Melankoli bir inkârdır

Serol Teber... Almanya'da yaşayan bir psikiyatr. Ya da kendi deyişiyle 'her dem günahkârlığın ve saçmalığın keyfini yaşayan' bir melankolik...
Haber: MURAT BATMANKAYA / Arşivi

İSTANBUL - Serol Teber... Almanya'da yaşayan bir psikiyatr. Ya da kendi deyişiyle 'her dem günahkârlığın ve saçmalığın keyfini yaşayan' bir melankolik... Belki de bu sebeple geçenlerde yeni baskısı yapılan 'Melankoli' adlı kitabında yerli/yabancı tüm melankolikleri anlamaya çalışıyor. Tıpkı bizim birazdan yapacağımız gibi...
Melankolinin toplumsal huzursuzlukların arttığı dönemlerde beliren bir yaşam tarzı, ruhsal durum, kişilik olduğunu belirtiyorsunuz. Bunu Türkiye'nin içinde bulunduğu hal paralelinde okuyabilir miyiz?
Hem evet, hem hayır. Çünkü Türkiye'de melankoli pek tanınmıyor. Kimi hüzünlenmeleri melankoli sayıyoruz. Oysa melankolide temel sorun varoluşsal bir başkaldırı ve sorgulama... İnsanın öncelikle kendisini tanrıdan, devletten bağımsız ve özgürleşmiş duyumsaması gerekli. Bu durum, Türkiye için ne kadar geçerli? Kendisini daha Tanrı'dan, dinden ve 'baba bizi kurtar' yazgıcılığından kurtaramamış bir kültür için sanırım melankoli biraz lüks.
Göç, doğal afet gibi iz bırakan, acı veren toplumsal olayların ülkemizde sık yaşanmasına rağmen söyler misiniz neden bir Hölderlin, bir Benjamin, bir Dürer benzeri düşünür ya da sanatçımız yok?
Trajediler yaşanıyor, ama yazgıya inanan insan, bunun trajedi olduğunun ayırdına varamıyor. Türkiye'de birey olmak neredeyse resmen yasak. Hegel'in betimlemesiyle toplumsal evrimde 'Militer Demokrasi' düzeyinin üzerine çıkamamış toplumlarda birey gelişemiyor.
Konuyu başka boyutta ele alırsak, melankolinin ortaya çıkması psişi'nin ortaya çıkması ile bağlantılı. Psişik ise ancak kendini tanımaya çalışan ve kendini eleştirebilen, kendi kendisiyle gırgır geçebilen kültürel ortamlarda olası.
Melankoli ile karasevda kavramları birbiriyle örtüşüyor. Oysa karasevda
Anadolu'ya özgü, melankoli ise Avrupa'ya... Bu ortaklığın kaynağı ne olabilir?
Ortaçağ dinbilimlerinde melankoli, bireysel düzeyde de olsa bir tür başkaldırı olarak değerlendirildiği için şiddetle yasaklanmıştı. Ayrıca tensel aşk yasaktı. İslam dininde de tensel aşk yasaktır.
Karasevda dinselleşmiş sevgiye gönderme yapar. Bugünün psikiyatri söylemiyle tanımlarsak, melankoli nedeni bilinmeyen anlamına gelen 'endogen depresyon', karasevda ise belli birtakım istemler sonucu ortaya çıkan, belli nedenlere bağlı 'reaktif depresyon'dur.
'Melankoli'de Cemal Süreya'dan bahsediyorsunuz. Orhan Veli, Edip Cansever ve Turgut Uyar'ı da melankolikler kulübüne katmak isterim. Hiç melankolik düşünür yok mu Türkiye'de? Oğuz Atay, Hayalet
Oğuz... Bunların yeri nere?
Türkiye'de kuşkusuz pek çok melankolik düşünür var. Zaten başka türlü de hiçbir yaratı ortaya konamazdı. Kitapta olayı gelişim süreci içinde tartışmaya çalıştım. Ama gönlümde yatan, kendi toplumumuzdaki benzeri kişilikleri irdeleyebilmek. Tevfik Fikret, muhteşem bir kişilik. Geleneksel toplum içinde modern insan olmanın trajedisinin getirdiği acıyı içerek yaşamış. Bunu şiirlerinde yazmış.
Resmi ya da yarıresmi tarihi öğrenmenin en sağlıklı yolunun, o toplumun ürettiği romanları, şiirleri okumak olduğu söylenir... 'Tutunamayanlar' ve 'Kara Kitap' üzerinde çok şey yazıldı ve yazılmakta. Ne kadar yazılsa o kadar az. Çünkü Almanya'da, bırakın sanatkarları, sıradan bir psikiaytr bile, Goethe, Kafka, Paul Celan, Hölderlin üzerine bir şeyler söylemeden konuşmaya başlayamaz.
"Melankolik yaşamın satır aralarında uyumsuzluğun, toplumsallaşamamanın, her dem günahkarlığın ve saçmalığın keyfi yaşanır" diyorsunuz. Bunu biraz açalım mı?
Melankoli her şeyden önce total bir inkardır. Başkaldırıdır. Burada ne devletten, ne tanrıdan bir şey beklenir. Yalnızca 'hiçlik' ve ölüme yakın yaşamanın korkusu, keyfi yaşanır. Tek başına yaşanan muhteşem bir özgürlük ve acıdır. Başarısızlığın, beceriksizliğin, yalnızlığın, sanatın ve aşkın en arısının, yoğunun onurlu hazzı ve acısı... Bundan güzel ne olabilir ki... Günlük yaşamın, tüketim toplumunun sıradan normal mutluluğu mu?..
Farkında mısınız çok konuşkan bir millet olduk. Oysa kitaptaki saptamalar doğrultusunda suskun olmalıydık.
Ataç der ki, "düşünmeyi bile bilmiyoruz.'. Düşünmeden birtakım sesler çıkarıyoruz. Buna konuşma denebilir mi bilmiyorum. 17 Ağustos Depremi için zamanın politikacıları 'takdiri ilahi' diyorlardı. Depremi bile böyle yorumlayan bir kültür düşünemez ve konuşamaz.
Hele hiç mi hiç hüzünlenemez. Ressamlarımızın çoğu kendi resimlerini yap(a)mazlar hâlâ. Neden? Kendilerini ele vermekten korkarlar. Böyle bir kültür birikimi içinde düşünce ve konuşma, psikoloji biraz zor. Zaten inanan insan düşünemez, melankolik olamaz. Bu bakımdan 'endişeye mahal yok.'

  • Melankoli/Serol Teber/Say Yayınları/368 sayfa/6 milyon 500 bin lira