Modern bir Orpheus

Baz Luhrmann, Türkiye'de gösterime girmeyen 'Strictly Ballroom'la başlattığı, ardından 'Romeo+Juliette'le devam ettirdiği 'kırmızı perde' filmleri serisinin son filmi...

İSTANBUL - Baz Luhrmann, Türkiye'de gösterime girmeyen 'Strictly Ballroom'la başlattığı, ardından 'Romeo+Juliette'le devam ettirdiği 'kırmızı perde' filmleri serisinin son filmi 'Kırmızı Değirmen'de (Moulin Rouge) sinemaseverleri 1900 Paris'inin aşk, güzellik ve özgürlük dolu ortamına götürüyor. Filmin başrollerini güzel oyuncu Nicole Kidman ve Evan McGregor paylaşıyorlar.
Kırmızı değirmen, Paris'in parlak fakat kötü şöhretli gece kulüplerinden biridir. Satine (Nicole Kidman), bu kulübün en güzel yıldızı, şehrinse en tanınmış hayat kadınıdır. Ama gece kulübünü finanse edecek zengin Zidler'ın takıntısı olmakla gerçekten âşık olduğu beş parasız bir şairle, Christian'la (Evan McGregor) olmak arasında sıkışıp kalmıştır. Oysa, hayallerindeki gibi bir yıldız olabilmek için Zidler'a ihtiyacı vardır. Christian ise dönemin getirdiği özgür ruhu savunan yazarlardan biridir. Ancak kendini, aşk dışında hiçbir şeyin kabul görmediği bir yaşamın içerisinde bulur. Daha önce Leonardo DiCaprio'nun rol aldığı 'Romeo+Juliette' başta olmak üzere birçok klasiği popüler kültüre başarıyla uyarlayan Luhrmann, son filmi 'Kırmızı Değirmen'i modern bir 'orpheus' hikâyesine benzetiyor; "Genç bir şair ve müzisyen olan Orpheus, kusursuz aşkı bulabilmek için yeraltı -ölüler- dünyasına gider. Peki ne elde eder? Orpheus mitine göre, bu yolculuk ne seni yok eder ne de yeraltı -ölüler- dünyasına götürür. Gerçekle yüzleşir, deneyim sahibi olarak geri dönersin." Luhrmann, konuşmasına filminin ana fikrini de teşkil edebilecek bir cümleyle nokta koyuyor: "Hayatta bazı şeyler kendi kontrolümüz dışında gelişiyor." (Kültür Sanat)