Mutsuz son kaçınılmaz

Tiyatro repertuvarının göreceli olarak taze sayılabilecek klasiği 'Kral Übü'yü Avignon'da izlerken, bir dizi soru aklıma takıldı.
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

AVIGNON - Tiyatro repertuvarının göreceli olarak taze sayılabilecek klasiği 'Kral Übü'yü Avignon'da izlerken, bir dizi soru aklıma takıldı. Dünyamız, her zamanki gibi bugün de birçok Übü'yle karşı karşıya değil mi? Üstelik, günümüz koşullarında, Übü Baba'dan daha gülünç, daha acımasız ve daha iğrenç despotlar her yerde türemiyor mu?
Alfred Jarry'nin (1873-1907) daha on beş yaşındayken, ilk biçimini kaleme aldığı 'Ubu Roi', iktidar hırsının insanoğlunu nerelere dek götürdüğünü, sert ve alaycı bir mizahla anlatır. Çevresindeki akıl hocaları gerçeklere perde gerip kendi küçük çıkarları doğrultusunda ipleri çekmeye başlayınca, zaten gözlerini kapayıp, kulaklarını tıkamaya dünden hazır olan 'hükümdar'ın ayakları yerden kesilecektir.
Ancak, Übü için mutsuz son kaçınılmazdır. Ne yazik ki, ezilenler her zaman olduğu gibi yine geniş kitlelerdir ve öykünün başı da, ortası da, sonu da onlar için hep kötüdür.
Bernard Sobel'in sahneye koyduğu 'Kral Übü', kulaklarımızın artık unutmaya basladığı enternasyonalle başlıyor. Sol görüşleri ve öncü tiyatroya bağlılığıyla tanınan yönetmen Bernard Sobel, hem nalına hem de mıhına vuran, çok boyutlu ciddi bir politik yorum getiriyor.
Bir lise avlusuna yerleşen sahnenin dört duvarı arasında enternasyonalin yankıları daha yitip gitmeden, oyunun skandallar yaratmış ilk sözü olan "Bok!", bugünün küresel kirliliği, iğrençliği ve kaygı veren geleceği karşısında atılan içten bir haykırış olarak kulaklarımızda çınlıyor.
Bembeyaz, avucu açık koskocaman el, geniş sahnenin üçte birini kaplayan tek dekor. Seyirciye uzandığı izlenimi veren ama belki de kendi cebine dönük bir el bu. Ve oyunun başlangıcındaki "Bok!"la birlikte, birkaç parmağın kırılarak düşmesi, yıllar boyunca putlaştırılmış kimi 'büyük insan' heykellerinin, Berlin Duvarı'nın düşmesiyle birlikte yerle bir edilmesini anımsatıyor.
Sinemaseverlerin Léos Carax'ın filmlerinden anımsayacakları Denis Lavant, rüzgârda kısılan sesine karşın, parmakları kırık bu elin üzerinde, içinde ve çevresinde, kıpır kıpır, olağanüstü bir Übü yorumu sunuyor. Alfred Jarry'nin "Bay Übü iğrenç bir yaratıktır; bu nedenle de hepimize (en alt düzeyde) benzer" diye tanımladığı zavallı Übü Baba'nın gülünç korkunçluğunun altını çizen bu basarılı oyunu coşkuyla, içtenlikle,
ciddiyetle alkışlıyor izleyiciler.