Memleketimden zaman manzaraları...

Bazı sanatçılar, ressam olmasalar da, ressamca bir göze sahip olurlar. Bu göz bence onların ayrıcalığıdır, çünkü hayal gücü sonuçta imgelerle, imgelemle başlar. Akl ımızda kalan imgelerin pek çoğu da aslında kurgulanmış imgelerdir; önce onu yaratan zihniyet, sonra onu biçimlendiren göz tarafından.
Haber: AHU ANTMEN / Arşivi

Bazı sanatçılar, ressam olmasalar da, ressamca bir göze sahip olurlar. Bu göz bence onların ayrıcalığıdır, çünkü hayal gücü sonuçta imgelerle, imgelemle başlar. Akl ımızda kalan imgelerin pek çoğu da aslında kurgulanmış imgelerdir; önce onu yaratan zihniyet, sonra onu biçimlendiren göz tarafından. Ressamca göz, bütün gördükleri arasında bizim neyi, nasıl göreceğimizi kendisi seçer, gerçek hayat sahnelerinin içinden kompozisyonlar yaratır. Sinemacılarda ve fotoğrafçılarda bu ressamca gözün doğal olarak var olduğu sanılır. Oysa hiç de öyle olmadığı, gördüğümüz binlerce sinematografik ve fotoğrafik imge arasından ancak bazılarının zihnimize yapışıp kalmasından ve kendi görsel türevlerini yaratmasından bellidir.
Nuri Bilge Ceylan'ın Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde açılan 'Sinemaskop Türkiye' başlıklı sergisi, Türk sinemasının imge tutkunu yönetmeninin ressamca gözünü ortaya koyan fotoğraflardan oluşuyor. Gözü, olaylardan çok saf haliyle imgenin kendisine odaklanan bir sanatçının görme biçimini görünür kılan bu fotoğraflar, kent ve köy manzaralarından, farklı coğrafi ve kültürel iklimlerden ve özünde, memleketimizden haber veriyor. Her biri birer resimsel kompozisyon gibi görünen bu fotoğraflarda, geometrik kurgudan renk/leke dağılımına kadar neyi nasıl göreceğimize, neye nasıl bakacağımıza dair görünmez bir eşlikçi var bizi yönlendiren: Sanki bir kamera fotoğrafların üzerinde geziyor, gözümüzü bir öğeden diğerine taşıyor. Bunu fark ettiğinizde, aslında yakalanmış tek tek anların kayıtlarıymış gibi görünen bu imgelerin öyle olmadığı hissediliyor; bunların, bir yandan da, fotoğrafın nesnelliğiyle öznelliği arasındaki ince sınırın fotoğrafları olduğu anlaşılıyor. Örneğin akla Friedrich'in 'Sis Denizine Bakan Gezgin' resmini getiren 'Altındağ'da, gözleriyle düşünen insanlara sanki bir selam gönderiliyor.
Felsefi açıdan da okunabilir
Nuri Bilge Ceylan'ın pek çok fotoğrafta bir ışığın peşine düşmüş olması; her şeyin ötesinde ışığı göstermek çabası ise, estetik, görsel bir kaygı olduğu kadar felsefi bir açıdan da okunabilir hiç kuşkusuz: Ceylan'ın sinemasında olduğu gibi burada da belki, örtük bir bilgece tutum hissediliyor. Sanatçı, doğaya bakmak ve onu görmek çabasına, hayata tüm çıplaklığıyla bakmak çabasına izleyiciyi de ortak ediyor.
Sinemasında da izleyiciye zamanı sindire sindire yaşatan Nuri Bilge Ceylan, 'Sinemaskop Türkiye' fotoğraflarında bir yandan da Türkiye'nin ışığına, zamanına ayna tutmuş oluyor: Kent ve köy manzaralarında karlı görüntülerin güzelliği ön plana çıkıyor, memleketten diğer manzaralarda ise Türkiye'nin bugün kaç farklı zamanı bir arada yaşadığının sorgusu var. 'Memleketimden insan manzaralar ı' sunan bu imgelerde, Türkiye'nin bölgelere göre gelir ve ilgi eşitsizliği tüm çıplaklığıyla bize bakıyor. Nuri Bilge Ceylan, duyguyla bakıyor ama duygu sömürüsü yapmıyor; portrelerindeki insanları gözlerinin ta içinden, bir ifadenin çok şeyi anlattığı bir yerden yakalıyor.
Bir sinemacıyı daha yakından tanımak isteyenlerin özellikle görmek isteyeceği fotoğraflar bunlar, ayrıca herkesin ilgisini çekecek zenginlikte görüntüler. Öte yandan, yine de bir geleneğin devamı olduklarını, Türkiye'de fotoğraf alanında, hatta resim alanında çok çeşitli örneklerini gördüğümüz insan-zaman manzaralarını yalnızca çeşitlendirdiklerini de belirtmeli. Sonuçta Nuri Bilge Ceylan, bu fotoğrafları filmi için mekân ararken seçmiş; onun için aslolan sinema, bunun böyle olduğu, yani bütün bu görüntülerde fotoğraftan başka bir şey de aradığı, bir şekilde hissedilebiliyor. 28 Nisan'a kadar.