Mumya yine gelecek

Ölümsüzlük dedikleri böyle bir şey olmalı. İmhotep'in mumyası, bir türlü ölüler arasında yerini almaya razı olmuyor.
Haber: Sevin OKYAY / Arşivi

İSTANBUL - Ölümsüzlük dedikleri böyle bir şey olmalı. İmhotep'in mumyası, bir türlü ölüler arasında yerini almaya razı olmuyor. İşte iki yıl sonra yeniden aramıza katıldı. Bu sefer karşısında ondan beter Akrep Kral da var. Gerçi son bölümde daha çok ıstakoza benziyordu ama, olsun! Bu müthiş ikili, hain tanrı Anibus'un, bilgisayar ürünü köpek savaşçılardan oluşan ordusunu ele geçirme sevdasında.
Konu hayli karışık
Onlara engel olmak için savaşanlar ise, ilk filmin de esas çocuğu, maceracı Rick O'Connell ile soylu savaşçı (ve pek yakışıklı) Ardeth Bay. Tabii, Rick'in aradan geçen yıllarda savaşçı kesilmiş karısı Evelyn'i de unutmuyoruz. Evelyn, hülyalı bakışlarla ufka dalıyor ve Mısır prensesi Nefertiti olarak sürdürdüğü başka bir yaşamı hatırlıyor.
Kötü koreografili bir dövüş sahnesinden anlaşıldığı kadarıyla, ilk filmde de Mumya'nın aşkı olarak izlediğimiz Anck-Su-Namum'la kapışıp dururlarmış. Hatta şimdi ortalıkta Meela adıyla dolaşıp bandajlı sevgilisini geri getirmeye çalışan kızın (aktris/model Patricia Velasquez) ihanet edip öldürdüğü firavun koca, onun babasıymış.
Hayli karışık görünen meselenin özeti (bu mümkünse eğer) şöyle: Beş bin yıl kadar önce, Akrep Kral ('Rock' adıyla tanınan pankreasçı Dwayne Johnson) ruhunu tanrı
Anubis'e satıp onun ordusunu almış. Zamanda donmuş olarak bekliyorlar. O'Connell ailesi (şimdi Alex diye bir oğulları da var), kralın bileziğini buluyor, derken muzur bir yaratık olan küçük Alex bileziği koluna takıyor ve hikmetler savuran Ardeth Bay'in deyişiyle 'kıyamet'e davetiye çıkartıyor.
Bu arada British Museum'a devredilmiş Mumya, yani İmhotep de melun karaderili yardakçısının (Adewale Akinnuoye-Agbaje), müze müdürünün ve Mumya'nın ölümsüz aşkı Anck-Su-Namum'un gayretleriyle yeniden canlanıp iri yarı, kel kafalı, maskaralı Arnold Vosloo olarak karşımıza çıkıyor. Diğer iki kahramanımız ise, filmin başı ve sonu hariç hiçbir şey yapmadan ortalarda dolaşan kayınbirader Jonathan ve Rick'le tayfasına balon pilotu olarak hizmet veren eski dost İzzy. Yedi günde efsanevi bir vahadaki yasak altın piramide varmazlarsa, kıyamet kopacak.
Hayli karışık olduğunu söylemiştik, değil mi? Üstelik bu anlamsız bir karışıklık. Kendi filminden, Indiana Jones dizilerinden (daha doğrusu, George Lucas, Steven Spielberg külliyatından) ve 1930'lardaki mumya filmlerinden utanmazca arakçılık yapan yönetmen/senarist Stephen Sommers işin tadını hayli kaçırmış.
Efekt bombardımanı
Otuz saniyede sıkıldıklarını varsaydığı seyircileri aksiyon ve bilgisayar efekti bombardımanına tutuyor. Katil böcekler, tozdan doğan hizmetkârlar, İmhotep'in dünyayı içine alacak büyüklükte ağzı, cüce iskelet savaşçılar, duvarlarda yürüyen mumya askerler... Diyaloglar berbat, ilk filmin naif, kendisiyle alay eden havası yitip gitmiş. Pankreasçı 'Rock'a, on dakika bile tutmayan rolü için neden 5 milyon dolar verildiği ise, bir muamma (yerinde olmak isterdik). Eğlenceli mi? Eh, ne izleyeceğinizi bilirseniz hoşça vakit geçirebilirsiniz. Oded Fehr hayranlarına (varsa), üstadın film boyunca yanımızda olduğunu müjdeleyebiliriz. Doğrusu bir İsraillinin ellerini göğe açıp ikide bir "Allah!" diye haykırması hiç fena olmuyor. Bu arada film ilk üç günde ABD'de 70 milyon dolardan fazla hasılat yaparak, 'Jurassic Park' hariç herkesi solladı. Onun devamı da yakında geliyor.


    ETİKETLER:

    ABD

    ,

    Altın

    ,

    Mısır

    ,

    İstanbul