Müziğimiz görünenden daha fazlası

Müziğimiz görünenden daha fazlası
Müziğimiz görünenden daha fazlası
Salon İKSV, yeni sezona indie dans sahnesinin dev ekibi Saint Etienne ile sıkı giriş yapıyor. Telefonla bağlandığımız solist Sarah Cracknell, günümüz popçularıyla ilgili "Dinlediğim kadarıyla bayağı korkunç" yorumu yapıyor
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Hayatında ilk kez Saint Etienne dinleyenlerin birçoğu aşağı yukarı aynı duyguya kapılır muhtemelen. İster daha çok indie etkisinde olsun, isterse de iflah olmaz bir dans tutkunu, insanda ilk kez Saint Etienne dinlemek, genelde daha önce farkına varılmayan bir boşluğun doldurulması gibidir. Bob Stanley ve Pete Wiggs’in usul usul akan elektronik ritimlerine solist Sarah Cracknell’in eldiven gibi uyan vokalinin etkisi, benzeri tonda seyreden ‘yumuşak pop’ gruplarınkinden çok daha fazlasına denk gelir, çoğunlukla. Bu gayet İngiliz grubun sözlerindeki tersköşelerinin, hem akla takılmayı hem de şaşırtmayı beceren melodilerinin gücünden yıllarca bir şey eksilmedi. Bugün ve yarın, yedi yıl aradan sonra çıkardıkları ‘Words and Music by Saint Etienne’ albümü vesilesiyle ilk kez ülkemize gelecek olmalarını fırsat bildik, dünyanın en sadık hayran kitlelerine sahip gruplardan Saint Etienne’in solisti Sarah Cracknell’a bağlandık.

Neden yeni bir Saint Etienne albümü için yedi yıl beklememiz gerekti?
Çok meşguldük (Gülüyor). Birçok şeyle birden uğraşıyorduk. Hiç aradan yedi yıl geçmiş gibi gelmedi bize. Konser vermeye devam ettik, aynı zamanda bir çizgi filme müzik hazırladık.
Hangi çizgi dizi o?
‘Maryoku Yummy’ diye bir dizi.
‘Words & Music by Saint Etienne’in odağı da müziğin kendisi
Bu albüm, diğerlerinden biraz daha farklı. Başka insanları da işin içine kattık ki bu da bizim için çok alışıldık değil. Xenomania’yla çalıştık. Pet Shop Boys’tan Danii Minogue’a birçok pop yıldızıyla çalışmışlardı. Bizim için çok farklıydı. Çünkü genelde beste ve söz yazımını hep tek başımıza yaparız, o noktada kimseyle beraber çalışmayız. Onlar da bayağı bir ‘urban’ duygusu kattılar işin içine… Hafif dansa kayan bir çizgide… Ama stüdyo kaydının yarısına doğru tüm albümün böyle olmaması gerektiğine karar verdik. Çünkü insanları korkutabilirdik de. Biraz daha diğer Saint Etienne’i hatırlatan bir şeyler yapmak istedik. Daha melankolik, şiirsel.
Albümün ilk şarkısı ‘Over the Border’ sevilen grup, müzisyenler isimlerin sıralanması eşliğinde bir yaşdönümü hikayesi anlatıyor. Bu kişisel bir hikâye mi?
Hepimizin bir şekilde sözlerine katkıda bulunduğu bir şarkı oldu bu. Pete (Wiggs) ile ben, koro kısımlarını, Bob da geri kalan konuşmalı bölümü yazdı. Zaten geçmişimizde de birçok şey ortak. Hepimiz aynı dönemde, Londra’da büyümüşüz, aynı müzik türlerine merak salıp aynı modalardan etkilenmişiz. Bilirsiniz, hepimiz gayet birbirine paralel hayatlar sürmüşüz. Bu yüzden de bu şarkının sözlerinde üçümüz de var.
‘Last Days of Disco’ diye de bir şarkınız var. O dönem neler dinliyordunuz?
Bir şekilde hatırlıyorum. Disco deyince, her şeyden çok anne ve babamın dans edişi aklıma geliyor. (Gülüyor) Zamanında en sevdiğim türler arasında değildi pek. Sonradan tutkunu oldum.
Siz ne dinlerdiniz?
Anne babam, kötü disko dansçıları olmalarının yanı sıra iyi de birer müzik dinleyicisiydiler. Onlar sayesinde T-Rex, Beatles, Beach Boys, Monkees gibi gruplarla büyüdüm. Sonra da diskodansa daha çok glam’e merak saldım. Sonrasında da punk vakası oldu.
Saint Etienne’in daimi üyesi olma hikayeniz neydi?
Bob ve Pete’in benim gruba katıldığım 1990 öncesinde halihazırda değişik şarkıcılarla yaptıkları iki albümü vardı zaten. Orijinal planları da her single’da ayrı bir şarkıcıyla çalışmaktı. Ama iki şey oldu. Birincisi, tanıştığımızdan itibaren çok iyi anlaştık. İkincisi de 25 farklı şarkıcıyla çalışmanın konserlerdeki sonucu lojistik bir kabus olabilirdi.
Londra, birçok albümünüzün ana temalarından...
Büyük bir ilham kaynağı... 13 yaşımda arkadaşlarımla trene binip Kensington pazarına, King’s Cross’a falan giderdik. O zamanlardan beri benim için bir çekim kaynağı. Ve sürekli değişiyor. Şimdilerde ‘egg&bacon’ yiyebileceğiniz eski moda Londra kafelerine o kadar sık rastlayamamak çok acı. Ama aynı zamanda yeni şeyler alıyor eskilerin yerini. Londra, yemek, kültür gibi açılardan daha da sofistike bir şehre dönüşüyor. Bu sürekli değişim çok muazzam. Ama iyiye doğru bir değişim bu.
Olimpiyat törenlerindeki Britanya’nın ve kültürünün coşkun temsili üzerine ne düşünüyorsunuz?
Açılış muhteşemdi. Açıkça söylemek gerekirse başta seyretmeyecektim, nasılsa beğenmem diye. O sırada İtalya’da tatildeydim. Bütün gün oteldeki televizyonu çalıştırmak için uğraştık. Tören başlamadan yarım saat önce çalıştırabildik. Bence göz alıcı bir törendi ve Britanya’ya dair çok şey söylüyordu. Ama kapanış b.k gibiydi. (Gülüyor) Britanya’ya dair hiçbir şey söylemiyordu. Ses düzeni de korkunçtu. 20 dakika seyredip yattım.
Son Londra sorusu… Hangi Saint Etienne şarkısı, Londra için ideal fon olurdu?
‘London Belongs to Me’ muhtemelen. 
Relocate’ şarkınızda erkek , şehirde yaşamaya devam etmek, kadın da şehir dışına, kırlara taşınmak ister. Hangisi size uyuyor, gerçekte? 
İkisi arasında gidip geliyorum açıkçası. Evim, oldukça kırsal bir bölgede. Evin yakınlarında inek sürüleri, tarlalar, ormanlık bir arazi, geyikler falan var. Hatta benim de evimde iki tavuğum var. Ama aynı zamanda Londra’ya da çok yakınım. İkisini de aynı gün içinde aynı anda yaşayabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.
Hayranınız olan bir arkadaşım, ‘Sylvie’de anlattığınız hikayenin hep gerçek olduğunu düşündüğünü söylemişti. Gerçekten sevgilinizi elinizden almaya çalışan bir kız kardeşiniz oldu mu?
Hayır. Benim hiç kız kardeşim olmadı. (Gülüyor) 
Albüm kapakları Saint Etienne hayranlarının grupla ilgili tutkun olduğu bir başka özelliği. Sizin favoriniz hangisi?Mm vay canına… Sanırım ‘Good Humor’, hani üzerinde suratlarımız olan… Bence albüm kapaklarının insanlarda bir iz bırakması lazım. Bu kapak da berraklığıyla bunu başardı. Ve bir de bu son albümümüzün kapağı da favorilerim arasında sanırım. Çünkü şarkı isimlerinin nerede olduğunu bulmak için uğraşıyor olmak çok eğlenceli.
Bir eleştirmen, zamanında müziğiniz için ‘kadife eldiven içinde çelik yumruk’ tanımını yapmıştı. Katılır mısınız?
Evet, bu bayağı hoşuma gitti. Bir şekilde dışarıdan yumuşak bir sound’u varmış gibi durduğunu ama daha derinde farklı bir mesaj olduğunu, daha çok şey olduğunu söylüyor. Müziğimizin yüzeyde göründüğünden daha da çok tabakası olduğunun anlaşılması çok hoş, bence… Uzun süredir bizimle beraber olan hayranlarımız en çok da bu çok boyutluluğu seviyor galiba.
Şimdinin pop sahnesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Çok da takip edemiyorum. Bizde Bob o işlerle daha ilgilidir. Listeleri takip falan eder. Ama BBC Radio 1’da denk geldiğimde dinliyorum. Ve duyduğum kadarıyla bayağı korkunç. (Gülüyor)
Nedir bu kadar korkunç olan?
Herkes çok anonim... En azından Radio 1’da çaldıkları ya da listeye giren grupların büyük bir kısmından bahsediyorum. Güçlü bir kimlikle ortaya çıkan yok gibi. Sokakta görseniz kim olduğunun farkına bile varmazsınız. Aralarında farklı bir şekilde giyinen yok mesela. Kendi grubumun bir imajı olmasını seviyorum. Gruptakilerin hepsinin bir çeteye üyeymiş gibi göründüğü yıllar hoşuma gidiyordu. Şimdilerde böyle şeylere çok rastlayamıyoruz. Bu da acı bir şey.
Saint Etienne, hiç akustik bir albüm çıkartmayı düşündü mü?Henüz yapmadık ama daha yeni konuştuk yapsak mı diye. Hepimiz büyük birer folk hayranı olduğumuz için çok da alakasız durmaz bence Saint Etienne müziği akustikte.

Saint Etienne, bugün ve yarın 21.30’da İKSV Salon’da.