Murat Özer en popülerleri seçti

Murat Özer en popülerleri seçti
Murat Özer en popülerleri seçti
Sinema yazarı Murat Özer, 33. İstanbul Film Festivali'nin 'en çok izlenen' bölümlerinden beşer filmi Radikal okurları için seçti. Popüler filmler, ustalar, festival gözdeleri ve genç yaratıcılar var bu seçkide.
Haber: MURAT ÖZER - sinemozer@gmail.com / Arşivi

Festivalin taşıyıcı ayakları arasında sayabileceğimiz ‘Akbank Galaları’, ‘Ustalar’, ‘ Dünya Festivallerinden’ ve ‘Yeni Bir Bakış’ bölümlerinden beşer film seçmek epeyce zor oldu bizim için. Zira epeyce sağlam ve sinemaseverin ağzını sulandıran eserler var bu grup içinde. Yine de listeyi daraltmak gerekiyordu ve içimiz kan ağlayarak da olsa yaptık/yapabildik bu işi. İşte adını andığımız dört bölümden seçtiğimiz beşer film...

Akbank Galaları
Bu bölümün zirvesi, tabii ki Wes Anderson imzalı ‘Büyük Budapeşte Oteli’ (The Grand Budapest Hotel) olacak, bunu tartışmaya bile gerek yok. Ama diğer filmler de ilgiyi ayakta tutacak, merak uyandıran yapımlar. Roman Polanski’nin Cannes’da yarışan ‘iki kişilik’ son filmi ‘Kürklü Venüs’ (La Vénus à la Fourrure) başta olmak üzere, her filmin ‘alıcısı’ şimdiden hazır gibi. Festivalin ‘en pahalı’ filmleri bu bölümden çıkıyor ama sinemaseverlerin en çok ilgiyi buraya gösterdikleri de bir gerçek. Cédric Klapisch’i New York’a taşıyan romantik komedi ‘Aşk Bulmacası’ (Casse-tête Chinois), bu bölümdeki Denis Villeneuve imzalı iki filmden biri olan José Saramago uyarlaması ‘Düşman’ (Enemy) ve Avustralyalı sinemacı Fred Schepisi’nin iştah kabartan filmi ‘Sözcükler ve Resimler’ (Words and Pictures), ‘Akbank Galaları’ kadrosunu layıkıyla temsil etmeyi başarıyorlar bize sorarsanız.

Ustalar
Festivalin ‘garantici’ takipçilerinin en çok ilgi gösterdikleri bölümlerden biri bu. Festival aracılığıyla keşfettikleri ve zaman içinde hayranı oldukları sinemacıların yeni filmlerini görebilmek için kuyruğa giriyor sinemaseverler, çoğunlukla da yüzleri düşmüyor gösterimlerden sonra. Bölümün kapı baca kırdıracak çalışması, kolayca anlaşılacağı üzere, Lars von Trier’in ‘bizde yasaklı’ filmi ‘İtiraf’ (Nymphomaniac). Onu takiben, Lech Walesa’nın uzun yürüyüşünü anlatan Andrzej Wajda imzalı ‘Walesa’ (Walesa. Czlowiek z Nadziei) geliyor kuşkusuz. Terry Gilliam’ın festival sonrası ticari gösterime de girecek son filmi ‘Sıfır Teorisi’nin (The Zero Theorem) aradan sıyrılmaya çalıştığı toplamda, Ettore Scola’nın Federico Fellini üzerine bir ‘hatırlama’ özelliği taşıyan ‘Scola Fellini’yi Anlatıyor’u (Che Strano Chiamarsi Federico) sinemaseverlik kavramının içini tıka basa doldurmaya yönelik belli ki. Bu bölümden son önereceğimiz filmse, Philippe Garrel’in bir kez daha oğlu Louis’yi başrole yerleştirdiği yeni çalışması ‘Kıskançlık’ (La Jalousie).

Dünya Festivallerinden
Festivalin en ‘kalabalık’ bölümü, her zamanki gibi ‘sürpriz’ arayışındaki sinemaseverlerin durağı olmaya aday. 20 filmlik toplam içinde ilk bakışta dikkat çekenler olduğu gibi, biraz altını deşerek öne çıkarabileceğimiz ‘hazineler’ var gibi. Altın Ayı ödüllü Çin filmi ‘İnce Buz, Kara Kömür’ (Bai Ri Yan Huo), öyle anlaşılıyor ki gözü kapalı gidilecek yapımlardan. Aynı kategoriye sokabileceğimiz Alexandre Rockwell imzalı bir saatlik ‘Minik Ayaklar’ (Little Feet) ve David Mackenzie’nin ‘Yüksek Risk’i (Starred Up), podyuma çıkıp ilk üçün oluşmasını sağlar bize göre. Bu üçlüyü takip etmesi beklenen iki filmse, Japon sinemacı Koji Fukada’nın ‘Yaza Veda’sı ile Uberto Pasolini’nin ‘Durgun Hayat ’ı (Still Life) olur sanki. Beş film seçmenin en zor olduğu bölüm bu. 20 filmin en az yarısının ‘görülesi’ işaretler taşıdığını söyleyebiliriz. Buraya biraz ağırlık vermekte yarar var anlayacağınız.

Yeni Bir Bakış
Genç sinemacıların ilk ya da ikinci filmlerinin yer aldığı bu bölüm, gelecekte ‘usta’ diye adlandırılacak isimlerin ilk adımlarına tanıklık etmek için kaçırılmayacak fırsatlar sunuyor. Tabii ki her biri o kıvama ulaşamayacak ama içlerinden bazıları ustalaştığında “İlk filmini festivalde izlemiştim” demenin keyfini yaşayacaksınız, ki ölçülebilir bir keyif değil bu. Geçen yılın çarpıcı Filistin hikâyelerinden ‘Ömer’i (Omar) hatırlatan ‘Betlehem’ (Bethlehem), Yuval Adler ismini daha sonraları da duyacağımızı hissettiriyor bize. Rusya’dan gelen ‘Komiser’ (Mayor) de benzer işaretler taşıyor, yönetmeni Yuri Bykov’un geleceğine dair umut barındırıyor. Amerikan semalarından süzülüp gelen James Ward Byrkit imzalı ‘Paralel Evren’in (Coherence) etki alanının da geniş olacağını öngörebiliriz. Keza, Fabio Grassadonia ve Antonio Piazza’nın ortak çalışması ‘Salvo’ da aynı şekilde, ki filmin Cannes’dan iki ödül birden kazanmış olması da güçlendiriyor bu izlenimi. Carlos Reygadas’ın yapımcılığında hayat bulan ‘Dilsiz’ (El Mudo) ise bu bölümün merakla beklenenlerinin başını çekiyor.