Nilipek: Yapabileceğimiz tek şey hayatı iyilikle çekilir kılmak

Nilipek: Yapabileceğimiz tek şey hayatı iyilikle çekilir kılmak
Nilipek: Yapabileceğimiz tek şey hayatı iyilikle çekilir kılmak
Kişisel kayıtlarını yüklediği sitelerden YouTube'da yayınlanan videolarına, oradan konserlere, festivallere derken bekleyiş sona erdi ve kosa süre önce Nilipek'in 'Sabah'ına uyandık. Uzun süredir müzik yapan bu zarif kadın şu ara hayatının belki de en heyecanlı günlerini yaşarken, ilk albümünün hazırlanma sürecinden sonrasına, içinden geçenlerden 'iyi ki' dediklerine pek çok şeyi Radikal'e anlattı.
Haber: Birce Altay - birce.altay@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - ‘Gökyüzü dökülür sanki bahçeye, saklanmam, seyrederim uzaktan’ diye başlayan bir masal Nilipek’in Sabah’ı. Usul usul anlattığı, o söyledikçe siz de bir parçası olmaya davet eden bir masal. 80’lerin sonunda İzmir’de doğmuş, evinde dinlediği müzikallerle büyümüş, enstrümanlar arasında mekik dokuduktan sonra, şimdilik, gitarda karar kılmış Nilipek. Üstelik yalnızca müzik yapmıyor, çiziyor ve yazıyor da… Akademik eğitimi için İzmir’den İstanbul’a, oradan Maastricht’e uzanan yollar boyunca, ‘Başkaları neden beni dinlemek istesin ki?’ diye düşünürken, karşısında anlatsın, söylesin de dinleyelim diye bekleyen kalabalıklar görmeye başlamış. Şimdilerde, bir İzmir ritüelini gerçekleştirirken kalbinden geçirdikleriyle karşılaşmaktan mutlu, şarkılarını kendinden azad ederek dinleyicilerle paylaşabilmiş olmanın hafifliğini yaşıyor. 

Kasımın ilk haftası çıktı değil mi albüm? Nasıl geçti şu 20 gün?
Çok iyi geçti. Güzel yorumlar almayı beklemiyordum açıkçası. Hem köşe yazarlarından, hem  kendi arkadaşlarımdan, müzikal çevreden iyi yorumlar aldık. Ben, ‘Tamam, ben bunu yaptım. Bu zaten çok kişisel bir albüm. İçimize sindi, istediğimiz gibi de oldu’ diye düşünüyordum. Bir anda birilerinin videoyu paylaştığını görmeye ve mesajlar almaya başladım, sanki insanlar bekliyormuş bunu. O yüzden bir hareketlenme oldu elbette hayatımda, mutluyum.

Uzun zamandır enstrüman çalıyorsun, müzik yapıyorsun. Albüm yapalım fikri nasıl oluştu?
Albümün prodüktörü Ozan’la biz üniversitede aynı kulüpteydik, hatta birlikte rock korosundaydık. Ben yüksek lisans için Hollanda’ya gittikten sonra evde ufaktan bir şeyler kaydedip SoundCloud’a yüklemeye başladım. Ozan da o dönem MİAM’da yüksek lisans yapıyordu. Bir defasında Skype’ta konuşurken tez kaydını benim albümümü kaydederek yapmak istediğini söyledi. O dönem benim yoğun şekilde Lisa Hannigan dinlediğim bir zamandı, Ozan da bundan habersiz, ‘Senin albümünün Lisa Hannigan albümü gibi olması lazım’ deyince, birlikte çalışmaya karar verdik. Birlikte birkaç akustik konser verdik. Sonra Can Aydınoğlu katıldı bize. EkşiFest’e katılacağımız kesinleştikten sonra artık bir grup olmamız lazım diye düşündük, Tufan ve Çağlar da bize katıldı. Bir sene kadar konserler verdik, şarkıları düzenledik, şarkılar istediğimiz hale gelince artık kaydedelim dedik ve başladık. Kayıt boyunca pek çok arkadaşımız da sürece dahil oldu. Kayıtlara başlamadan önce Red Bull Warm Up’a dahil olmuştum, onun da büyük katkısı var tabii. Büyük festivallerde çaldık, yaz dönemi öyle geçti. Yayıncı, yapımcı arayışı, lansman, albüm kartoneti, nasıl yaparız, nasıl hallederiz derken hepsi bir şekilde çözüldü.


Nilipek 4 Aralık'ta Bronx Pi Sahne'de.

Akademik hayatın devam ediyor bir yandan. Müzikle uğraşıp, albümleri çıktığında yalnızca müziğe odaklanabilmek için her şeyi bırakmadın…
Aslında o noktaya çok gidip geliyorum ben de. Ancak ben çok temkinli bir insanım. Bir de seviyorum akademik hayatı, çok keyifli benim için. Araştırmak, deney yapmak, tez yazmak, öğrencilerle ilgilenmekten keyif alıyorum. Müzik ruhen şu an hayatımın çok büyük bir alanını kaplasa da, zaman olarak aynı şeyi söylemek mümkün değil. Stüdyo çalışmaları, konserler hep akşam saatlerinde, gündüzlerimi doktoraya ayırabiliyorum. Şu an ikisini bir arada yürütebiliyorum, dileğim de bu şekilde götürebildiğim yere kadar götürmek.

Sinema ve medya araştırmaları alanında yapıyorsun doktoranı. Akademik hayatından da besleniyordur müziğin...
Tabii. Medya teorileri kadar edebiyat ve felsefe teorilerine de kafa yorduğumuz bir programdayım. ‘Nasıl anlatabilirim?’i sürekli olarak düşünüyorum bu yüzden. Yaptığım okumalarda karşıma çıkan şeylerde de, ‘işte benim anlatamaya çalıştığım şey’ diye düşündüren pek çok şeyle karşılaşıyorum. İçinde olduğum programın sürekli canlı tutan, mekanizmaları çalıştıran tarafından besleniyor müziğim.

Bir noktada birleşecek mi müzikle akademik çalışmaların?
Aslında birleşti bile. Danışmanımla yaptığımız uzun tartışmalardan sonra Türkiye’de bağımsız müzik, dijital mecralar ve çevresindeki konular üstünde ilerleyecek gibi görünüyor tezim.

Şarkı sözlerindeki duygular çok direkt, dinleyiciye geçiyor hemen. Bu kadar açık olmak ürkütüyor mu seni?
Ürkütüyor tabii. Şarkılar arasında çok eski olanlar var, beş yıllık olanlar var mesela. O aradan geçen zamanda kendime yavaş yavaş, ‘bunları söyleyebilirim, bunları paylaşabilirim’ demeye başladım. Biraz, ‘bunlar benim dertlerim, niye birileri bunlarla ilgilensin ki?’ fikri daha ağır basıyordu. Sonrasında söz yazarken de etkili oluyor bu, derdimi net olarak anlatmak istiyorum evet ancak bunu duyguyla yapayım, olaydan bahsetmeme gerek yok diye düşünüyorum. Çünkü orası benim için özel, kendimi o kadar açık edemem.

Bu temkinli olma hali sahneye de yansıyordu önceleri. Çok tutuktum. Kendi derdini anlatamaya başlayınca insan, dinliyorlar mı, şimdi ne olacak diye düşünüp ister istemez geri adım atabiliyor. Zamanla aştım o durumları. Evet şarkılar, o duygular benim ancak benden çıktılar artık. Böylece ben de arama mesafe koyabildim.

 Nilipek, ilk klibi Kınalıada’yı da yine RedBull.com/Muzik ayrıcalığıyla dinleyenlere ulaştırmıştı

Sosyal mecralarda, internette bilinilirlik kazanıp sonrasında albüm çıkarmanın kendine has bir avantajı olduğunu düşünüyor musun?
Ben yalnızca internette, sosyal mecralarda, dijitalde değil genel anlamda bir kitle oluşturabilmeye inanıyorum. Pink Floyd'un da yayınlamadan önce defalarca konserlerinde çaldığı parçalar vardı. 80-90 dönemindeki bağımsız gruplarda da aynı şeyi görüyoruz aslında. Konser vererek bilinilirlik kazanmak, bu arada da şarkıları oturtmak ve sonrasında albüm çıkartmak ile sağlanabilir o avantaj. Sonrası zaten iyi tanıtıma bağlı biraz da. Çünkü hala, ne kadar kitleniz olursa olsun, albüm çıkarıp billboard kiralayarak sunulan kişi sizden daha avantajlı aslında.

O alışılmış pazarlama stratejileri hala gücünü koruyor yani...
Tabii. İnternet bize çok uçsuz bucak bir şey sunuyor, evet. Fakat bir yandan da gerçekçi olmak lazım. Sonuçta albüm satın alan kitle aslında dijital mecralarla o kadar da iç içe olan kitle değil. Televizyonda bir müzik videosuna denk gelerek sanatçı keşfeden insan sayısı azımsanamaz. Gerçi ben şu halimle ulaştığım güruhtan da çok memnunum, onlarla olan iletişimimin 10 sene sonra da devam edeceğini düşünüyorum zira.

Kolay erişilebilirliğin kişiyi daha açık hale getirdiği o içi boş cesaret etkiliyor mu seni?
Ben çok kolay kırılan bir insan değilim. Herkes beğenmek, sevmek zorunda değil beni, albümü. Bunun farkındayım. Popüler bir müzik yapmıyorum, yani benim bir videomu açan kişi oraya maruz bırakıldığı için, istediği için geliyor. Tanımadığın birine gidip yüzüne kötü bir şey söyleyemeyecekken, internette bu çok yapılabilir olarak algılanıyor. Bu tür yorumlar var sosyal medyada evet, ancak bunları ciddiye almak sahiden mümkün değil. Kaldı ki bunlar eleştiri bile değil. Sosyal mecralarda okuyup hak verdiğim, şu şarkının burasını bir daha gözden geçireyim dediğim zamanlar oluyor benim. Hesaba katılacak olanlarla olmayanları seçebilmek lazım.

Şarkılarını yürürken yazıyorsun. Murakami’de Koşmasaydım Yazamazdım’da iki aktivite arasındaki ilişkisini anlatır mesela. Senin için nasıl bir bağlantı var yürümekle yazmak arasında?
Yani fiziksel etkisi açık zaten, yürüdükçe zihin de açılıyor. Bendeki durum ise yürürken kendimle kalabilmemle alakalı. En yoğun olarak düşünebildiğim zamanlar yürüdüğüm anlar. Sosyal hayata devam ederken dert dağılıyor mesela, ama yürüdüğüm an savunmasızım aslında, kendimleyim. Bir de altta ritim olunca, kelimeleri daha net oturtabiliyorum.

Bağımsız müziğin zor tarafları var. Sen hangilerini yaşadın?
Plak şirketleri, haklı olarak, artık risk almak istemiyor. Bu müziği dinleyen insanlar albüm satın almayacağını düşünüp, yatırım yapmak için kendilerince yeterli bir sebep bulamıyorlar. ‘Şu kişinin hatırı için yapalım’ gibi tavırlarla karşılaştığım da oldu. Ancak bu bir yol, elbette sıkıntıları olacaktı. Şimdi iyi ki öyle oldu dediğim bir dönemdeyim. İyi ki öyle oldu da şimdi albümü bu şekilde, bu insanlarla çalışarak çıkardık.

Söylemeyi en çok sevdiğin şarkın hangisi?
Şapka ve Yeşil Çimler

Albümde Sakin’in Hamur İşleri de var. Cover olayına nasıl bakıyorsun?
Cover yapmak çok eğlenceli ancak sahnede cover çalmak konusunda çekingenim. Çünkü sahnede cover çaldığım zaman kendi şarkılarıma haksızlık ettiğimi hissediyorum. Bir de insanlar cover dinlemektense beni dinlemeye gelsinler isterim tabii.

İlk video Kınalıada’ya geldi. İkincisi için fikirler var mı?
Düne kadar yoktu. Bugün var. Ocak ayı gibi hazır olacağını düşünüyoruz.

Birlikte bir şeyler üretmek istediğin birileri var mı?
Uçmak serbestse Nick Drake, Jim Morrison ya da Jeff Buckley ile aynı ortamda bulunmayı isterdim. Yani birlikte şarkı söyleyemeyecek olsak bile bir bira içsek fena olmayabilirdi. Tim Minchin ve Arctic Monkeys ile birlikte bir şeyler yapmayı da isterdim. Türkiye’dense kendi yaptıklarımla paralel değil de, bir araya gelip farklı bir şeyler üretebileceğim insanlarla çalışmak isterdim. Cem Yılmaz ve Özkan Uğur olabilir misal.

Daha önceki röportajlarında etkilendiğin isimler ve albümlerden bahsetmiştin. Björk, Jeff Buckley ve Jim Morrison vardı mesela. Ben guilty pleasure’larını merak ediyorum. Var mı gizliden gizliye dinleyip keyif aldığın isimler?
Ben Türkiye’deki popüler müzik konusunda çok ‘Beyaz Türküm’. İzmirliyim, evde müzikal dinleyerek büyüdüm. Kendi yaşadığım ülkenin müziği hakkında çok bilgili değilim, ki bu aslında üzücü. Keşke daha bilgili olsam. Justin Timberlake seviyorum mesela, dinliyorum. Nicki Minaj, Iggy Azelia ve Miley Cyrus’ı da ekleyebiliriz belki listeye.

Haberleri takip ediyor musun? İyileşmemiz için ne lazım sence?
Ediyorum ama etmek beni çok etkilemeye başladığında bırakıyorum. Olan bitenin korkunçluğuna kendimi kaptırdığım an gündelik hayattaki işlevimi kaybediyorum. Hayata devam etmek zorundayım, bunun da yolu benim için kendimi o tarafa kapatmaktan geliyor. Bunu yapıyorum çünkü hayata olan katkımı sürdürmem gerekiyor gibi hissediyorum, kaldı ki bu herhangi birine gülümsemek bile olabilir.
Ben iyileşme konusunda çok ümitli değilim çünkü bana kalırsa hep böyleydi. Her şeyin iyi, mükemmel olması gibi bir şey mümkün değil. Bizim yapabileceğimiz tek şey, iyilikle hayatı çekilir kılmak. Benim uğraşım da bunun için, hem kendim için hem çevremdekiler için.