Miller'dan İstanbul Projesi: Ne konserdi ama!

Miller'dan İstanbul Projesi: Ne konserdi ama!
Miller'dan İstanbul Projesi: Ne konserdi ama!

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Caz Festivali'nin müdavimi Marcus Miller, Türkiye'den ustaları yanına aldığı İstanbul Pojesi'nde beklentilerin katbekat üstüne çıktı
Haber: SEVİN OKYAY - sevin.okyay@radikal.com.tr / Arşivi

Harbiye Açıkhava, Caz Festivali izleyicilerinin en sevdiği mekânlardan biridir. Burasını düpedüz festival ile özdeşleştiren tanıdıklarım var. Bu yüzden de, açılış Esma Sultan’da yapılmış olsa, ertesi gün bunu iki konser izlese bile, çoğumuz için Caz Festivali ilk Açıkhava konseriyle başlar. Gene öyle oldu. Kapıda derin derin nefes aldık, gerçi eğilip toprağı öpmedik ama, etrafa sıla hasreti dinmiş birinin mutluluğuyla baktık. Açıkçası, müzisyenlere itimadım sonsuz olsa da Marcus Miller’ın bu karışımdan nasıl bir yemek çıkaracağını kestiremiyordum. Gurmelere layık bir yemekmiş. Bilmiyorum, beğenmeyen de olmuştur belki ama bu durumda onları kendi müşkülpesentliklerinin tenha hapishanesinde küskün halde bırakmak, en iyisi.
Marcus Miller’ın, İKSV’nin kuruluşunun 40. yılı için sipariş üzerine hazırladığı İstanbul Projesi bir dünya prömiyeriydi, müthiş bir konserdi. Her caz konserinde gördüğümüz caz tutkunu şahısların hepsini hayran bıraktı (ki, içlerinde Hülya Tunçağ, Faruk E. ve Hakan A. da var). İki saat çaldılar, Miller tek tek her müzisyeniyle ilgilendi, hepsiyle akşamı unutulmaz kılan düetler yaptı, tek tek hepsini defalarca takdim etti, müzik türlerini keyifle harmanladı, duamızı aldı. Diyoruz ki, her yıl bir vesile bulsun gelsin, o çalsın, düzenlesin, yönetsin, biz izleyelim. Bu ricamı bizzat da ilettim ama pek ciddiye almış görünmedi.
Oysa her yıl olmasa da her iki yılda bir geliyor sanki. Onu Açıkhava Sahnesi’nde ilk kez gördüğüm ‘Legends/Efsaneler’ konserini sırf onun sayesinde halen hatırlarım. İKSV’nin sanatçılarının üzerine her zamankinden çok titrediği konserlerden biriydi. All Access kartıyla sahne arkasına geçememiştik. O ‘efsane’ konserinde herkes ayakta uyur, hatta resmen saate bakarken aşkla çalan, gözlerinin içi gülen tek kişi, Marcus Miller’di. Sonra da Roxy’ye gidip sabaha kadar Jam Session’ın yıldızı olmuştu. O zaman , yaptığı işi ne kadar seven, müziğe gönülden bağlı bir müzisyen olduğunu birinci elden izleyip anlamıştık. İnsanları kırmaktan kaçındığını da buraya her gelişinde herkesle sohbet edip, isteyenle fotoğraf çektirmesinden anladık.
Ama en önemlisi, müzisyenlerini onurlandıran bir lider olması. Yaptıkları işten zevk alarak, o işle tatmin olarak, tam bir anlaşma içinde çalan gruplar hemen belli olur. Marcus Miller hep böyle grupların lideri olmuştur. Onu biraz çocukluk idolü Miles Davis’e, ama yapımcılık, organizatörlük, liderlik yanlarıyla daha çok Quincy Jones’a benzetiyorum. Enstrümentalist olarak Jones’tan üstün olduğu da bir gerçek. Onu ve “bu güzel insanlar”ı, İKSV tanıtımında dendiği gibi “atlarına binip gitmeden” dinlediğimiz için çok seviniyoruz.
Okay Temiz’i krallara layık bir şekilde takdim etti (zaten bir dünya müzisyeni olan Okay’ın da hakkıdır), Burhan Öçal, Bilal Karaman ve Hüsnü Şenlendirici ile (yeni başladığında uzun süre Okay’ın grubunda çalışmış olan Hüsnü klarnet, Marcus bas klarnet çalıyordu) unutulmaz düetler icra etti. Bence en lezizi, Bilal ile düetiydi. Gencecik Karaman bu konserde, kendisini tanımayanlara klasını kanıtlama fırsatı buldu. Umarız ikinci albüm için faydasını görür. Hüsnü Şenlendirici de kendini defalarca kanıtlamış bir müzisyendir. Yıllar önce Açıkava’da (o da çocuk yaştaydı), yara olmuş ağzı kanadığı halde hâlâ çaldığını gördüğüm konserde hakiki müzisyen olduğunu anlamıştım. Burhan’ı ise, gene yıllar, yıllar önce, Türkiye ’deki ilk konserinden beri (Cemal Reşit Rey’de) izlerim. Onun da dünya çapında bir isim olduğu cümlenin malumu. Bu akşam, Montreux Caz Festivali izleyicileriyle beraber olacak. Miller, İmer’i her fırsatta öne, soloya çağırdı. Neredeyse çocuk yaşta Herbie Hancock ile çalmış, Enrico Rava konserinde yüksek klasını dosta düşmana ilan etmiş olan İmer, çok beğendiğimiz trompetçi Patches Stewart ve genç saksçı Alex Han’la mükemmel bir üçlü oluşturdu. Zaten Miller’in kadrosu da seçkin bir kadroydu.
Konser bitti biteli, bu bileşimi hafifseyip gelmeyen arkadaşların pişmanlık beyanlarına kulak veriyoruz. Yazık olmuş ama, has festival izleyicileri hiçbir koşul altında (şakır şakır yağmurda bile) Açıkhava açılışını kaçırmaz. O konserin ilk parçasından (MM Intro) son bisine kadar mekândaki coşkuyu, Açıkhava’nın en heyecan verici, unutulmaz konserleriyle kıyas edin. Hüsnü Şenlendiricili giriş parçalarıyla, İmer’le birlikte gelen Nocturne’ü, Revelation’ı, Tutu’su ile nefis bir konserdi.
Başta biraz endişemiz vardı. Hani, Marcus zaten süperstar, bizim müzisyenlerimizin de çoğu yıldızdır. Disiplin nasıl sağlanacak, kopup giden olursa ne yapılacak diye düşünüyorduk. Ben, belki de bir ‘Butch’ Morris disiplini gerekir diyordum. Hiç gerek yokmuş. Dediğim gibi, Marcus Miller grup elemanlarına sevgi, saygı gösteren ama otoritesini de sarsmayan kusursuz bir lider. Çaldı, çaldırdı, solo yapacakları parmakla işaret etti, yanına gidip soloya eş oldu, harika bir konser yarattı, sahneledi. Konserden sonra, Butch’a gerek kalmadığını, şeker kaplı bir otoritesi olduğunu söyledim, teşekkür etti.ağfurullah, gene bekleriz...