'Nerede yaşıyorsam oralıyım'

'Nerede yaşıyorsam oralıyım'
'Nerede yaşıyorsam oralıyım'

Dodan, yıllar sonra ilk albümünü çıkardı, Ben stüdyo insanı değilim, albüm yapmak aslında bir etiketten ibaret diyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Kürtçe müzikte yeni bir soluk getiren genç isimlerden biri Dodan. İlk albümü 'Şabûn' vesilesiyle konuştuğumuz sanatçı, 'Geleneksel parçaların yeniden işlenmesine karşı çıkmadım. Çünkü biz devasa bir kentte yaşıyoruz, onun yaşam tarzından etkileniyorsun' diyor
Haber: ABİDİN PARILTI / Arşivi

İSTANBUL - Dodan, Kom Müzik etiketli ilk solo albümüyle dinleyicisiyle buluştu. Dodan hem ses rengi daha doğrusu ses renkleriyle, hem de icra ettiği müzik tarzlarıyla Kürt müziğine taze bir soluk olacağının işaretlerini veriyor. Dodan, tıpkı Mehmet Atlı, Mirady, Jan Axîn gibi diğer genç nesil müzisyenlerle birlikte Kürt müziğinde yeni bir kulvar oluşturacak arayışın başlıca isimlerinden. Geleneksel olana sırtını dönmeden, deneysel olanı hazmetmekte ve arabeskin suni kalın duvarını bu manada yıkmaya çalışmaktalar. Dodan sahne performasıyla çokça bilinen bir müzisyen. On yedi yıldır müzikle uğraşmasına rağmen ilk solo albümü olan ‘Şabûn’ geçtiğimiz günlerde piyasaya sürüldü. Biz de bu durumu fırsat bilerek Dodan’la Radikal için bir söyleşi yaptık. 

Önce kendinize yakıştırdığınız isimden başlayıp sizi  anlamaya çalışalım. Dodan ne demek?
Dodan bizim bir grup arkadaşın 1997 yılında ortaya çıkardığı oluşumdu, gruptu. Aslında Muş’un Varto ilçesinin bir köyünün adı.
Sizinle doğrudan bir ilgisi var mı?
Bu köyün benimle pek alakası yok ama ismini çok sevdim bir de görüntüsünü, derinliğini, tarihini... Yeşillikler içinde, iki katlı evlerin bulunduğu muazzam güzellikte bir köy. Diğer taraftan 1914 yılındaki nüfus sayımında yedi yüz kişilik bir Ermeni nüfusu vardı bu köyde. İki tane kilisesi vardı. Kürt haneler ise çok azdı burada.
Dodan ne demek peki?
Tam anlamını bilmiyorum. Aradan uzun zaman geçmiş, yerleşim yerlerinin isimleri değişmiş ve bir çok isim anlaşılmaz hale gelmiş. Ancak Dodan’ın anlamından öte kulakta bıraktığı sesi seviyorum. Ama sanırım ‘dünden kalan’ geçmiş bir zamanı anlatan bir manasının olduğunu düşünüyorum. Bu ismin hikâyesi ilgimi çekiyor ve 1997 yılından beri bu ismi kullanıyorum.
Müziğe profesyonel manada 1997’de mi başladınız? 
Müziğimi sahneye taşıma noktası 1995’e gider. O zaman İzmir ’de yaşıyordum. Onun öncesi de olmasına rağmen o dönemin çok bilinçli bir dönem olduğunu düşünmüyorum. O zamanlar Türkçe söylüyordum. Kürtçe yasak değildi ama sosyal bir yasak söz konusuydu. 
Peki Kürtçe söylemeye ne zaman başladın?
İstanbul’a geldiğim zaman Murat Öztürk’le tanıştım ve Kürtçe söylemeye başladım. Zaten daha sonraki Dodan Project oluşumunu da birlikte ortaya çıkardık.
Neden? Bu dilde sizi ne etkiledi de salt bu dille söylemeye başladınız?
İşte İstanbul’da bir şekilde Kürtçe söylemeye başlayınca bu dilin bana yakıştığını hissettim. Bu dilin hüznü, çığlıklarının olması, gırtlak yapısı... gibi özelliklerinin olması tek başına bu dille söylemem için yeterli olmayacaktı. Ve o zaman bu dilin ancak içerisine girip onu özümsediğimde onun bir parçası olacağımı fark ettim. Bunun için çabaladım. Heyecanları, savaşları, kahramanlıkları, hüzünleri, ağıtları, aşkları nasıl gerçekleştirdiğini çözmek için onun varoluşsal durumuna girmek gerekir.
On yedi yıldır müzikle uğraşmanıza, hatırı sayılır bir dinleyici kitleniz olmasına rağmen Şabûn ilk solo albümünüz. Neden bu kadar gecikti?
Albüm yapmak aslında bir imajdır, bir etikettir. Ama durmaksızın albüm çıkarma da kendini bir anlamda tüketmektir. Bir yoğunlaşma süreci ve birikim gereklidir albüm için. Uzun yıllar sahne deneyimim oldu. Söylemem gerekir ki ben stüdyo adamı değilim, sahneyi daha çok seviyorum ve oraya hakimim. Ama bir şeylerin toparlanması, birikimin oluşması için demek ki bu kadar zaman beklenmesi gerekiyordu.
Elimizdeki Şabûn albümünde yeniden düzenlenen geleneksel stranlar da var, Batılı manada, sizin sözlerini yazdığınız modern stranlar da... 
Benim yapmaya çalıştığım sonuçta deneysel olandır. Otoriter bir durum yaratmadan deneysel olana sırtımı yaslıyorum. Geleneksel formlar eskidir ama duygusu aynıdır. Eskiden söylenenler bugün de söylenebilecek kıvamdadır. Bu durumu iyi benimseyip, iyi kavradığın zaman ne yapman gerektiği de ortaya çıkıyor. Geleneksel parçaların yeniden işlenmesine hiçbir zaman karşı çıkmadım. İnsan hayal eder ‘Acaba bu parçayı nasıl dillendirebilirim’ diye. Bunu düşündüğün zaman özgün olan da ortaya çıkıyor. İcracı olmaktan çıkıyorsun o zaman. Sıradanlaştırmıyorsun. Ayrıca biz devasa bir kentte yaşıyoruz. Bu kentin yaşam tarzını alıyorsun. Kendini soyutlayamıyorsun. Ama bu kendini topraklarından soyutladığın anlamına da gelmiyor. Nerede yaşıyorsam oralı olduğuma inanıyorum.
Sesinizi ezgilerin arasında bir enstrüman gibi kullanıyorsunuz. Bunun dengbêjlik geleneğiyle de ilişkisinin olduğunu düşünüyorum.
Evet bunun dengbêjlikle sıkı bir ilişkisi var. Doğaçlamayı seviyorum. Bu beni enstrümana yaklaştırıyor. Hangi yörenin stranını söylüyorsam vurgularımı, ses oktavımı ona göre biçimlendirmeye çalışıyorum. Modern parçalarda ise yine bir arama söz konusu oluyor. Mesela albümdeki Neçe parçası tangodur ve orada sesimi kadınsı kullanıyorum.
Albümü dinlerken ‘arayış’ kelimesini kendi kendime çokça tekrarladım. Hep arıyorsunuz sanki. Sanırım bu da doğaçlamayı doğuruyor.
Deneyerek, deneme-yanılma yöntemini kullanarak sanatımı icra ediyorum. Evet bu da nihayetinde doğaçlamayı doğuruyor. Kendimi bildim bileli ben şu tarzda söylüyorum diyemedim. Tarzlar arasında bir ahenk yaratmayı seviyorum. Sponsor sorunlarını çözebilirsem bir sonraki albümüm ‘Saykodelik senfonik’ bir çalışma olacak.


    ETİKETLER:

    İstanbul

    ,

    İzmir