Modern Madam Bovary

Alman yazar Elke Schmitter'in ülkesinde büyük başarı kazanan, kısa sürede beş dile çevrilen ilk romanı 'Bayan Sartoris' Türkçe'de de yayımlandı.
Haber: SONER BİLGİÇ / Arşivi

İSTANBUL - Alman yazar Elke Schmitter'in ülkesinde büyük başarı kazanan, kısa sürede beş dile çevrilen ilk romanı 'Bayan Sartoris' Türkçe'de de yayımlandı. Felsefe öğrenimi gören Schmitter, uzun bir süre Taz gazetesinde çalışmış. 1994'te gazeteden ayrılarak yazmaya ağırlık veren Schmitter'in yayımlanmış şiirleri ve Heinrich Heine üstüne bir inceleme kitabı var.
Bu ilk romanında Almanya'nın küçük bir kasabasında kızı ve kocasıyla sade bir yaşam süren Bayan Sartoris'in hikâyesini anlatıyor.
Bayan Sartoris, kasabaya yeni gelen bir adamla tanışınca kendisini tutkunun kollarına bırakır ve ilişkisini yeni bir hayatın anahtarı olarak görür. Dramatik hikâyesiyle 'Modern Madam Bovary' olarak nitelenen kitabın yazarı, Flaubert'le kıyaslanmasını biraz abartılı buluyor.
İlk roman, büyük başarı. Bunu bekliyor muydunuz?
Şaşırdım ve tabii çok sevindim.
Romanınızdan 'Madam Bovary 2000' diye bahsediliyor.
Kitabı Flaubert'in eseriyle karşılaştırma cüretinde bulunmadan, bu benzetmenin beni çok memnun ettiğini söyleyebilirim. Çünkü kitap Madam Bovary motifleriyle süslü bir oyun gibi. Ya da şöyle diyelim: Madam Bovary'den Effie Briest'e, hatta Anna Karenina'ya kadar, Avrupa edebiyatında görülen geleneksel 'mutsuz evlilik' temasının
bir çeşitlemesi. Yine de günümüzde olduğu gibi aşk ve ihanet temaları üzerine yazılmış değil; tam tersine aşk ve bir tür ortak yaşam biçimi olan evlilik üzerine yazıldı.
Zamanımızda çok mu fazla mutsuz evlilikler yapılıyor, yoksa romanınızın kahramanı Margarethe bir istisna mı?
Bence hayır. Zaten çok yakında 'mutsuz evlilik' tarihe karışacak, çünkü bugün geleneksel evlilik kurumu anlayışından çok uzaktayız, git gide de uzaklaşıyoruz. Artık evlilik bir amaç olmaktan çıktı, kutsallığını
yitirdi ve belki de bu yüzden, son bulan evlilikler artık daha az üzüntü ve gözyaşı getiriyor.
Bu yeni bir şey de değil, hatta evlilik kurumuyla ilgili değişikliklerin uzun bir süreç içinde gerçekleştiği bile söylenebilir.
Emma kendini zehirlemişti, Effie hastalıktan öldü, Anna kendini trenin önüne attı ama Margarethe kendini içkiye vermekle yetiniyor.
Bayan Sartoris'te ölüm, bir başkasına verilen ceza.
Erkeklere karşı bir şey hissedilmez hale gelindiği zaman geriye yalnızca annelik duyguları mı kalıyor?
'Bayan Sartoris'te annelik duygusunun çok az yer tuttuğu doğru, en azından romanın başlarında bu böyle. Kadın erkeğe karşı bir şey hissedemez hale geldiğinde ne olduğu konusuna gelince; nasıl desek, en azından benim kitabımda, kimlik bunalımı, kıskançlık,
öykünme, koruma içgüdüsü ve histerinin karışımı bir şey ortaya çıkıyor.
Kitabınızın Türkçeye çevrilmesine ne diyorsunuz?
Bu beni çok sevindirdi, tepkileri merakla bekliyorum. Romanda Batı Almanya'nın yakın geçmişinden bir kesit anlatılıyor. Yani birçok okurun şahsen tanıdığı ya da hakkında bir şeyler duyduğu bir geçmiş söz konusu. Türk okurunun, özellikle de kadınların hikâyemi nasıl bulacağını merak ediyorum.
Konu onlara yabancı mı gelecek, yoksa kendilerinden bir parça görebilecekler mi? Margarethe onlar için ne ifade edecek; acı bir geçmişi olan zavallı bir kadın mı, yoksa 'kötü kadın' ya da tam bir aptal mı? Bir utanç kaynağı mı, yoksa ikileme düşmüş, tanıdık ihtiyaçları olan bir kadın mı? Çok heyecanlıyım!
Bayan Sartoris, Çeviren Soner Bilgiç, İş Bankası Kültür Yayınları, 121 sayfa, 3 milyon lira


    ETİKETLER:

    Almanya

    ,

    İstanbul