New York'lu notalar

İstanbul Caz Festivali'nde örneğine nadir rastlayacağımız ilginç bir caz konseri var.
Haber: ORHAN KAHYAOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - İstanbul Caz Festivali'nde örneğine nadir rastlayacağımız ilginç bir caz konseri var. 40 yılı aşkın bir süredir caz dünyasında müzik yapan piyanist Kenny Barron'ın, son on yılın adından en çok söz edilen caz kemancısı Regina Carter'la vereceği konser bu. Proje, basit bir tesadüf değil. Çünkü yaklaşık beş yıldır tanışan bu iki müzisyenin, yıllarca düşündükleri bir tasarının sonucu. Aynı zamanda, örneğine çok az rastlanan bu piyano/keman çalışması, iki ay kadar önce Verve etiketiyle albüm olarak yayımlandı.
Bugün saat 19.30'da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nde gerçekleşecek konser, aslında bu albüm kapsamında çıktıkları turnenin bir
ayağı niteliğinde. Örneğine az rastlanan bu albümün adı 'Freefall'.
Gerçi, bu iki müzisyen, bir albüm kaydında ilk kez bir araya gelmiyorlar. Barron'un geçen yıl yayımlanan ve dokuzuncu kez Grammy'ye aday olan 'Spirit Song' adlı albümünde, Regina Carter iki parçada keman çalarken görülüyor. Carter'ın 1998 yapımı 'Rhythm Of The Heart' albümündeyse Barron piyanosunun başındaydı.
Yusef Lateef'le de çalıştı
Philadelphia doğumlu olan Kenny Barron, profesyonel müzik hayatına, 13 yaşında Mel Melvins Orchestra'da R&B çalarken başlamıştı. 15 yaşına geldiği 1959 yılındaysa, Philip Joe Jones'la çalmaya başladı. Bir yıl sonra, Yusef Lateef'le bir hafta birlikte çalan Barron, 1961'de New York'a geçecek ve kısa süre içinde, bu caz ülkesinin kalburüstü müzisyenleriyle çalmaya başlayacaktı. Birlikte olduğu müzisyenler arasında James Moody, Lee Morgon, Roy Haynes ve Lou Donaldson'dan söz edilebilir.
Aynı dönem Moody, onu ustalar ustası Dizzy Gillespie'ye götürdükten sonraysa, Barron yaklaşık dört yıl Gillespie Beşlisi'yle çaldı. Grupla yaptığı turne ve albümlerin ardından, Barron artık cazın dünyaca tanınan müzisyenleri arasına girdi.
Sonraki dokuz yılda, dört yıl Freddie Hubbard, beş yılsa Yusef Lateef'in gruplarında üstün performanslar sunacaktı. Onun ardındansa, dağılana kadar (1980) Ron Carter'la sahne alıp, kayıtlara katıldı.
Barron'un kendi çalışmaları dışında, 50'ye yakın albümde yer aldığı söylenebilir. Onun soundunda ilginç bir mistisizm ve Latin renklere sıkça rastlanır. Stili, tamamen kendine özgü; bir ucu gospel'a uzanan, öte yanıysa süzülmüş bir caz geleneğine yaslanan özellikler taşır. Yeni kuşağın en iyilerinden
Barren'ın birlikte çalacağı Regina Carter ise, ABD'de yeşeren yeni kuşak cazcılar arasında adından en çok söz edilen isimlerden biri. Sanatçı Detroit 1966 doğumlu. Kaçınılmaz olarak adını ciddi biçimde caz ortamına 1990'larda taşıdı.
Regina Carter'ın New York'a geldikten sonra, içinde yer aldığı ilk önemli ekipte/albümde Oliver Lake ve basçı Mark Helias'ın adını mutlaka anmak gerekiyor. Charles Burnham ve Billy Begg'le birlikte kurduğu 'String Trio Of New York' grubuyla caza yeni bir yaylılar şölenini taşımıştı Carter.
Genç müzisyen, yine 1997 tarihli ikinci solo albümü 'Something For Grace'de artık kendi caz keman stilini oluşturmuştu. Klasik müzikle kurduğu köprüden hiç uzaklaşmadı. Barron'ın da katıldığı 'Rhythm Of The Heart' albümüyle, caz standartından Afro Cuban'a uzanan geniş bir müzik ufkuna uzandı.
İşte bu iki rafine müzisyen, Barron ve Carter, 'Freefall' albümlerinin turnesinde herhalde repertuvarlarına ağırlıklı bu albümden parçalar seçecekler. İki müzisyenin bu albümde sponten yanları oldukça dikkat çekiyor. Albüm, standart bir müzik çizgisi izlemiyor.
Hayli şaşırtıcı yorumlar
'Softly As A Morning Sunrise', Latin duyarlılığın ağırlıkta olduğu zarif bir standart. Ama, albümün ardından gelen parçası Sting'in bir klasiği olan 'Fragile'. Şaşırtıcı, çok farklı bir yorum bu. Melodisi hayli etkili. Albümde Thelenious Monk bestesi 'Mysterious' da var. Bu caz klasiğini apayrı biçimde işlemişler.
Benny Carter'ın 'Squatty Roo'su, onların caz sanatındaki artistik yanını hemen öne çıkarıyor. Bu albümde kendi besteleri olmayan bir de Wayne Shorter klasiği var; 'Footprints'. Festivalin en önemli konuklarından olan Shorter'ın bir bestesini ikili alıp bambaşka bir kimlik ve yoruma taşımış. Barron/Carter ikilisinin konseri, bu albümdeki çalışmaların dışında, nelere gebe bilemiyoruz. Ama şu kesin: New York merkezli cazın günümüzde, caz adına yakaladığı yeni boyutları merak edenler için, bu konser kaçırılmaz bir fırsat olacak.