Nereye Kadar OK?

Nereye Kadar OK?
Nereye Kadar OK?
Değerlendirmeden kaçma taktiği değilse nerede duracağız peki, nereye kadar tolerans, nereye kadar OK? Biraz paldır küldür biterek bu sorudan da kaçıyor It's OK.
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

Festivaller bit pazarı gibi oluyor. Samur kürkünden güve yeniği kötü şapkasına farklı tür ve kalitelerde, değişik malzemelerden üretilmiş envai çeşit malın ortaya döküldüğü panayır yerleri. Bu bir zenginlik ve böyle de olmalı. Tiyatro Festivali’nin ‘Yeni Dalga’ bölümü panayır benzetmesinin en iyi oturduğu kısmı galiba. Genç gruplar, ümit vaadedenler, klasik dramadan performansa farklı seviyelerde türlerin dans ettiği alanlar. Biraz seç beğen al, biraz da ne çıkarsa bahtına.
Canan Yücel’in performans normlarını, değerlendirme sistemlerini ve seyircinin/seçicilerin beklentilerini sorgulayan ‘It’s OK’i tam da bu ‘ne çıkarsa bahtına’ durumuna çuk oturdu gibi geldi bana. Küçük, kısa, sade, tek kişilik, yazan/yöneten/icra edenin aynı olduğu konsept temelli bir iş. Performans değerlendirme endekslerine karşı ‘benden bu kadar’ ve ‘sahnede her şey mübahtır’ fikirleriyle oynuyor. İcracı bir bavulla çıkıyor sahneye ve bavulundan sevdiği ‘malzemeleri’ sunuyor önce seyirciye. Bir gül, bir çaydanlık, bir omuz hareketi vs. Ve bunları sahiplenerek ‘bu benim ve bunu seviyorum’ diyerek sunuyor. Malzemeleriyle biraz oynayıp sonra “Şimdi dans izlemeye gelmiş olanlar için biraz dans edeyim” diyor ve birazcık dans sunuyor. Sonra ilişkiden ve yalnızlıktan bahsetmeye karar verip bundan yumurtaları kırmamaya dair bir sekans çıkarıyor. Hem hoş olan hem de işin problematiği baştan gardını alan tavrı işin ve performansçının. “Ben ortalamayı seviyorum” diyor, oyunun ismi gibi, “It’s OK” diyor, açıklamasındaki gibi “bir ortalama olma hakkı” mücadelesi veriyor. Konseptin kendisi bu olsa da kendini baştan ortalama sınıfına sokup ve bu benim için OK diyerek eleştiri ve değerlendirme kapısını akıllıca kapatmak istemiş gibi geldi bana. Çünkü işin kendisinde ortalama pek bir şey yok. Baştaki çok gördüğümüz ve tüm beklentileri karşılayan bavulumdan çıkanlar ve onlarla neler yapabilirim fikri ortalama değil, sadece çok bildik ve sıkıcı. Dans ve koreografi bayağı iyi ve bundan daha çok görmek istiyoruz. Metnin ingilizce olması ve seslendirilmesine, yurtdışı için ya da yurtdışında hazırlanmış olma ihtimali dışında hiçbir anlam veremedim. Öyleyse keşke bu festival adına dilleri değiştirip üst yazıya ingilizcesini koysaymış çünkü işi pek metinle derdi de olmayan bir performansta aksanlı bir ingilizceden dinlemek zorunda kalmak, bu ortalama fikrine hizmet için özellikle öyle bırakılmışsa bile, çok hoş ya da gerekli değil.
Teknik bir arıza olmuş, “It’s OK” geç başladı ve çıplak bir florasan altında oynadı. Sonradan açıkladılar , genel bir kesinti sebebiyle ışığı yapamamışlar. Sanki bilerek yapılmış gibi, bu küçük kaza da işin özüne cuk oturdu. It’s OK yani, o zaman böyle çıplak ışıkta da OK, izleriz. Ama bu bir değerlendirmeden kaçma taktiği değilse nerede duracağız peki, nereye kadar tolerans, nereye kadar OK? Biraz paldır küldür biterek bu sorudan da kaçıyor It’s OK. Defansa baştan hazır, uyanık öğrenciler gibi, ve sanki öyle bir öğrencinin işi.


    ETİKETLER:

    İngilizce

    ,

    klasik

    ,

    çıplak

    ,

    ,

    zaman

    ,

    genç

    ,

    hizmet

    ,

    Karşı

    ,

    Dalga