'Müzedeki arpa âşık oldum'

'Müzedeki arpa âşık oldum'
'Müzedeki arpa âşık oldum'

Tara Jaff, Arpla tanışınca aradığım şeyin o olduğunu anladım diyor. Fotoğraf: Muhsin Akgün

Kürt müziğinin arpisti Tara Jaff, Bağdat Müzesi'nde Sümerlerin arpını görüp çok etkilenmiş. Arap müziğini hiçbir zaman sevmediğini belirten Iraklı Jaff, 'Arpla bütün duygularımı ifade edebildiğimi düşünüyorum' diyor
Haber: ABİDİN PARILTI / Arşivi

İSTANBUL - Tara Jaff (Bazı yerlerde Caf diye yazılsa da doğrusu bu, teyit ettik.) Kürt müziğinin hanımefendisidir. Son derece kibar söylemleri, güler yüzü ve müziğini icra ederkenki ruh hali insana sadece bu cümleyi kurdurtuyor. Tatar Türk’ü bir anne ile Kürt bir babanın çocuğu olarak Bağdat’ta doğmuş. Saddam’ın ve Baas Partisi’nin zulmünden dolayı 80’li yıllarda ülkesini bırakmak zorunda kalmış, psikologken her şeyi geride bırakıp Kürtlerin tek arpisti olmuş.
Tek bir albümle bile hiç de azımsanmayacak bir hayran kitlesi oluşturmuş ve Kürtçe’nin çok az bilinen lehçesi Hewramiceyle müziğini icra etmesine karşın lehçeler ve diller arasında bir köprü olmayı başarmış birisidir Tara Jaff. Albümü 1996 yılında ‘Diley Dîwanem’ (Divane Kalbim) Kom Müzik tarafından yayımlanan Jaff, Türkiye’de Van Belediyesi’nin düzenlediği 1. Van Gölü Festivali’nde kale burçlarında, sonrasında da İstanbul’da mütevazı dinleyici kitlesine Seyr-i Mesel’de bir konser verdi. Biz de bunu fırsat bilerek Tara Jaff’la konuştuk.

Bağdat’ta Türk bir anne ve Kürt babanın çocuğu olarak doğdunuz. Nasıl bir aile ortamında yetiştiniz?
Annem Türkçe konuşuyordu, babam Kürtçe. Okulda Arapça öğreniyorduk. Bir de İngilizce de öğrendim çocukluk yıllarımda. İngilizce bilmek o dilin müziğini dinlememi sağlıyordu. Kürt müziğini dinlemek hoşuma gidiyordu. Ama hiçbir zaman Arap müziğini sevmedim. Ruhuma hitap etmiyordu. Türk müziğinden çok haberdar olmadım. Annem Tatar Türk’üydü ama hiçbir bağımız yoktu Türkiye’yle. Sadece iki defa gelmiştim. 

Anne diliniz Türkçe, neden Kürtçe müziğe yöneldiniz?
Annem bize hiç baskı yapmadı. Türk kültürünü pek yaşamadık ve Türkçe müzik beni pek çekmedi. Zaten 80’lerden itibaren Avrupa’da yaşadık. Babam ve akrabalarının üzerimde olumlu manada çok etkisi vardı. Bir de müzik sonuçta neyin ruhunuza hitap ettiğiyle ilgili. Kürt müziği ruhumu besledi, bu dille müzik yapmak hoşuma gidiyor. 

Nasıl oldu da arp çalmaya başladınız?
Çocukken müziğe piyanoyla başladım. Sonra gitar çalmakla uğraştım. Bağdat Müzesi’nde Sümerlerin arpını gördüm ve çok etkilendim. 15 yıl önce arp çalmaya başladım. Londra’da yaşıyordum. İrlandalı arkadaşlarım vardı ve arp onların milli enstrümanlarıydı. Kelt derneklerinde arp çalınıyordu. Çok merak ettim. Kendime bir tane aldım ve çalmaya başladım. Kendi kendime çalmayı öğrendim. Diğer enstrümanlara göre çalınması zor bir alet. Bu enstrümanla bütün duygularımı ifade edebildiğimi düşünüyorum. Arp benim için bir aşk oldu ve ömrüm boyunca aradığım şeyin o olduğunu anladım. Arp ruhuma girdi. 

Arpa âşık olduğunuzu söylüyorsunuz. Arp çalmaya başladıktan sonra sizde nasıl bir değişim oldu?
Eskiden müzik hayatımda çok yer kaplamıyordu. Önemli bir psikolog olmak istiyordum. Arp hayatıma girdikten sonra müzik ağırlık kazandı.

Sizin dışınızda Kürt müziğinde arp çalan var mı?
Sanırım yok. 

Siz Kürtçe’nin unutulmuş lehçesi Hewremanice’yle arpa eşlik ediyorsunuz. Oysa siz Soran lehçesini kullanıyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?
Büyük bir ailenin içinde büyüdüm. Caf aşiretine gelen dengbejler, stranbejler hep bu lehçeyle söylerlerdi ve çok da güzel söylenirdi. Onların söyleyişlerinden de etkilendim. Mesela dedemin evine gelen dengbejler bu lehçeyle söylerken dedem onları çok desteklerdi. Bütün ailem adeta Hewremani lehçesiyle söylenen ezgilere aşıklardı. Ben de çok seviyordum. Babam ise müzikle uğraşmamı istemiyordu. Ben de babamı ancak Hewramanice söylersem ikna edebileceğimi düşündüm. Bu lehçeyle söyledikten sonra babam artık karşı çıkmadı.

Şu ana kadar sadece bir albümünüz var ama dinleyicilerinize daha çok konserler yoluyla ulaşıyorsunuz ve geniş bir hayran kitleniz var.
İlk albümümü çıkardığımda en büyük hedefim Hewremani lehçesiyle söylenen stranları tanıtmak ve sevdirmekti. Köprü olmak istiyordum bu lehçe ve diller arasında. Çünkü çok dar bir kesimde ve sınırda kalıyordu. Ben bu lehçenin sınırlarını açmak ve diğer lehçelerle diller arasında bir köprü olmak istiyordum. Bu köprüyü kurmak için çok uğraştım. Televizyonlara çıktığımda da, verdiğim konferanslarda da sadece Hewremani lehçesiyle söylemeye, onu anlatmaya çalışıyorum. 

Hewremanlardan söz eder misiniz? Nerde yaşıyorlar?
Hewremanlar, Irak-İran sınırında yaşıyorlar. Bir kısmı Irak Kürdistan bölgesindedir ama büyük bir bölümü İran Kürdistan bölgesinde kalıyor. Dağlar arasında kalmış bir bölgedir burası ve daha çok dağlarda yaşayıp, kültürleri kendilerine özgüdür. İran’da Hewreman müziği daha gelişkindir. Ezgilerini daha çok enstrümansız söylerler. Otantiktirler. Mistik bir halleri söz konusu. Eskiden Kürtlerin edebi lehçesi Hewremani’ydi. Hatta Zend-Avesta eski Hewremanice’yle yazılmış mesela.  

Yeni albüm hazırlıkları var mı?
Evet. Kasımda stüdyo kayıtları bitecek ve yıl sonuna kalmadan albüm çıkacak.


    ETİKETLER:

    Van