'Nasıl yeni bir yıkım oluşturabilirizin derdindeyiz'

'Nasıl yeni bir yıkım oluşturabilirizin derdindeyiz'
'Nasıl yeni bir yıkım oluşturabilirizin derdindeyiz'

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

90'ların kült grubu Nekropsi, uzun aradan sonra bir araya geldi; konserlere ve yeni albüm hazırlıklarına başladı. 'Nasıl yeni bir yıkım oluşturabiliriz'in peşindeki grup uyarmayı da ihmal etmiyor: Bize fazla güvenmeyin!
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

‘Hiperaktif ritimler, şaşırtıcı düzenlemeler, acayip vokaller ve sürprizler’. Bunlar, Nekropsi’nin konser tanıtım metninden. Nekropsi’yi çağrıştırmak adına iyi seçilmiş kelimeler. Üstüne dahasını koymayacağım. (Hem böylece çaktırmadan kolaya da kaçmış olacağım). Bu arada Nekropsi ve konser kelimelerini aynı cümle içinde okuyunca heyecanlananlara müjdeyi hemen verelim; Grup bu akşam Babylon sahnesinde olacak. Konser öncesi, 90’lar efsanesi Nekropsi’nin güncel kadrosuyla şu ara neler yaptıklarını, yeni şarkılarını ve biraz da maziyi konuştuk. 

Nekropsi’nin gündemi ne şu ara?
Cevdet Erek: Temel gündem yeni parçalar ve yeni albüm. Nasıl yeni bir yıkım oluşturabileceğimiz! Ama çok yakın bir zamanda bir albüm var diyemiyoruz, fazla da güvenmeyin yani bize, gerçi yaz sonu bir kayda girmiştik, oradan epey malzeme çıktı. 

Zaten sicilinize bakıldığında, bu kadar çabuk albüm çıkaracak olamazdınız...
Cevdet Erek: İlk albümle ikincisi arasına 10 yıl girdi evet ama aslında bizim çalmaya ara vermemiz 3-4 sene filandı. Nedeni de grubu bitirmeye karar vermemizdi, Nekropsi’yi bir süre durdurmuştuk. Ama hiçbir zaman tamamen bitmedi, hep ‘ilk fırsatta nasıl başlayabiliriz’i düşündük. Hep kendiliğinden geri geldi. Bu arada tekrar aktifleştik. Çalıyoruz, çalışıyoruz... 

Çalışma yönteminiz değişti mi yıllar içinde? Teknolojinin nimetlerinden faydalanıyor musunuz çalışırken?
Kerem Tüzün: Davulsa davul çalınacak, gitarsa gitar. Hâlâ, o analogdan dijitale çevirme devrine gelene kadar, çalınacak şeyi düzgün çalıp kaydedip düzgün bir şekilde mikslemeye çalışıyoruz. Bilgisayar müziği yapmıyoruz.
Cevdet Erek: Bilgisayar müziği yok diyoruz ama mesela ben şimdi bir ritim programlıyorum birine mailliyorum, o üstüne bir şey kaydediyor. Yani çalışma yöntemine büyük etkisi var teknolojinin kesinlikle. 

Nasıl gidiyor peki çalışmalar? Yeni parçalar hakkında ipucu verir misiniz biraz?
Cevdet Erek: Hani bazı insanlar der ya, bu albümü bilmemne tarzında yapıyoruz, öyle net bir şey yok bizde.
Cem Ömeroğlu: Malzemeler çok çeşitli. Her yöreden eser var. (Gülüyorlar) Mesela yeni çalacağımız parçalardan dördünü saysak, dördü birbirinden çok farklı, aynı aileden pek parça yok. 

Geçen ay Salon’daki konserde birkaç tanesini çaldınız, nasıl tepki aldı yeni parçalar?
Cem Ömeroğlu: ‘Dedikodu’ diye bir parça var, o çok dikkat çekti. Denemediğimiz bir vokal tekniği denedik, onun için galiba. Enstrümanları çaldığımız biçimde vokal yaptık, vokal ele geçirdi şarkıyı, o yüzden diğerlerinden çok farklı tınladı ve dikkat çekti. 

Yıllar içinde Nekropsi’nin dinleyici kitlesi değişti mi?
Kerem Tüzün: Benim gözlemlediğim değişik profiller var aslında. Mesela bir ODTÜ seyircisi var, hiçbir taşkınlık olmadan, çok ciddi bir şekilde dinliyorlar. Bir de çıldıran bir tayfa var, daha çok İstanbul ’da bunlar.
Cem Ömeroğlu: ‘Mi Kubbesi’ni çalarken biz üniversite yaşlarındaydık. Bizim yaşıtlarımız, belki biraz altı, biraz üstüydü bizi dinleyenler. Yaşımızın üstü bir grup da yok değildi yani. Araya birkaç sene girdi, hiç konser vermedik, tekrar birleşip çaldığımızda eski tayfanın bir bölümü hâlâ oradaydı. Hiç tanımadığımız yeni bir kitle de vardı ama öte yandan.
Cevdet Erek: Çok değişik tipler geliyor konserlere, o bence çok güzel. Ama hemen her konsere gelen bir grup var. 

Unutamadığınız konser anılarınız var mı?
Kerem Tüzün: Bir Essen konseri var. Bizden önce bir kilise korosu vardı. Sonra bir Macar trip-hop grubu. Sonra biz sahneye çıktık. Bizden sonra da kovboy şapkalı elemanların olduğu bir hafif müzik orkestrası. En acayip konser oydu galiba. Kıpkırmızı suratlı, bembeyaz saçlı iki tane dede kılıklı adam, bizim ‘Die neue papa ist deutsch’ şarkısına eşlik ediyorlardı. Ama onlar sanırım gramatik olarak doğrusunu söylüyorlardı, “der papa” filan diye...
Gökhan Goralı: Berlin konserinde biz çalarken, sahnenin ortasında bir bavul olduğunu fark etmiştik. Onun sırrı henüz çözülmüş değil. Bir de Peyote’de, şu an bize çok uzak gelen sigara dumanlı konser dönemlerinde, sahnedeyiz, baktım pedalların üstüne birisi montunu atmış. Amfinin önü de tezgah olmuş, votkalar, biralar, küllük filan. Orada bir habitat oluşmuş. Benim de ton değiştirmem gerekiyordu ve çok sinirlenmiştim! Bir de aşırı sarhoş bir çocuk vardı yine Peyote konserinde. Kafası mikrofona, benim gitara filan çarpıyor ama o kadar... Rahmetli Hakan’ı (Orman) görmüştüm konserden sonra, üst katta. Çocuğu bir kenara çekmiş, “Oğlum canını yakarım” diyordu. Çocuk Hakan’ı bile sinirlendirmeyi başarmıştı.
Cevdet Erek: Almanya’da bir yerde çalıyorduk yine. Karanlık, küçük bir yer. Bir anda bembeyaz bir şey geldi. Mekânın aşçısı! Ve o kostümüyle dans ediyor filan... Bir de o konserde sahneyi toplarken tesadüfen pasaportumu bulmuştum. Kaybetmişim meğer...
Cem Ömeroğlu: Bir de çok uzun süren konserler var, gençlik yıllarımızda. Herkesin konser sonunda elleri kanıyordu filan. Bir Çanakkale konseri vardı mesela, beş saat sürekli çalmıştık. Sadece ihtiyacı olan tuvalete kadar gidip geliyordu. (Gülüyorlar) 

Devam edecek mi konserler?
Kerem Tüzün: 20 Nisan’da Amsterdam Paradiso’da bir konser var. Tahminen yaza kadar böyle devam eder, ayda bir konser gibi. 

Sık konser vermemek, konser öncesi bir stres oluşturuyor mu?
Gökhan Goralı: Konser nasıl geçecekten çok, şu şarkının şurasını nasıl yapsakla meşgul oluyor kafalar.
Kerem Tüzün: Konser nasıl geçecek de dert oluyor zaman zaman ama...
Cevdet Erek: Bir de acayip meraklı tipler var konserlere gelen. Başka bir noktaya dokunsan enstrümanda, anlıyor, fark ediyor. Onlar için önemli olan yeni parçalar mesela. Bu son verdiğimiz aranın sebebi de hep aynı şeyleri çalıyor oluşumuz, ilerleyemiyor oluşumuzdu. Şimdi biraz yeni parçalarla test yapıyoruz aslında. Bence bu konserin en önemli tarafı da o. Aksi takdirde bilmemne grubu sadık kitlesiyle buluşuyor oluyor. Konser salonlarının yazdığı klasik bülten. Hayır ben bugün üreten bir adamım desen de eski grup kategorisine çekiliyorsun. Biz çok gençken başladık ve hatta belki beklediğimizden biraz fazla yayıldık zamana ama aslında hepimiz en üretken zamanlarını yaşayan insanlarız.

Nekropsi dünyayı kurtarmıyor
Bu kadar kalıcı olmayı bekliyor muydunuz?
Cevdet Erek: O zaman ben hiç beklemiyordum doğrusu.
Gerçi bir dönem fazla abartıldığını da biliyorum.
Cem Ömeroğlu: Bana öyle gelmemişti. Bazen abartıldığı konusunda hemfikirim, Nekropsi dünyayı kurtarmıyor. Ama harcadığımız emeklere bakınca, o ilgiye de şaşırmıyorum bir taraftan.
Cevdet Erek: Her zaman çok uğraştık, evet. Hiçbir zaman klasik olmadı, hep kendine özgü oldu. Özellikle bir dönem çok enerji harcadık. Hâlâ da öyle gerçi. Konser demek efor demek çünkü. Şarkılarımız da kolay şarkılar değil. Bunun hazır bir mekanizması da yok bizde. Mesela kurumları olan gruplar vardır ya; şirketi, menajeri, prodüktörü, belirli konser yerleri... Biz her ara verişimizde sıfırlanıyoruz. Grubun durduğu ve yok olduğu zamanlar oluyor. Ama o sessizlik de başka şeyleri getiriyor, iyi oluyor.