırır.

 

18.  Roger Sterling-Taner Birsel

En çok zorlayan kategorilerden. İnternetten Haluk Bilginer’in fotoğrafları mı indirilmedi, Mahir Günşıray’ın mı... Bir Zamanlar Anadolu’daki üstüne ölümün ağırlığı çökmüş savcıyı unutun, zamanlaması mükemmel esprileriyle, savaşın yokluğunu da, New York’un varlığını da görmüş, sevgiyle şımartılmaya alışık bir çocuk adam düşünün. Havyar dolu bir masada oturmuş müşterilerini eyleyen Taner Birsel’in eline viski çok yakışacak. 

 

19.  Bert Cooper-Uğur Yücel

Özellikle odasına girerken insanların ayakkabılarını çıkarttırma cinsliğini, çocuksuluğunu yansıtan renkli çoraplarını, ofisteki onca strese rağmen sakince verdiği kararları ve akılları ile Cooper karakterini Uğur Yücel’in iyi canlandrımayı bırakın, Robert Morse’dan bile iyi oynayacağı aşikar.

 

20.  Anna Draper-Dolunay Soysert

Don’ın en büyük sırrının ortağı, Kaliforniya’nın gülü, geride bırakılan bavulların yadigarı Anna Draper. Dizide o kadar kısa bir rolü ve o denli büyük bir etkisi vardı ki, son bölümlerde bile Megan’ın bıraktığı yüzük sayesinde Anna’yı hatırlamaya devam ettik. Kocasını savaşta kaybetmiş ama affetmekten başka çaresi olmayan sabırlı kadın. Onun sükunetle ve büyük bir şefkatle Don’ı avuttuğu halini Dolunay Soysert’in yüzünde hayal etmek hiç zor değil.

 

21.  Salvatore Romano-Emre Karayel

Bir İstanbul Masalı’nda eşcinsel bir karakteri olanca doğallığıyla ve abartıya bir gram yer vermeden canlandırdığı için de Emre Karayel akla gelmiş olabilir. Sal bir iş yemeği için gittiği oteldeki görevli çocuğa aşık oldu. Eşiyle mutlu bir aile hayatı varmış gibi görünürken, içinden kendine bile itiraf edemediği başka bir Sal çıktı. İtalyan-Amerikan tipi de Karayel’e uyar.

 

22.  Joan Harris-Nurgül Yeşilçay

Yine zorlu bir rol dağılımı. Bu sefer de Yeşilçay’ın konaklı, Gülseren’li halini unutun ve Vogue için çekilen bazı fotoğraflarına bakın. Biraz erkek Fatma dozunu azaltın ve Joan’un işvesini ekleyin. Olur.

 

23.  Midge Daniels-Gonca Vuslateri

Geceleri mezarlıkları tek başına dolaşıp, şarap içip şiir okuduğunu söylediğinden dolayı bohem sanatçı Midge’i Gonca Vuslateri’ye benzetmiş olabiliriz. Don’un ilk kaçamaklarından... Sonraki bölümlerde o kimseye müdana etmez, özgür ruhunun bir kafese tıkılıp Don’dan çaresizce yardım istediğini görmüştük. Vuslateri, 1968’de ressamların, şiir okuyanların, müzik yapanların dolu olduğu bir evde elinde kadeh bir koltuğa oturmuş. Weiner bunu beğenecek.

 

24.  Ken Cosgrove-Okan Yalabık

Harry gibi bir hırsı hiçbir zaman olmadı. Ofisteki benzerlerinden zamanla daha incelikli olarak sıyrılmayı başardı. “Benim burada ne işim var?” sorusunu çoğu zaman yüzünden okuduk. Bir müşteri uğruna bir gözünü kaybetti. Arada karaladığı hikayelerle başka bir yola gitmeyi düşünmüş olsa da, cesaret edemedi. Okan Yalabık, hem çok çalışmaktan dengesi bozulmuş Ken’i hem de eski çalışan yeni müşteri Ken’in intikamcılığını öyle güzel yansıtır ki, Don’ın karşısında tap dansı yaparken “bu adam Pargalı’yı da oynamıştı di mi” diye sorar, şaşırır kalırsınız.