Neden Salma Hayek'i kullanmıyorsun diye soruyorlardı

Neden Salma Hayek'i kullanmıyorsun diye soruyorlardı
Neden Salma Hayek'i kullanmıyorsun diye soruyorlardı
33. İstanbul Film Festivali'nde gösterilen 'Altın Kafes'in yönetmeni Diego Quemada-Díez, her yıl Meksika üzerinden ABD'ye seyahat eden binlerce göçmenin hikâyesini anlatmak istedi. Bunun için kamerasını, ekibini ve genç oyunculardan oluşan kadrosunu yanına aldı ve aynı o göçmenler gibi yola koyuldu.
Haber: Nando Salvà / Arşivi

Altın Kafes
14 Nisan Pazartesi 16:00 Atlas/ 15 Nisan Salı 19:00 Feriye/ 20 Nisan Pazar 11:00 Atlas 3

Altın Kafes’i çekme fikri nasıl ortaya çıktı?
2003 yılında iki ay boyunca Mazatlan’da bir taksi şoförünün tren yolunun yanındaki evinde yaşadım. Her gün yüzlerce göçmene su ve ekmek veriyorduk. Onlarla konuşmaya o zaman başladım. Tıpkı eski ‘troubadour’lar (gezgin ozanlar) gibi, onlara karşı dürüst davranarak hikâyelerini iletecek bir kanal olmam gerektiğini hissettim. Amacım gerçeği onurlandırmak; bunun farkına geçmişte birlikte çalıştığım Ken Loach ile vardım. O göçmenlere gerçekten çok yakın hissettim kendimi, onlarla özdeşleştim.

Ne bakımdan?
Bakın, ben İspanya’da doğdum ama Meksika’da yaşıyorum. Ben de yaşamak için daha iyi bir yer arayan bir göçmendim yani. Dünya vatandaşıyım çünkü dillerin ve sınırların ötesinde hepimiz insanız diye düşünüyorum. Hepimizin hayalleri aynı. Bu filmi yapmak için tren, gemi, kamyon kullanarak üç ülke ve sonra da on Meksika eyaletini geçtik. Çok zordu ama madem göçmenler böyle bir yolculuk yapıyor bizim de yapmamız lazım diye düşündüm hep.

Bu kadar zor bir filmi yapmak için para bulmak da kolay olmamıştır muhtemelen, öyle değil mi?
Evet, çok zordu. 120 mekân, 1500 figüran... Kimse ne kurmaca ne de belgesel olan bir filme para yatırmak istemedi. “Madem kurmaca yapacaksın neden ünlü oyuncularla çalışmıyorsun? Neden Salma Hayek’i dış ses olarak kullanmıyorsun?” diye soruyorlardı. Ya da şöyle diyorlardı: “Belgesel çekmek için nasıl iki milyon dolar isteyebilirsin? Hayır, unut bunu!” Herkes deli olduğumu düşünüyordu ama neyse ki sonunda en az benim kadar deli yapımcılar buldum.

Peki hikâyenizi neden bir grup çocuk üzerinden anlatmayı seçtiniz?
Bakın, bana göre o trene binip ABD ’ye gidenler gerçek kahramanlardır, ailelerine para gönderebilmek ve onlar için daha iyi bir gelecek kurabilmek için hayatlarını tehlikeye atıyorlar çünkü. Buna rağmen etiketleniyor ve hor görülüyorlar. Onlara yönelik bir empati yaratabilmek için aradaki duvarı yıkmam gerekiyordu; çocukları kullanırsam seyircilerin yüreğine daha kolay ulaşabileceğimi düşündüm. Ayrıca bu çocukları hikâyede önplana yerleştirdiğimde yolculuk manevi bir yolculuk, bir dönüşüm ve bir büyüyüp öğrenme süreci haline geliyor.

Göçmenlerin birçoğunun kaderi ölüm. Bu trajedinin durdurulabileceğine inanıyor musunuz?
Bütün bu ölümler sınırlar yüzünden. Göç ise globalleşmenin bir ürünü olan, ABD’nin acımasız ekonomi politikalarının bir sonucu. ABD hükümeti göçmenlere baskı uyguluyor ama bir yandan da ucuz işgücüne ihtiyaçları var. Sınırı geçmek ise her geçen gün daha pahalıya mal oluyor çünkü her gün daha fazla göçmen bunu yapıyor. Bu da ölümleri arttırıyor.