'Masum değiliz, doğa da tanığımız'

'Masum değiliz, doğa da tanığımız'
'Masum değiliz, doğa da tanığımız'

Gökhan Deniz, biraz gönüllü çalıştığı sokaklardan, cezaevlerinden ama en çok sıradan hayatlardan ilham almış. FOTOĞRAF: MEHMET KAÇMAZ

'Herkesin içinde kıyıda, köşede ya da kapı arkasında bekleyen bir kötü her zaman vardır.' diyen Gökhan Deniz'in 'Kötü Adamlar ve Tanıklıklar' adlı sergisi 26 Haziran'a kadar Çağla Cabaoğlu Art Gallery'de
Haber: CEREN AKARDAŞ / Arşivi

İSTANBUL - Anlam karmaşasından hoşlanmayan, abartıyı, gereksiz yüceltiyi sevmeyen ve çoğu zaman cümlelerini itinayla seçen sessiz ama sağlam bir ressam Gökhan Deniz... Deniz, ‘Kötü Adamlar ve Tanıklıklar’ ismini verdiği son kişisel sergisiyle Çağla Cabaoğlu Art Gallery’de.
1997’de Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Resim-İş Eğitimi Bölümü Seramik Ana Sanat Dalı’ndan mezun olan sanatçı, seramik ve resim çalışmalarının yanı sıra fazla üzerinde durulmasını istemese de yaklaşık 10 senedir pek çok sosyal sorumluluk projesinde de varlık göstermiş.
Cinsel istismara uğramış genç kızlar, sokakta yaşayan, sokakta çalışan, uçucu madde kullanan ya da cezaevindeki çocuklar... Sosyal Kültürel Yaşamı Geliştirme Derneği adlı kuruluşla hareket eden Deniz, bu çalışmalarını ‘Sanata ulaşma hakkı bir insanlık hakkı.’ diye özetliyor. Gökhan Deniz’le 26 Haziran’ kadar açık kalacak sergisi hakkında söyleştik.

Korku ve yalnızlığın açıkça görüldüğü bu çalışmaların çıkış noktası nedir? Ruh halinizi mi yansıtıyor?
Bu seride bu tip bir durum var evet, ama bu ruh halimle ilgili değil herkeste ne kadar korku ve yalnızlık varsa bende de o kadar. Daha çok  figüratif çalıştığım için insan halleri ve duyguları üzerinde duruyorum. Ama bunların büyük bir kısmı tek başına bireyleri temsil etmiyor birtakım olayları, kurumları, durumları temsil ediyor. Saklı kalan derin bir yapıyı da. Kötüyü anlatmak için kişinin kendinden başlaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hepimizin içinde ve tüm insan hallerinde bir kötü var ama bu, en fazla gizlediğimiz şey. Kıyıda, köşede ya da kapı arkasında bekleyen bir kötü her zaman vardır.  Kendimize sorduğumuz sorular önemli: Masum muyum? Hangi taraftayım? Özgür müyüm?... İşte bu suruların cevabı en sonunda kimse masum değile geliyor.

Bu tespitte daha önce yaptığınız kapalı kurum çalışmalarının etkisi var mı?
Belki ama sadece oradan olması imkansız çünkü bana anlatılan hikâyelerin, ülke gündeminin ve bunun gibi içimde sürekli biriktirdiğim birçok şeyin etkisi var üzerimde. Biriktirerek üretiyorum.

Karikatürist misali.
Evet biraz da öyle bir şey yapıyorum. Şiddet temelli bir kötülük anlatmaya çalıştığım. Tamam her insanın içinde olan kötülüğü temel alıp başlıyor olabilirim ama elbette ki gördüklerimi ve duyduklarımı da yansıtıyorum. En fazla ne kadar kötü olabilirim halinden, etrafımda en fazla ne kadar kötülük oluyora giden bir süreç. 

Kim bu kötü adamlar desek?
Biraz gizli saklı ama çok yakınımızda çoğu zaman gördüğümüz, bildiğimiz, tanık olduğumuz olaylar ve insanlar. Ama kötü diye yaftayı yapıştıramadığımız biraz Dostoyevski hikâyeleri gibi... Bilirsin, tanırsın ama bir türlü hayatından çıkaramazsın. Kendi içimden başlıyorum anlatmaya. Herkesin, kendinde var olduğunu bildiği ama göstermediği kötülükle. Resimlerimdeki çıplak figürlerde amaç, o kötülüğün göz önünde olduğunu göstermek. Kötülüğü yapan da bunu gizleyemiyor, çıplak, ve bizler bunun farkındayız. Yarı gizli yarı açık bir durum.

Kötü adamlara bakınca hiç tamamlanmayacak hep yanlarına yeni kötüler eklenecek gibi. Bu his, blogunuzda herkesle paylaştığınız çalışma aşamalarınızdan da kaynaklanıyor olabilir. Bir yandan da dalga geçiyorlarsanki.
Seriye başlarken plan yapmadım çok fazla ama resimler oluşurken kendi okumalarınızı kendiniz yapıyorsunuz ve ortaya yeni yeni şeyler çıkıyor. ‘Kötü Adamlar’da biraz alaycı bir tavır da biraz gizli bir hal de var evet, yarı çıplak oluşları ya da adamların muzip bakışları gibi... 

Peki, ya tanıklıklar?
Tanıklıklar’da biraz daha net şeyler var haller daha belirgin. Hepsi birbirini izleyen süreçler. Resimlerde doğanın varoluşu da ‘Tanıklıklar’ kısmında. Doğanın da bir tanıklığı var. Şiddet, insanın ortaya çıkardığı bir şey. Doğa bunu bir şekilde kamufle etmeye çalışıyor ama ne doğa ne de sanat bunu başarabilecek.

Figürlerin modeli sizsiniz anladığım kadarıyla.
Evet, bir nev-i otoportre gibi ilerliyor işler.

Tekniğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Farklı bir tanımım yok çünkü bu çok gerekli ve önemli bir şey değil zeten. ‘Benim tekniğim budur sürekli bu teknikte resim yaparın’ demek doğru da olmaz ileride değişebilir. Zamanın akışıyla birlikte ben de hızlı anlatım çabasındayım ve anlaşılabilir olmak derdim. Sergimin ismi de çok net. Ama resimlerimin uçları açık. Bu izleyicinin kendine dönmesini de sağlıyor bir yandan.

Bir sonraki çalışmalarınızda neler yapmayı planlıyorsunuz?
İktidarla ilgili bir takıntım var ya da kimlik üstüne devam edebilirim. İktidar kendi içinde barındırdığı birçok hikâyeyle gelecek zaten.