Müziğin cüretkâr kadınından yeni albüm

Yeni albümü 'Stil Zengini'yle yeni bir stil tutturan Pamela, 'Daha neşeli ve dans edilebilir bir albüm' yapmak üzere yola çıkmış. "Her şeyi değiştirdim" diye anlatıyor. Çünkü ona göre "Sürekli aynı insanlarla çalışmak kısırdöngü yaratıyor..."

ÖMÜR ŞAHİN

 

İSTANBUL - Saçlarını, Amerikalı babasını, boks eldivenlerini, klipte yere serilmiş adamı uzun uzun konuştuk 2000’lerin başında. Müziğinin türünü, şarkı sözlerini ve hatta adının nasıl telaffuz edildiğini tartıştık. Farklıydı; ama kolay da alışıldı sanki. Cüretkâr, güzel ve kıskanılacak kadar cesur bir kadındı. Hâlâ öyle. 2002’de çıkardığı ilk albümü ‘Eğer Dinlersen’in üzerinden çok zaman geçmedi belki; ama o  günden bu güne Türkiye’de müzik piyasasının altından çok sular aktı.
Pamela Spence çıkardığı yeni albümü ‘Stil Zengini’yle dinleyicilerini yeniden şaşırttı. İçinde barındırdığı ve yıllarca beslendiği rock, blues, funk ve hip hop gibi tüm müzik türlerinin bir potada karıştırıldığı; ancak bu türlerin eriyerek kendi özeliklerini yitirmediği, tek tek hepsinin duyulabildiği, Pamela hayranları için şaşırtıcı; ama hakkını verelim, iyi bir albüm ‘Stil Zengini’. Pamela’yla ‘Stil Zengini’ni, müziğin eskisini yenisini ve birkaç şeyi daha konuştuk...

Söyleşi öncesinde menajeriniz ve basın danışmanınız gazetecilerin albümü mutlaka dinlenmesi konusunda telaş içindeydiler.  Neydi bu telaşın sebebi?
Türkiye’de medyayla ilgili genel bir sorun bu bence. Bir filmin oyuncuları bir talk show’a çıkıyor. Oradaki kişi ne filmi izliyor, ne bilgi ediniyor. Dolayısıyla çok saçma şeyler soruyor, can sıkıcı oluyor.

İlk albümünüzü yaparken burada işlerin ‘böyle yürüdüğünü’ biliyordunuz herhalde. Yeterince anlaşılamayacağınızı düşünmediniz mi, nasıl başladınız?
Anlaşılamayacağımı düşündüm. Bu yüzden uzun süre albüm yapmamak için direndim. Hatta 90’da barda cover İngilizce şarkılar söylerken bana o kadar çok albüm teklifi gelmişti ki... Türkiye’de pop furyasının başladığı dönemdi.  Ama ben ‘benim yapmak istediğim müzik bu değil’ dedim.  Yıllar önce Mazhar Fuat Özkan, Cem Karaca, Barış Manço gibi sanatçıların müzikleri rock tabanlıydı; fakat 90’lardaki o pop furyasıyla neredeyse o devir kapanmış, uppa uppa, uppa uppa tek bir ritmle milyonlarca şarkı yazılan bir döneme geçilmişti.  Özlem’in, Şebnem’in, Teoman’ın albümlerinin çıktığı dönemde yeni bir sound kabul görmeye başladı, bana da bir cesaret geldi. İlk Türkçe şarkıyı Teoman’a geri vokal yaparken söyledim. ‘Tek başıma Türkçe söyleyebilir miyim?’ diye düşünürken, Artun’la bir araya geldik. ‘Haydi bir şeyler yapalım’ dedi. ‘Tamam ya hadi yapalım’ dedim. 

İnsanlar rock sounduna alışmaya çalışırken çıkan ilk albüm ‘Eğer dinlersen’ daha progresive’di ve Türkiye için yeniydi. Fakat sizde yeni olan şey sadece bu değildi. Sarı kısa saçları, güçlü tavırları, açık saçık kıyafetleriyle ‘namussuz’ bir kadın imgesi gördük ekranda. Hatta klipte yerde yatan adam çok tartışılmıştı. Böyle bir kadın imgesi olmak zorluklar yaşattı mı size?
‘Kaltak’ işte... Ben sevdiğim kız arkadaşlarıma da ‘Naber şıllık’ derim. Asla utanılacak, kızacak bir kelime değildir o. Kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey simgesidir.  Maalesef bunlar sözlükte kötü anlamlara sahip.  Ters, aksi kadın diye bir önyargı var, oysa benimle alakası yok. Yumuşak kalpli, merhametli ve son derece sakin bir insanımdır.  Malesef sadece Türkiye’de değil dünyada hala kadın erkek eşitliği sağlanabilmiş değil. Bundan dolayı da buna isyan ediş biçimlerim var elbette... 

Neden tarzınızı  değiştirme ihtiyacı duydunuz? Kendinizi tekrarlamaktan mı korktunuz? Denizin bitmediğini mi kanıtlamaya çalıştınız?
Bir kere birinci albüm 80’ler synthy pop, ikinci albüm biraz daha pop rock, üçüncü albüm de senfonik, akustik pop rock. Ortada bir tekrarlama yok. Bu albümün ise onlarla hiç alakası yok. Uzun zamandır başka soundlarda bir şeyler istiyordum. Belki dört sene ara vermemin sebeplerinden biri de bu. Her şeyi değiştirdim. Plak şirketimi, prodüktörümü, ekibimi... Sürekli aynı insanlarla çalışmak kısır döngü yaratıyor. 
Daha neşeli, daha dans edilebilir bir albüm istiyordum; fakat bildiğimiz gibi bir Türkçe pop albümü istemiyordum. Daha dünya sounduna yakın ama Türk insanının yadırgamayacağı bir şey... Hayranlarınızı memnun edememekten korkmadınız mı?
Eğer korkarsak sürekli yerimizde sayarız. Sonra insanlar ‘yine aynısı olmuş’ derler. Yeni bir şey yaparsın ‘aa niye eskisini yapmadı’ derler. İki ucu boklu değnek. Herkesi mutlu edemezsin.

Neden bu güne kadar değil de, şimdi İngilizce şarkı söylediniz?
Hep yapmak istedim; ama plak şirketim sıcak bakmadı. ‘Türkiye’de İngilizce olmaz’ dediler. Sonra herkes İngilizce şarkı yaptı.  Bir ben kaldım nerdeyse, ki benim ana dilim... Artık o durumlara düşmeyeceğim, yapımcı da kendimim. Artık albümlerimi kendim yapacağım.  Evet,  çok zor oldu bir albümün her şeyiyle uğraşmak. Çok yoruldum ama aynı zamanda ‘Oh’ dedim.

Bu albümde, eskiye nazaran daha çok parçanın söz ve müziği sizin. Bu nasıl hissettiriyor size?
Birinin yazdığı bestenin sana empoze eilmesi gibi bir şey yok. Bazen aslında çok içine sinmeyen bir söz söylemek durumunda kalıyorsun. Yani daha kısıtlanmış oluyorsun. Bu albümde aranjmanlar da benim. Çok daha serbest ve doğaçlama bir çalışma oldu. 

Albümlerinizde ‘Fırtınalar’, ‘Muhabbet Bağı’ gibi şarkıları coverlarken, bu albümde Fatih Erdemci’nin ‘Ben Ölmeden Önce’ parçasını seçtiniz. Cover parçaların tarzını da mı değiştirmek istediniz?
Bu albümün sounduna uyacak bir şey olmalıydı. Benim de hissiyat olarak çok sevdiğim bir şarkı. 90’larda ilk çıktığında da devrim yaratmış ve bana ‘Ah ne güzel müzik başka bir yerlere gidiyor’ dedirtmişti. 

Her albümünüzde mutlaka entellektüel taklidi yapan, zengin, Cihangir’de oturan bir tiplemeyi eleştiren bir şarkınız oluyor. Bu albümde de ‘Stil Zengini’ mi bu görevi üstlendi?
Sonuçta ben de popüler kültürün içinde duran bir insanım. Ama bu kendime dışardan bakamayacağım anlamına gelmez. ‘Stil Zengini’nde bir eleştiri, ti’ye alma var, göndermeler var.  Bir yandan da maddiyatla havalı olmayı ti’ye alıyor aslında. Yeni bir şey çıktığı zaman insanların toplu halde peşinden gitmesini de ti’ye alıyor. 

Şevket Çoruh’un albümlerinizdeki varlığı, her söyleşide onunla ilgili bir soruyu beraberinde getiriyor. Sizi magazinleştirmesinden korkmadınız mı?
Böyle kaygılarımız yok. Biz gayet eğleniyoruz. ‘Stil Zengini’ şarkısında yapmak istediğimiz şey ona çok uygundu. Kulağı var, eline aldığı her enstrümanı çalabiliyor. Önce yok dedi sonra kabul etti. Kendi metnini kendi yazdı.