Monet'yle Kaplan'ın 'Nilüferler' kapışması!

Monet'yle Kaplan'ın 'Nilüferler' kapışması!
Monet'yle Kaplan'ın 'Nilüferler' kapışması!
Gözleri bozulduğu için Fransa Orangerie Müzesi'ne söz verdiği ünlü 'Nilüferler' tablosuna devam etmemeye büyük ressam Claude Monet ile 'Kaplan' olarak anılan öfkeli Fransız siyasetçi Georges Clemenceau arasında geçen 'La Colère du Tigre' (Kaplanın Öfkesi) mükemmeliyetçi bir sanatçıyla pragmatist bir siyasetçinin etkileyici kapışması...
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

Siyasetin devi Georges Clemenceau (Claude Brasseur) ile sanatın devi Claude Monet’nin (Michel Aumont), Atlantik kıyısında beraber geçirdikleri birkaç gün üstüne kurgulanmış ve 2015 yılı Cristal Globe ödülüne aday en iyi tiyatro oyunu ‘La Colère du Tigre’ (Kaplanın Öfkesi), aynı zamanda Claude Brasseur ile de en iyi erkek oyuncu ödülüne layık.

Onlar iki köşeli karakter, yılların uslandırmadığı iki bilge, ikisi de nükteleriyle ünlü… Gözleri bozulan Monet, Fransa Orangerie Müzesi’ne söz verdiği ‘Nilüferler’ tablosuna devam etmemeye ve onu imha etmeye kararlı… Kaplan Clemenceau’nun en büyük öfke krizlerinden birine girmesi için kaçırılmayacak bir fırsat… Clemenceau, içişleri bakanıyken, büyük öfke krizlerine bir gönderme olarak, ‘Kaplan’ takma adıyla anılırdı. Tam üç yıl evvel, değerli dostu Monet’ye, Orangerie Müzesi için bir tablo sipariş etmiş ama gözlerindeki bozukluğu ileri süren ressam, sözünü yerine getirememişti. Mükemmeliyetçi bir artistle, büyük bir pragmatiğin anlaşması her daim güçtür…

Bu oyunun entelektüel ve tarihi değeri yadsınamaz. Oyun boyunca bu iki adamın hayatı ve yaşadıkları dönem hakkında birçok bilgi ediniyoruz: 1. Dünya Savaşı sonlanmış ve bu iki insanda derin izler bırakmış, her ikisi de yaşlanmış. Clemenceau genç kalmak için direnmekte, son demlerinde bile genç bir kadına âşık olabileceğini kanıtlamanın gururunu yaşamakta.

1923 yılının ilkbaharı. Fransa Cumhuriyeti’nin şanı Georges Clemenceau 83 yaşında. Atlantik denizi kenarında mütevazı bir evde emekliliğini yaşamakta. Emektar kâhyası Clotilde yanında; ona titizlikle hizmet etmekte. Yazmakta olduğu kitabın editörü kendisinden 40 yaş daha genç Marguerite Baldensperger de o sırada Clemenceau’nun evinde bulunmakta ve yazdıklarını büyük bir dikkatle gözden geçirmekte. Clemenceau, bu genç hanıma duyduğu ateşi itiraf etmekte zorlanmakta ve çekinmekte ama bu genç kadına çılgın duygular beslemekten, kendini yirmi yaşındaymışçasına hissetmekten vazgeçememektedir.


Birkaç gün sonra, en yakın arkadaşı 82 yaşındaki büyük ressam Claude Monet onu ziyarete gelir. Monet’nin gözleri gitgide bozulmuş ve kör olma raddesine gelmiştir. Öyle ki Monet, Fransa’ya söz verdiği ‘Nilüferler’ tablosuna devam etmemeye ve bu eseri bitirmeden imha etmeye kararlıdır. Clemenceau, bu vazgeçişe büyük bir tepki gösterir. Yıllarca büyük dostluk ettiği bu arkadaşına ihtiyarlığın etkileriyle savaşmasını, eserini yarı yolda bırakmaması gerektiğini anlatır ve ısrarla onu ikna etmek için her yola başvurur. Oyunun sonlarına doğru Clemenceau ve Marguerite kendilerini birbirlerinin kollarında bulurlar, her bir sevişme Clemenceau’ya bir gençlik aşısıdır adeta. Yürüyüşü, konuşması değişir; daha dinamik, daha neşeli, daha mutlu bir insana dönüşür. Emektarı Clotilde, bu kaçamaklara bıyık altından gülerken, yaşlı efendisinin sağlığını korumak için aynı bir ana, bir köle gibi kurallarını tekrarlamaktan vazgeçmez. Büyük usta Monet’ye gelince, o Kaplan’ın öfkesinden rencide olmuştur, gözlerindeki probleme rağmen, büyük dostunun hatırı için, fırçayı tekrar eline alır ve ‘Nilüferler’i boyamaya devam eder.

Tarihi oyun kalıplarına tıpatıp uyan bir piyes. Tarihten alınmış bir hikâye ve güçlü oyunculuklarıyla her zaman zirve yapmış iki usta aktörün, sahnede, iki ünlü kişiliği yorumlaması. Oyunun iki basit, dramatik zembereği var: Birincisi, Clemenceau’nun ön ayak olmasıyla büyük paralar harcanarak kurulmuş Orangerie Müzesi’ne Monet’nin ‘Nilüferler’ tablosunu vermekten vazgeçmesiyle, bu iki adamın dostluğunun zedelenebilme ihtimali. İkincisi ise yaşlı Kaplan’ın genç Marguerite’e duyduğu tutkulu aşk. Oyunun yazarı Philippe Madral, ipi klasik bir üslupla oynatırken, teksti zarafetten ödün vermiyor. Tarih dersi vermekten ve iki adamın mektuplarından paragraflarla tekstini basitleştirmekten uzak duruyor. O döneme ait, müthiş hümanist bir mesaj vermeyi beceriyor: İnsan azmi gençlik iksiri gibidir, yaşlılığa ve ölüme sonuna kadar meydan okunabilir.


Video oyunları sayesinde, ‘Nilüferler’ tablosunu anımsatan empresyonist bir dekora imza atan, tülleri ve projeksiyonu zevkle harmanlayan Catherine Bluwal’a büyük bir bravo!

Christophe Lidon’un rejisi basit ve akıcı; özellikle insani öğeler nilüferlerle iç içe geçerken, kahkahaların, gözyaşlarının, arzuların, pişmanlıkların aradan akması çok etkileyici.

Yaşamlarının son demlerindeki bu iki insanın dostluğu çok duygusal. Coşkulu, kesin, dakik ve hassas Georges Clemenceau ile şüpheci, güvensiz, rahatsız ve sıkılgan Claude Monet çok tatlı ve şefkatli bir ikili.

Michel Aumont ve Claude Brasseur, sahnede harikalar yaratıyorlar. Yılların yükünü sahnede canla başla, gururla, mütevazı bir edayla ve hiçbir aşırılığa kaçmadan taşıyorlar. Claude Brasseur kısık sesi, inanılmaz enerjisiyle muhteşem, büyük tiyatro ödülünü sonuna kadar hak ediyor.

Michel Aumont, benim zaten en favori oyuncularımdan biri. Bu oyunda da döktürüyor. Melankolik, hassas oyunculuğuyla çok inandırıcı, hele yorgun gözleriyle okyanusun renklerini seçmeye çalışırken…

Bana göre, en güzel sahne Clemenceau’nun utanarak, Monet’ye Marguerite’e duyduğu tutkulu aşkı itiraf ettiği an. Aynı zamanda Monet’nin okyanusa bakıp, renklerle tekrar haşır neşir olmaya başlaması ve renklerden yeniden haz alması çok duygusal.

Her ikisi de dul kalmış, geçkin iki dev kişilik. Yaşlılığın, yaklaşan ölümün ve yalnızlığın varlığı çok etkileyici. Aslında tablonun müzeye yerleştirilmesinden ziyade, bu iki dostun hayat endişesi başrolde.