Mimarının dilinden 'Muhsin Ertuğrul Sahnesi'

Mimarının dilinden 'Muhsin Ertuğrul Sahnesi'
Mimarının dilinden 'Muhsin Ertuğrul Sahnesi'
Erol Kuzubaşıoğlu, orijinaline ve çevreye uygun bir tiyatro yaptıklarını söyledi.

Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin mimarı Erol Kuzubaşıoğlu, orijinaline ve çevreye uygun bir tiyatro yaptıklarını
belirterek, "Sanatçılar, daha sağlıklı olanaklara kavuşturuldu" dedi.

Kuzubaşıoğlu, Harbiye Kongre Vadisi projesi kapsamında yıkımı büyük tartışmalara neden olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yenilenme süreciyle ilgili bilgi verdi.

IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları’nın, 2007 yılında İstanbul’da düzenlenmesinin kesinleşmesiyle yeni bir mekana ihtiyaç duyulduğunu belirten Kuzubaşıoğlu, bu kapsamda Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yenilenmesine karar verildiğini anlattı.

Biri Harbiye Kongre Vadisi, diğeri de Dünya Ticaret Merkezi olmak üzere iki yer düşünüldüğünü dile getiren Kuzubaşıoğlu, bu kapsamda, kendilerine bir ayda bitirilmek üzere bir proje teklifi getirildiğini belirtti. Kuzubaşıoğlu, "Biz istenen projeyi bir ay içinde hazırladıktan sonra, kongre merkezinin, Harbiye Kongre Vadisi’nde yapılmasına karar verildi" diye konuştu.

İstanbul Kongre Merkezi’nin yapılmasının Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin restore edilmesine vesile olduğuna dikkati çeken Kuzubaşıoğlu, konseptin içeriğiyle ilgili şunları söyledi:

"Ancak kongre merkezinin yapılması gündeme geldiği andan itibaren, tiyatro ile ele alınarak düşünüldü. O zaman hazırladığımız proje, şu anda yapılanla aynı. Yani konseptin içinde ’Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’ yine vardı. Fakat burası yapılmaya karar verilince, sit alanı olduğu için koruma kurullarının da projeleri tasdik etmesi gerekiyordu. Bizim hazırladığımız projeler de 2 No’lu koruma kuruluna gitti. Bu arada geçen 7-8 aylık bir sürecin sonunda projeler kabul edilerek, kongre merkezinin ve tiyatronun inşaatına başlandı."

"Muhsin Ertuğrul, sanatçıların isteklerine göre yenilendi"

Eski tiyatronun, sanatçılar tarafından da dile getirilen eksiklikleri olduğunu belirten Kuzubaşığolu, şunları anlattı:

"Burada oyun oynanıyordu, fakat yetersizdi. Buranın mutlaka elden geçmesi, yenilenmesi gerekiyordu. Zaten binayı yaparken sanatçılarla da en başından beri görüşmelerimiz sürdü. Hatta bize, çatı aktığı için yerlere kova koyduklarını söylediler. Onların isteklerini değerlendirerek, bu noktaya geldik.
Sanatçılar, burada sadece tekniğe değil, daha sağlıklı olanaklara da kavuşturuldu. Orijinaline ve çevreye uygun bir tiyatro yaptık. Eski haline göre, burayı farklı kılan en önemli şey, teknik donanımdır. Önceki sahnede yetersiz sayıda depo vardı ve hiç atölye yoktu. Şu anda mevcut binanın içinde yaklaşık bin 430 metrekarelik depo ve atölye alanları oluşturuldu. Onların sıkıntılarından birisi de sahnenin küçük olmasıydı. Biz bunu artırarak, yaklaşık 480 metrekarelik döner bir sahne alanı ve orkestra çukuru, sahnenin arkasına da prova ve soyunma odaları inşa ettik. Eski sistemde bunların hiçbiri yoktu."

Sanatçılar için tiyatronun içinde daha kapsamlı bir genel müdürlük binasının olmasının önem taşıdığını ifade eden Kuzubaşıoğlu, "Biz de kütüphanesi ve kafeteryası olan 2 bin 100 metrekarelik idari bir bina yaptık. Buraların, sanatçıların dinlenme mekanları olduğunu düşünerek, yapının en üst katına, deniz manzaralı dinlenme odası inşa ettik. Toplamda 7 bin 300 metrekarelik bir tiyatro binası yaptık. Eski tiyatro, 3 bin 100 metrekare civarındaydı ve 600 kişilikti. Biz yenisini 800 kişi kapasiteli olarak düşündük ancak sanatçılarla görüşmelerde, seyirciye hakim olunabilmesi için, 600 kişinin ideal olduğu söylendi. Hareketli dekorlar ise oyunların daha dinamik olmasını sağlamak için en son teknolojiyle yapıldı" dedi.

"Her şey orijinaline ve çevreye uygun"
Erol Kuzubaşıoğlu, tiyatronun projesini hazırlarken, her şeyin orijinaline uygun olmasına dikkat ettiklerini belirtti. Kuzubaşıoğlu, şöyle devam etti:

"Örneğin, eskiden fuaye alanına ortadan ve merdivenlerden giriliyordu, şimdi de aynı şekilde. Buradaki amaç, insanlara alışmış oldukları mekanı ve sistemi kullandırmak. Ayrıca teknik olanakları, havalandırması, ısıtması, soğutması, elektrik ve otomasyon sistemleri, jeneratörüyle kongre merkezinden bağımsız çalışan bir tiyatro yapmak. Zaten işletme olarak baktığımız zaman, tiyatronun işletmesi ayrı, kongre merkezininki ayrıdır. Çünkü kongre merkezi sürekli kullanılan bir yer değildir. Belli dönemlerde kullanılır. Tiyatronun ise devamlı bir döngüsü vardır."

Kongre Vadisi’nin İstanbul’un en önemli merkezlerinden biri olması nedeniyle buraya bir bina yapmanın zorluklarına da değinen Kuzubaşıoğlu, "Yapılan binanın silüetinin çevreye uygun olması gerekiyordu. Onun için yeni yapıların büyük bölümü otoparklarıyla birlikte toplam 7 kat toprak altındadır. Yani 3 bin 500 kişilik salon, toprağın altında, üstünde boş bir alan var. Toprak üstündeki tek yapı ise kongre merkezinin girişi ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’dir. Fakat biz onları bütün bir yapı olarak gösterdik" diye konuştu.

Ayrıca Lütfi Kırdar’dan esinlenerek, aşağı doğru olan kısmında da binanın yüksekliğini düşünerek, eğimli bir çatı oluşturduklarını anlatan Kuzubaşıoğlu, binanın bir giriş saçağı ile başlayıp yükselerek devam ettiğini, yükselen noktanın tiyatronun sofitası (sahne üstü yüksekliği) olduğunu söyledi.

Muhsin Ertuğrul Sahnesi ile İstanbul ve Lütfi Kırdar Kongre merkezlerini alttan birbirine bağlayan geçişler de yapıldığını bildiren Kuzubaşıoğlu, "Kongre merkezleri sonuçta kent için, ülke için yapılan merkezlerdir. Bunların işletmecilere çok büyük getirileri yoktur. Buradaki en önemli şey, şehre olan ekonomik katkıdır. En başta da turizme katkısıdır. Buralarda ayrı ayrı kongreler düzenlenebilindiği gibi büyük kongrelerde bir araya gelip ortaklaşa tek bir kongre de düzenlenebilir ama şunun üstüne basarak söylüyorum: Muhsin Ertuğrul Sahnesi, kongre merkezi olarak kullanılmadı ve kullanılmayacak" diye konuştu.

İnşaatın 14 ayda tamamlandığını belirten Kuzubaşıoğlu, sahneyi yaparken izleri silmemeye dikkat ettiklerinin altını çizerek, Heykeltıraş Hakkı Karayiğitoğlu’nun heykeli ile Osmanlı Çeşmesi’ni binalar yapıldıktan sonra tekrar yerine koyduklarını söyledi. Kuzubaşıoğlu, "Bu, İstanbul’a duyulan saygıdan ve bölgenin de hassasiyetinden kaynaklanıyor" dedi.

"Eleştirilerin nedeni duygusal"
Erol Kuzubaşıoğlu, tiyatronun restorasyonuna başlanmasından itibaren yapılan eleştirilere de değinerek, "Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılacak, yerine hiçbir şey yapılmayacak, burada sadece bir kongre merkezi yapılacak" diye düşünüldüğü için böyle tartışmalar olduğunu ifade etti.

Kuzubaşıoğlu, sanatçıların, korkularının nedenini ise "Bizim tepkimiz duygusal. Burada anılarımız var. Onların kaybolmasını istemiyoruz, ama aynı zamanda buranın da yenilenmesi lazım" şeklinde açıkladıklarını belirterek, tiyatronun eski şartlarda devam etmesinin hem sanatçıya hem seyirciye hem de sanata saygısızlık olacağını söyledi.

Restorasyonun, "Protestolar olmasaydı bu şekilde yapılmayacaktı"  söylemleriyle de ilgisi olmadığını vurgulayan Kuzubaşıoğlu, "Şu an başından itibaren düşündüğümüz noktadayız. Projeyle ilgili bilgi sahibi olmadan ön yargılarla fikir yürütenler, eleştirenler oldu. Biz bu eleştirilere, kırılsak da muhatap olmamaya dikkat ettik. Ama bittikten sonra hep pozitif eleştiriler alıyoruz. O yüzden mutluyuz" diye konuştu.

Erol Kuzubaşıoğlu, "İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti" denilince her şeyin birden bire değişeceğinin düşünüldüğünü ifade ederek, "2010’da her şey, sihirli değnek değmiş gibi, çok güzel hale gelecek diye bir şey yok. Bu sadece bir sürecin başlangıcı. Bunun farkına varıp bir kentlilik bilinci oluşturulması gerekiyor. Aslında her şey bundan sonra devam edecek" dedi.(aa)