Mutluyuz, ama nereye kadar?

Mutluyuz, ama nereye kadar?
Mutluyuz, ama nereye kadar?
İstanbul Film Festivali'nden vizyona sarkan filmlerden 'Aramızda Bebek Var', gerçekçi yaklaşımına rağmen finalde 'romantik komedi' klişesine teslim oluyor
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Günün ‘gözde’ tartışma konusu ‘kürtaj ve sezaryen’, bu haftaki filmlerin de nüvesine sızmış görünüyor. Ridley Scott imzalı ‘Prometheus’ta, başkarakterin kürtaj-sezaryen karışımı bir şekilde ‘yaratık’tan kurtulduğu sahne epeyce akıllarda yer ederken, haftanın bir diğer filmi olan ‘Un Heureux Événement / Aramızda Bebek Var’da ise durum ‘istenen’ boyutta cereyan ediyor. Lafın özü, filmdeki karakterin ‘normal’ bir doğumla çocuk sahibi olmasına ve sonrasına şahitlik ediyoruz. 

Tabii ki bu filmin meselesi kürtaj ya da sezaryen değil, çocuk sahibi olmanın yarattığı ‘gerilim’e ışık tutuyor ziyadesiyle. Birbirlerini ölesiye seven bir çiftin, bebekle birlikte çatırdamaya başlayan ilişkilerini deşifre ediyor hikâye. Aslında hamilelik sırasında kendini hissettiren bu durum, tipik erkek ve kadın reflekslerini gerçekçi bir tonda yansıtırken, kadına doğal olarak açtığı ‘özel alan’ nedeniyle onun bakışını daha önemli kılıyor, ki böyle de olması gerekiyor. Erkeğin ‘yardımcı oyunculuk’ yaptığı bu ilişki, her iki tarafın da belli tavizler vermesini öngörüyor, ancak tavizin çoğunu hep kadın verirken, erkekte böylesi bir ‘fedakârlık’ hamlesi görmüyoruz. Filmin iki karakteri de gerçek duygu ve eylemleri önümüze koyuyor, ‘zorlu süreç’te yaşanan yıpranmadan nasiplerini alıyorlar. Özellikle kadını yalnızlaştıran, toplumdan soyutlayan, ‘iki kişilik bir nokta’yı paylaşmaya zorlayan süreç, erkeği aynı oranda hırpalamıyor. Ancak onu da bir sınava sokuyor ve ‘aşk’la karşı karşıya getiriyor, bir adım ötesine geçtiğimizdeyse aşktan uzaklaştırıyor. 

‘Aramızda Bebek Var’, finale kadar her şeyi ve herkesi gerçeğe yakın işaretlemelerle yansıtıyor. Oysa finale geldiğimizde, aşka yeniden bir kapı açıyor, hatta onun hiçbir zaman oradan ayrılmadığını hissettiriyor. Bu noktada, aşkın yerini başka bir şeyin aldığını, iki sevgilinin yazgısının evrilip birbirlerine ‘muhtaç’ iki dosta dönüştüklerini söylemek daha doğru olurdu sanıyoruz. Ama bu film, gerçekçi bir yaklaşıma sahipse de, genel çerçevede bir ‘romantik komedi’ formuna yakın durduğundan, kahramanlarımızın yeniden ‘sevgili’ olmalarına fırsat tanıyor.