Mesafeler sinema ile aşılıyor

Mesafeler sinema ile aşılıyor
Mesafeler sinema ile aşılıyor
Erivan Altın Kayısı Film Festivali'nin ağır topu Rus Yönetmen Alexander Sokurov'du. 'Gelecek Uzun Sürer'in ana yarışmada yer aldığı festival, iki ülke arasındaki 'sinemasal' ilişkileri diri tutuyor
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Erivan’da, 8-15 Temmuz tarihleri arasında 9. kez düzenlenen Altın Kayısı (Golden Apricot) Film Festivali’ne ev sahipliği yapan Moskova Sineması, önündeki heykeller ve görkemli havasıyla bir festival için iyi bir başlangıç noktası oldu.
Sonuçta elinde bu tür organizasyonlar için hem estetik hem de mimari açıdan böylesine güzel bir mekân kalmamış bir milletin evlatları olarak heyecanlanmamız son derece doğal. Gerçi bu komplekste yer alan sinema salonlarındaki teknik koşullar, ihtişamı biraz gölgeliyor ama yine de her festivalin böylesine derli toplu ve tarihi bir mekâna sahip olması gerektiği gerçeğini de gözümüze sokuyor bir kez daha. Moskova sineması, aralarında Özcan Alper’in ‘Gelecek Uzun Sürer’ filminin de bulunduğu uluslararası ve Ermenistan filmlerinin yer aldığı ulusal bir yarışmaya ev sahipliği yaptı. Ayrıca belgesel filmlerin ödüllendirildiği bir bölüm yer aldı. Festivalin ağır konukları ise İspanyol sinemasının ayrıksı yönetmenlerinden Victor Erice filmleri ve son olarak ‘Faust’ ile sinemalarımıza uğrayan Rus yönetmen Alexander Sokurov. Bir başka Rus yönetmen Eldar Shengelaya da toplu gösterimi yapılan isimlerden. Türkiye ’de de gösterilen ‘Cold Case’ dizisinin de aralarında bulunduğu birçok önemli işe imza atan Agnieszka Holland da ‘In Darkness’ ile festivalin onur konukları arasındaydı.
Bir haftalık film maratonu Rus yönetmen Sergei Loznitsa’nın İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı mücadele eden partizanların hikâyesini anlatan ‘In the Fog’ filminin oldu. Özcan Alper’in ‘Gelecek Uzun Sürer’i ise Ekümenik Jüri Özel Ödülü’ne değer bulundu. Festivalin belgesel yarışmasında ise Enis Rıza’nın ‘Çöpte Dostoyevski Buldum’ isimli filmi yer alıyordu.
Ermenistan’ın ilk komedi filmi olarak kabul edilen 1926 tarihli ‘Shor and Shorshor’ ile açılan festival, Cannes’dan ödüllü Cristian Mungiu’nun ‘Beyond the Hills’ ve Wes Anderson’un ‘Moonrise Kingdom’ının da aralarında bulunduğu bir seçkiyle devam etti. Türkiye’de izlemek için Filmekimi’ni beklemek zorunda olduğumuz Michael Haneke’nin bu yıl Altın Palmiye kazanan filmi ‘Amour’u kapanış filmi olarak görme şansına sahip olduğumuzu da hatırlatalım. Bu filmin davetiyeli gösterimine yoğun talep olduğu için yer bulmakta sıkıntı yaşayacağımızı düşünürken imdadımıza yetişen ve ‘VIP’ davetiyelerini bize veren festivalin direktörü Susanna Harutyunyan’a özel bir teşekkür sunmalıyız.
Erivan halkının festivalle ilişkisinin bizim Gezici Festival’in uğradığı kentlerdeki gösterimlerin havasını hatırlattığını; film sırasında girip çıkmanın, telefonla konuşmanın sorun teşkil etmediği ama bu durumun festivalin samimiyetine halel getirmediğini gözlem olarak not düşmeliyiz.
Altın Kayısı, her yıl Türkiye’den filmlere kapılarını açarak, ortak yapımları özendirmek için oluşturulan ‘Ermenistan Türkiye Sinema Platformu’na destek olarak iki ülke arasında bir türlü başlayamayan siyasi ve ticari ilişkilere inat yol arayışına soyunuyor. Sinema tek başına bir çözüm üretemez hiç kuşku yok ki ama çözüm için önyargıların aşılmasında önemli bir dayanak olabilir.

Bütün yollar geçmişe çıkıyor
İlk kez gittiğiniz bir kentteki en büyük şans; o kenti iyi tanıyan ve size karşı hiçbir önyargı taşımayan birileriyle tanışmak olmalı muhtemelen. Bu konuda şanslıydık. Özellikle İstanbul 2010’un eli yüzü düzgün sinema projelerinden birisi olan ‘Unutma Beni İstanbul’da yer alan kısa filmlerden birisini de çeken Eric Nazarian, daha otelin kapısında bizi ‘Cigerler’ diye karşıladığı andan itibaren ev sahipliği yaptı. Los Angeles’ta yaşayan ama Erivan’ı iyi tanıyan Eric sayesinde çok güzel yemekler yedik, iyi içkiler içtik ve Amberd’e fantastik bir yolculuk gerçekleştirdik. Erivan’da tanışma fırsatı bulduğumuz insanların ilk sorusu “Nerelisin” oldu. Benim “Artvinliyim” cevabımın ardından karşı taraftan gelen cevaplar ‘Urfalıyız, Kayseriliyiz, Malatyalıyız...” şeklindeydi. Sohbete nereden başlarsanız başlayın, siz hiç farkında olmadan dönüp dolaşıp Türkiye’ye geliyor konu. Bir süre sonra da Nisan 1915’e. Karşınızdakinin gözleri doluyor, sizin boğazınız düğümleniyor. Kısa bir sessizliğin ardından kadeh kaldırıp geleceği konuşabilirsiniz artık...

Ortak proje desteği ‘Manuk’un Yolculuğu’na
Ermenistan Türkiye Sinema Platformu, 2008’den beri sürdürdüğü toplantıların 10.sunu festivale paralel olarak 9-11 Temmuz tarihlerinde Erivan’da gerçekleştirdi. Türkiye ve Ermenistan’dan seçilen on proje 10 bin dolarlık sinema destek fonundan yararlanmak için sunumlar gerçekleştirdi. Özlem Sarıyıldız’ın ‘Manuk’un Yolculuğu’ isimli projesi desteklenmeye hak kazanan yapım oldu.