'Müziğimi Ayasofya kubbesinin altında yazmak isterdim'

'Müziğimi Ayasofya kubbesinin altında yazmak isterdim'
'Müziğimi Ayasofya kubbesinin altında yazmak isterdim'

Arvo Part, ?Âdem?in Yakarışı?nın Ayasofya?da seslendirilmesini istemiş, izin çıkmayınca Aya İrini?de karar kılınmış.

'Âdem'in Yakarışı' adlı yeni bestesinin dünya prömiyeri için İstanbul'a gelen Estonyalı besteci Arvo Part, 'Müziğimi Ayasofya kubbesinin altında yazmak isterdim' diyor
Haber: SERHAN BALİ / Arşivi

İSTANBUL - “Müziğimi Ayasofya kubbesinin altında yazmak isterdim.” Bu çarpıcı cümle, 38. İstanbul Müzik Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nün sahibi Estonyalı besteci Arvo Pärt’e ait. Pärt, İstanbul ve Tallinn kentlerinin ortak siparişi olan ‘Âdem’in Yakarışı’ adlı yeni eserinin dünya prömiyeri için geldiği İstanbul’da dün sabah düzenlenen basın toplantısına katıldı. Arvo Pärt’in de Ayasofya hayranı olduğunu bildiğimiz için kendisine bu kutsal mabet hakkında ne düşündüğünü sorduğumda işte bu tek cümleyle yanıt verdi. Pärt’in eserinin maceralı Ayasofya yolculuğunun ayrıntılarını, ekonomik konuşan besteciden değil ama 2011 Avrupa Kültür Başkenti Tallinn’in CEO’su Mikko Fritze’den  öğrenebildim.
‘Âdem’in Yakarışı’nın ortaya çıkışı iki yıl öncesine uzanıyor. 2008 yılının ortalarında İstanbul 2010 ve Tallinn 2011 birbirlerinden habersiz biçimde Pärt’ten şehirleri için bir eser yazmalarını istiyor. Çağdaş müziğin yaşayan en büyük isimlerinden Pärt bu isteği çok yoğun olduğu gerekçesiyle önce geri çevirmiş. Yoğun ısrarlar karşısında direnemeyen Pärt iki şehrin talebinin bir ortak siparişe dönüştürülmesi suretiyle sonunda ikna edilebilmiş. İstanbul’u ziyaret ettiklerinde Ayasofya’dan çok etkilenen Fritze, Pärt’in eserinin prömiyerinin mutlaka burada yapılması gerektiğini düşünmüş. İstanbul’a daha önce gelmemiş olan Pärt de onun mekânda çektiği videoyu izleyip onay vermiş. Derken Ayasofya’nın tahsisi konusunda Türk hükümeti nezdinde ikna turları başlatılmış. İzin bir türlü çıkamayınca Aya İrini’de karar kılınmış.
‘Âdem’in Yakarışı’, yaylı çalgılar orkestrası, 28 ve 12 kişiden oluşan iki ayrı koronun bir araya geleceği, 25 dakikalık bir eser. Pärt’in 70’lerin sonundan itibaren benimsediği bestecilik üslubunu, ‘ruhani minimalist’ biçiminde tanımlayabiliriz. Çoğunlukla ağır ve meditatif bir tempoda, minimalist üslubun nota yinelemelerine dayanan metodunu benimseyen bir üslup bu. Pärt’in üslubunda ilginç bir özellik var o da, ‘tintinnabuli’ denilen, tamamen kendine özgü bir stile sahip oluşu. Ortodoks Hıristiyan ilahilerinin yapısından etkilenerek geliştirdiği, çift sese dayanan bu basit stili besteci 2000 yılında BBC Radyo 3’e verdiği bir söyleşide şöyle açıklamış: “Tintinnabuli, bir çizgiden diğerine giden doğrusal bağlantının adıdır. Ana melodi ve ona eşlik eden ses bir ve tektir. Bir artı birin karşılığı bu stilde iki değil birdir.”
75 yaşındaki Arvo Pärt, büyük üne kavuşmaya başladığı 80’li yıllarda, gür ve uzun sakalı, insanın içine işleyen gözleri ve karizmatik duruşuyla, çoğunlukla ürkütücü görüntüler verirdi kamuoyuna. Cuma sabahı Sepetçiler Kasrı’nda eşiyle birlikte gazetecilerin karşısına çıkan Pärt; seyrekleşen sakalı, mütevazı hal ve tavrı, zarafeti, az ve öz konuşmasıyla, adeta dervişane bir görünüme bürünmüştü. “Buraya konuşmaya değil, müziğimi sizlerle birlikte dinlemeye geldim” oldu ilk cümlesi. Eser üzerine konuşmak hem bestecisi için elbette zordu zira Pärt bile ‘Âdem’in Yakarışı’nı, toplantıdan birkaç saat sonra başlayacak ilk orkestra provasında dinleyebilecekti. Yine de, eserin çıkış noktası hakkında bizleri bilgilendirmeyi ihmal etmedi büyük usta. İslam ve Hıristiyanlık gibi iki büyük medeniyeti hangi ortak temada buluşturabileceğini düşündüğü sırada aklına, ‘hepimizin babası’ Âdem’in geldiğini dile getiren Pärt, ‘Tanrının lütfundan esirgeyip cennetinden kovduğu’ Âdem’in ve onun nezdinde tüm insanoğlunun, on binlerce yıldır dünya üzerinde işlediği günahlar, kıyımlar sebebiyle çektiği acıları eserinde anlattığını ifade etti.

‘Adem’in Yakarışı’nın dünya prömiyeri 7 Haziran Pazartesi akşamı Aya İrini’de yapılacak.

En iyisinden Schumann yorumu
İstanbul Müzik Festivali bugün en iyi Schumann yorumcuları arasında gösterilen Romanyalı piyanist Radu Lupu’yu ağırlıyor. 200’üncü doğum yılında Schumann’ın piyano konçertosunu seslendireceği konserde Lupu’ya, Aya İrini’deki konserde İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası eşlik edecek. Salzburg ve Lucerne gibi seçkin festivallerin vazgeçilmez konuğu olan Lupu, bugüne kadar Berlin Filarmoni, Viyana Filarmoni ve Royal Concertgebouw gibi dünya çapında saygınlık kazanmış orkestralara eşlik etti. Kusursuz yorumlarıyla anılan sanatçı 1995’te ‘Yılın En iyi Enstrümantal Kaydı’ dalında Grammy Edison ödülüne layık görüldü.