Meselesi Almanya'yla...

Almanya'daki Türk yönetmenlerden Neco Çelik, sessiz sedasız sinema serüvenine devam ediyor. İlk filmi 'Sıradan Bir Gün'den (Alltag) sonra 'Şehir Gerillaları'nı (Urban Guerillas) çeken, araya da 'Sessiz Kız' adlı bir kısa film sıkıştıran Çelik, geçen hafta Türkiye'deydi.
Haber: OLKAN ÖZYURT / Arşivi

İSTANBUL - Almanya'daki Türk yönetmenlerden Neco Çelik, sessiz sedasız sinema serüvenine devam ediyor. İlk filmi 'Sıradan Bir Gün'den (Alltag) sonra 'Şehir Gerillaları'nı (Urban Guerillas) çeken, araya da 'Sessiz Kız' adlı bir kısa film sıkıştıran Çelik, geçen hafta Türkiye'deydi. Alman Kültür Merkezi'nde düzenlenen Türk-Alman Film Günleri kapsamında Çelik'in üç filmi de gösterildi. 'Sıradan Bir Gün'de bir Alman gencinin Türkler arasında yaşadıklarını anlatan Çelik, 'Şehir Gerillaları'nda grafiti yapan iki genç üzerinden Almanya'daki alt kültürler üzerinde dolaştırıyor kamerasını.
Kendi kuşağının yönetmenlerinden farklı olarak Neco Çelik, sadece Almanya'daki Türkleri merkeze alan hikâyeler anlatmıyor. Bunu da çokkültürlü ve çokkimlikli bir ortamda yetişmesine bağlıyor. Tanık olduğu ve kendisine ilginç gelen öyküleri anlatmayı sevdiğini belirten Çelik, amacının Alman toplumuna bir ayna tutmak olduğunu söylüyor.
'Şehir Gerillaları', ilk filminiz 'Sıradan Bir Gün'den epeyce farklı. Almanya'daki altkültürler üzerine bir film. Bu kültür üzerine bir film yapma fikri nasıl oluştu?
Hip-hop kültürü üzerine hep bir hikâye anlatmak istedim. Sonuçta ben de o kültürden geliyorum. Küçükken ben de grafiti yapıyordum. Alman toplumuna o insanları göstermek benim için çok önemliydi. Almanlar genel olarak böyle bir kültürün kendi topraklarında var olduğunun farkında değiller. Benim amacım Alman toplumuna ayna tutmak. Zaten festivallerde filmi izleyen Almanlar çok şaşırdı. Mesela Almancanın gençler arasında nasıl değiştiğini gördüler.
Filmde İlke Üner'in canlandırdığı karakter aslında kız ama uzunca bir süre cinsiyetini gizliyor. Bu, başlı başına film olabilecek, ilginç bir hikâye...
Ben esas olarak grafiti kültürünü iki insanın hikâyesi üzerinden anlatmak istiyordum. Hikâye de benim çok hoşuma gitmişti. Ama yapmışken diğer altkültürleri de anlatayım dedim. O zaman kızın hikâyesi yan hikhaye olarak kaldı.
Sizin filmde imlediğiniz gibi çeşitli altkültürler arasında bir rekabet var mı?
Evet bu grupların arasında hep bir mücadele vardır. Ama bu kavga gürültüye dönüşmez. Herkes sanatını konuşturuyor.
Peki yıkılan Berlin Duvarı'nın Almanya'da grafiti kültürünün gelişmesinde bir katkısı oldu mu?
Berlin Duvarı'nın bu kültürün yeşermesine pek bir katkısı olduğunu sanmıyorum. Grafiti kültürünü 1970'li yıllarda Amerikalılar Almanya'ya getiriyor. 1980'lerle birlikte Almanya'da yaygınlaşmaya başladı. Aslında grafitite duvarlar boyansa da asıl hedef şehir. Şehre isminizi dağıtıyorsuz.
'Şehir Gerillaları'yla ilk filminiz arasında bir tarz farklılığı var. Bunun sebebini bütçe azlığı olarak açıkladınız. Bu, sizi rahatsız ediyor mu?
Hayır benim bir rahatsızlığım söz konusu değil, sonuçta hâlâ sinemayı öğreniyorum. Bütçenin az olması, proje üzerine daha fazla konsantre olmamı sağladı. Öyle bir faydası oldu açıkcası.
Alman Kültür'deki etkinlik programda yoktu ama siz 'Sessiz Kız'ı da gösterdiniz. Sizin bu filmi uzun metraj haline getirme niyetiniz olduğunu duyduk. Doğru mu?
Evet, öyle bir niyetim var. Bu filmin öyküsü bana ait değil.
Ama öykünün konusu ve karakterleri çok hoşuma gitti. Yalnız iki insan. Kadın, illegal olarak Almanya'da yaşıyor, sessiz olması gerekiyor, erkek ise polis ve sessiz duranları arıyor. Ama aşk çok kuvvetli. Bu hikâyeyi uzun metraj da daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum. Almanya'da illegal olarak yaşayan insanlar var. Onlar koca şehirlerde kendilerini saklamayı biliyorlar. Ben böyle bir şey olduğunu bilmiyordum.
Genel olarak Almanya'da yaşayan Türk yönetmenler filmlerinde oradaki Türkleri merkeze alıyor. Ama sizin öyle bir derdiniz yok. Neden?
Ben kimliksiz bir ortamda büyüdüm. Kimliksiz derken, çevremde askerlikten kaçan Almanlardan tutun, İslamcılar, solcular yani her kesimden, görüşten insanlar vardı. Böyle bir ortamda bir kimliğe ihtiyaç duymuyorsunuz. Özgür hissediyorsunuz kendinizi. Diğer arkadaşlarımın yaptıklarını görüyorum. Onlar zaten Türkler üzerine film yapıyorlar. Benim yapmama gerek kalmıyor.
Tanık olduğunuz öyküleri mi anlatmayı seviyorsunuz?
Evet, öyle de denilebilir. Çünkü yaşadığım çevreye bakıyorum, ilginç öyküler var. Onları anlatmak daha çok hoşuma gidiyor.
Bir de futbol üzerine projeniz olduğunu duyduk...
Almanya'da futbola başlayan, sonra Türkiye'ye gelen ve milli takıma kadar yükselen futbolcular var. Bu futbolculara Alman milli takımında oynama şansı pek verilmedi. Sonuçta gazeteciler bu futbolcuların neden Alman milli takımında oynamadıklarını sorgulamaya başladı. İlk defa Hamit Altıntop'a Alman milli takımında oynamak isteyip istemediği soruldu. O da 'Sizde oynamak beni etkilemiyor' dedi. Almanların daha önceki tavırlarından dolayı bir antipati oluşmuş. Ben de tam tersi bir durumu anlatmak istiyorum. Filmde 2006 yılında Türkiye-Almanya karşı karşıya gelecek(!). Çocuk da tercihini yapacak.
Fatih Akın'ın 'Duvara Karşı'yla Berlin'de Altın Ayı alması sizin kuşağı nasıl etkiledi?
Altın Ayı'dan sonra Almanlar bizi ciddiye almaya başladı. Fatih Akın varsa başka Fatih'ler de olması gerekir diye düşündüler ve spotlar bizim üzerimize çevrildi.