'Namus nedir, ben de işin içinden çıkamıyorum'

'Namus nedir, ben de işin içinden çıkamıyorum'
'Namus nedir, ben de işin içinden çıkamıyorum'

Röportajı tam bitirmiştik ki, konu birden sosyal medyaya geldi. Bülent İnal, Twitter da hesabım yok. Sahte profillere itimat etmesinler diyor. Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Bu sezon aile içi ilişkileri ele alan 'Bir Çocuk Sevdim'de izlediğimiz Bülent İnal'la diziyi ve namus kavramını konuştuk. İnal, "Namus, Türk aile yapısında yer etmiştir" diyor.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

‘Bir Çocuk Sevdim’ dizisinde Çetin Tekindor’un canlandırdığı ‘Turan’, eleştirilmez doğruları olan bir baba. Ve ailesini de bu doğrular doğrultusunda yaşamaya mecbur bırakıyor.
Bu Türk aile yapısının klişelerinden biri. Ataerkil toplumlarda evin reisinin dediği uygulanıyor. Babalar küçükken gördüklerini, daha sonradan çocuklarına yansıtıyor. İnsanlar çağın gereklerine uyarak biraz yumuşuyor tabii ama babalar, 10, 20 yıl öncesine göre daha toleranslı bence. İnternet ve televizyonun hayatımıza bu kadar yoğun girmesinden kaynaklanıyor bu. Ama şunu eklemek gerek, o bahsettiğiniz babalar her ne kadar eleştirilse de, toplum tarafından büyük destek görüyor hâlâ. 

İzleyicilerden nasıl yorumlar geliyor bu baba modeline karşı?
Diziyle ilgili yorumları okuduğumda da görüyorum, insanlar babanın haklı olduğunu ve aile yapısının bu şekilde gitmesi gerektiğini savunuyor. Bizim dizimizde yapılmak istenen biraz daha farklı bir şey. Baba, karşı koyduğu fikirlerle ilgili bir olay kendi başına geldiğinde, kızıyla ya da toplumdaki herhangi bir bireyle empati kuracak. 

Dizilerin toplumu eğitme, yol gösterme misyonu var mıdır sizce?
Adı üstünde dizi film. “Biz bir filmi yaparken toplumu eğiteceğiz. Biz size bir sahneyi canlandırıyoruz, bir de doğrusunu gösteriyoruz” diyemeyiz ki. Öğretici değildir. Tabii ki televizyon artık günümüzde hayatımızın çok içinde ve bazen insanlar onun bir şov dünyası olduğunu unutuyorlar. Çünkü her şeyimizi artık neredeyse televizyondan öğreniyoruz. Televizyon, iyi yönde kullanıldığında toplumu yönlendirecek ama kötü yönde kullanıldığında kötü bir silaha dönüşebilecek bir mecra. Bir ailenin gerçeğini anlatmak için elbette genel geçer aile yapısından yola çıkıyoruz. Otosansür uyguluyoruz, üçüncü sayfa haberlerinde okuduğumuz çirkin ve vahşi şeyleri göstermiyoruz. 

Hikâyede, 17 yaşında hamile kalmış bir genç kız var. Bu gibi olaylarda, konu “Şerefim, namusum iki paralık oldu” söylemlerine varıyor. Nedir bu namus denilen şey?
‘Namus’, Türk aile yapısında yer edinmiştir ve önemlidir. Herkesin kendi şeref, namus ölçüleri birbirine benzese de kendi içinde farklıdır. Dizilerde görüyoruz “Bir baba çıkar, namusum için yaşarım der” filan. Tanım olarak soruyorsanız, namus nedir, ben de işin içinden çıkamıyorum. Çünkü benim ağzımda namus şudur, budur gibi cümleler yok, ben de algılamaya çalışıyorum. 

Hikâyelerin sürekli namus kavramı etrafında dönmesi niye peki?
Toplumda çok karşılığı var. Yapımcılar ve kanallar bir TV dizisi yaparken toplumun gerçeklerini göz önünde bulundururlar. Ama bu onları sömürmek için değil, bu kavramları ön plana çıkarıp, insanların bu konuları tartışmasını sağlamak içindir. Bunun sonucunda reyting gelebilir de, gelmeyebilir de. Toplumun genelinde çok yer etmiş bir kavram varsa ortada, dizisi yapılır. Namus kavramı, erkeklerin eşleri veya çocukları üzerinden cinsellikle ilgili bir yere gidiyor ve hatta namus için cinayetler işleniyor. Yapımcılar o konunun üzerine gider ve bence bu konuların tartışılmasında kötü bir şey yok. Her ne kadar seyirci bazen diziyi izlerken kötülese de, bu şiddet toplumun her kesiminde var, bunu biliyoruz. 

Bu tarz hikâyeler dizide tutuyor ama sinemada pek tutmuyor.
Dizi seyircisiyle sinema seyircisini ayırmak gerek. Sinemaya gitmek emek ve para gerektiriyor. Ortada bir tercih var. Evden çıkıyor, bir araca biniyor, para veriyor, bilet alıyor, izliyor ve sonra eleştiriyor. Sinema seyircisi olmak bir birikim gerektirir. Bu bahsettiğim sinema seyircisini ancak büyük şehirlerde görebilirsiniz. Oysa Anadolu’nun tamamını düşünmek gerekiyor. Orada insanlar kasabalarında TV izliyorlar, o aldığınız reytinglerdeki hikâyeler de kendi hikâyeleri. Ama siz sinemada o bilinçli, entelektüel seyirciye başka bir şey anlatmak zorundasınız. 

Dizide evin küçük kızı Mine, ablasıyla arasında geçen bir diyalogda “Ben kararlarımı kendim alırım, kendi ayaklarımın üstünde durabilirim” gibi bir cümle sarf ediyor. Şu anki gençliğe baktığınızda, yaşadığımız hayatın yüzde kaçı bize ait görünüyor?
Benim gördüğüm gençler üzerinden yola çıkarsak, umutluyum. Ama görmediğim, ortamlarında bulunamadığım, başka zihniyetli gençler varsa -ki var- onu bilemiyorum. Şimdiki neslin özgüveni yüksek. Bu özgüveni iyi kullandıkları zaman , çok iyi işler başarıyorlar. Ama bununla birlikte zor durumda olan gençler de var tabii. 

Ne yapabilir o zor durumdakiler?
Bilemiyorum ki. Umutsuz şeyler söylemek de istemiyorum. Bazı şeyler söylenebilir ama ben negatif şeyler söylemek istemiyorum. Çünkü birileri bu söylediklerimi duyuyor ve ben pozitif şeyler söylemekten yanayım. Tabii ki yanlış olan, gördüğümde çok üzüldüğüm şeyler var ama o zor durumda olanların az olması için dua ediyorum.

‘Bıyık, benim özel bir tercihim değil’
Bıyığınızdan çok sık söz edilmesi sizi rahatsız ediyor mu?
Etmiyor (gülüyor). Ben diziler başlayana kadar hiç bıyık bırakmamıştım. ‘Kurşun Yarası’ dizisi için Osmanlı bıyığı bıraktım ve yapıştı üstüme. Ondan sonra, “Seyirci seni böyle sevdi, sen bıyıklı devam et” dediler. Bıyık, benim özel bir tercihim değil yani.
Ekşisözlük’te ‘live is life’ isimli yazar, “Kendisini gördüğüm her zaman bıyık bırakma kararı alırım. Bıyığı bırakırım. Bir hafta geçer, sıkılırım. Ne zamana kadar? Bülent İnal’ı ekranlarda bir daha görene kadar” diye yazmış.
Güzelmiş, sağ olsun (gülüyor).