Nasreddin Hoca ve Dede Korkut Harvard'da

Prof. İlhan Başgöz, Harvard'da Nasreddin Hoca'yı ve Türk destanlarını anlatan iki konferans verdi. Başgöz'ün hocayı 'marjinal bir karakter' olarak tanımlayan, fıkralarla süslü konuşması ilgiyle izlendi



GÜNDÜZ VASSAF



BOSTON - Orta Asya’dan çıkıp bir kısmı Türkiye’mize kadar gelen Türk destanları ve Türkiye’den çıkıp dünyanın dört tarafını dolaşan Nasreddin hocamız, başında koca kavuğu, altında eşeği ve güler yüzüyle Harvard Üniversitesindeydi. Her ikisini de, Harvard’a Indiana Üniversitesi Türkiye araştırmaları bölümü kurucusu Prof. İlhan Başgöz getirdi. Harvard Üniversitesi’nde Osmanlı tarihi profösörü olan Cemal Kafadar, Prof. Başgöz’ü tanıttığı konuşmasında Osmanlı tarihçilerinin başka ülkelerin tarihlerini yazanlardan şanslı olduğunu, çalışmalarında zengin folklor kaynaklarından yararlanabildiklerini belirtti.
İlhan Başgöz, ‘Türk destan ve Öykülerinde Sözel Yöntemler’ ile ‘Nasreddin Hoca-Mizah ve Toplum’, adlı iki konferans verdi. Konuşmalarında, mizahın toplumda özgürlüğün ve güveninin ifadesi olduğunu vurgulayan Başgöz, günümüze beşyüz küsur fıkrasıyla gelen Nasreddin Hoca’yı 13. yüzyılda geçiş dönemindeki bir toplumun yapısını dışarıdan bakabilen bir gözlemci olarak tanımladı. Hoca’nın din ve cinsellik konulu fıkralarının günümüz Türkiye’sinde egemen düzenin kaldıramadığını anlatan Başgöz fıkraların günümüze gelebilmesinin geçmişdeki tolerens ve hoşgörü sayesinde olduğunu söyledi.
Destan kahramanlarımızı tanıtan ilk konuşmasında Başgöz Hoca, Albert Lord’un ve Milman Perry’nin destanın yapısı üzerindeki teorilerini tek taraflı olmakla eleştirdi. İşin enteresan tarafı, bu eleştirinin Harvard’daki Albert Lord merkezinde yapılması oldu.
Nasreddin Hoca hakkındaki görüşlerini İlhan hoca hem İngilizce hem Türkçe birer kitapla yayınlamıştı. (Türçesi Pan Yayınları, İngilizcesi Indiana University Turkish Studies Publications.) Tatlı fıkralarla süslediği konuşmasında Başgöz, iki önemli nokta üzerinde durdu. Ona göre Nasreddin hoca marjinal bir insandı. Yani koca kavuğu ile Osmanlı klasik kültürü, altındaki eşeği ile köylü kültürü arasında kalmış bir tipti. Böyle tipler kültürlerin, ırkların ve uygarlıkların bir araya gelip, harmanlandığı zamanlarda ortaya çıkıyordu. 13.yüzyıl böyle bir zamandı. Hoca iki kültür arasında kaldığı için hem köylüydü, hem Saray kültürüne eleştirel bir gözle bakabiliyordu, ama bu iki kültür tarafından da tümden reddedilmiyordu. Başgöz’e göre böyle marjinal bir tiple beşeri duyguları temsil ediyorlardı. Başgöz’ün belirttiği ikinci nokta, hoca hikayelerinin 15’inci yüzyıldan günümüze kadar geçirdiği büyük değişimdi. Bu değişimin yönü kadına bakışta daha az kısıtlayıcı, din üzerinde daha serbest tartışıcı, toplumu eleştirmekte daha pervasız olmaktan, bunların tam tersine doğru bir gelişme göstermişti.
Konuşmalar o kadar ilgi çekti ki Harvard, İlhan Başgöz’ü daha uzun süren bir seminer yapması için davet etti. İlhan hoca bu davete ‘İnşallah’ diye cevap verdi ve Hoca’nın şu fıkrasını anlattı: Hoca evden çıkarken, eşine “Hanım” demiş, “Ben tarlaya gidiyorum, akşam döneceğim.” Eşi, “Aman hoca inşallah de” deyince Hoca “Canım niye inşallah diyeceğim, uzak bir yer değil, zor bir iş değil, akşama geleceğim” diye cevap vermiş. Hoca tarladan dönerken, haramiler yolunu kesmiş, hocayı çırılçıplak edene kadar soymuş, eşeğini de almışlar. Hoca yayan yapıldak, geç vakit eve dönmüş ve kapıyı çalmış. Kim o diyen karısına, “İnşallah hoca, inşallah benim, inşallah senin kocanım, inşallah evime geldim, kapıyı aç” diye cevap vermiş.