Masum yüzlü femme-fatale

Norveçli yönetmen Harald Zwart'ın ilk sinema filminde her şey bir gece cereyan eden olaylarla başlıyor.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

Norveçli yönetmen Harald Zwart'ın ilk sinema filminde her şey bir gece cereyan eden olaylarla başlıyor. McCool's adlı barda barmenlik yapan Randy (Matt Dillon), o gece barı kapattıktan sonra bir arabada tartışan güzel bir kızla her halinden pislik olduğu belli bir adama rastlıyor. Kız arabadan kaçıyor, Randy duruma müdahale ediyor. Ayrıca gözlerine inanamıyor, çünkü dekolte ve frapan giysili, çok güzel Jewel, daha önce görmediği türden bir kız.
Onun isteğiyle Randy'nin evine gidiyorlar, mercimeği (gene onun isteğiyle) fırına veriyorlar. Derken daha önce adı geçen pislik adam geliyor, Randy'den paraları sökülmesini istiyor. Ama Randy'de ne para var, ne değerli eşya. Olayların Jewel ile sevgilisi olduğu anlaşılan Utah'ın kurduğu bir komplo olduğu ortaya çıkıyor.
Gerçi kız bu sefer biraz isteksiz görünse de, ikisi bu işi sık sık yaparlarmış. Barda silahlar ortaya çıkıyor ve işler büsbütün karışıyor. Karısı Theresa'yı bir türlü unutamamış dindar polis Dehling'in (John Goodman) ve barmenin kuzeni avukat Carl'ın (Paul Reiser) da duruma müdahale etmesini gerektiren bir karışıklık.
Üç bahtsız erkeğin itirafı
Biz olayları, filmin üç bahtsız erkeği üç ayrı kişiye her şeyi itiraf ederlerken öğreniyoruz. Barmen, bir kiralık katille (Filmin iki yapımcısından Michael Douglas); polis, bir rahiple (Richard Jenkins); avukat da tedaviye gittiği ruh doktoruyla (Reba McEntire) konuşuyorlar. Onlar Jewel'la yaşadıklarını anlatırken, her seferinde ortaya farklı bir kadın portresi çıkıyor sanki. Randy'ye göre onu hırsızlığa zorlayan, evinden barkından eden, maddi, hesapçı bir kadın. Dehling'e göre, eski karısına fiziksel olarak da benzeyen (gördüğümüz bir fotoğraf bunu doğrulamıyor ama, olsun) bir melek. Avukat Carl'a göre de, ona ilk defa farklı bir şeyler hissettiren kırbaçlı bir güzel. Her seferinde farklı bir hikâye, farklı bir yorum, farklı bir Jewel. Yabancı bir eleştirmenin (pek sevdiğim Gemma Files) deyişiyle, "Rashomon, Penthouse'la buluşuyor".
Daha önce, başrolünde Peter Stormare'in oynadığı TV yapımı bir casus filmi (Hamilton)
yapan Swart, bu sefer her şeyin bir 'femme fatale'ın çevresinde döndüğü 'noir'ımsı bir
denemeye girişmiş. 'Onunla Bir Gece'nin esas sorunu (önyargılı bir şahıs olarak, filmi görmeden önce sandığım gibi) Liv Tyler değil. İnkâr edilmez bir güzelliğin sahibi olan genç aktrisi 'femme fatale' olarak bir türlü gözümün önüne getirememiştim. Ama Jewel zaten gerçek bir kötü kadın değil.
Her şey bir ev için
O, hayalindeki muhteşem eve sahip olabilmek için her yönteme başvuran modern ve maddi bir kız sadece. Gerçi bu uğurda bir-iki kişi ölse de aldırmıyor ama, kayıtsızlığını ev sabit fikrine bağlayabiliriz. Sonuçta Tyler, filmin komedi yanı da düşünülürse,
işin altından alnının akıyla kalkıyor denebilir. Gerçi avukatı kırbaçladığı deri giysili bölümlerde ikisi de sahiden komik ama, bu da amaçlanmış bir komiklik. Geri kalan oyuncular da kendilerinden bekleneni fazlasıyla yerine getiriyor. Kendi şirketi Further Films'in bu ilk yapımında kiralık katil Burmeister'ı oynayan Douglas ve rahipte Jenkins, özellikle başarılı.
'Onunla Bir Gece', aslında çok daha iyi ve komik bir film olabilirmiş, ama akıcılığı zaman zaman sekteye uğrasa da, seyircisine neşeli anlar geçirtiyor. Belki Zwart, komik olduğunu düşündüğü her şeyin altını bunca çizmeseymiş herkes için daha hayırlı olurmuş. Çünkü filmi, bunca derine giden çizgileri barındıramayacak kadar yüzeysel.
ONUNLA BİR GECE ONE NIGHT AT MCCOOL'S
Yönetmen: Harald Swart
Senaryo: Stan Seidel
Oyuncular: Liv Tyler, Matt Dillon, Paul Reiser, John Godman, Michael Douglas