Nokta nokta büyüyen bir evren

Nokta nokta büyüyen bir evren
Nokta nokta büyüyen bir evren
Gencay Kasapcı'nın 'Noktanın Sonsuzluğu 2' adlı sergisi Galeri Selvin'de açıldı. Sergi, çağdaş resim ve heykelin öncü isimlerinden Kasapçı'nın 1960'lardan bu yana tutkuyla sürdürdüğü 'Noktanın Sonsuzluğu' serisine farklı boyut, teknik ve malzemeyle yeni eklediği 40 kadar eserden oluşuyor.
Haber: ÖMER FARUK ŞERİFOĞLU / Arşivi

Çağdaş resim ve heykel sanatımızın öncü isimlerinden Gencay Kasapcı’nın “Noktanın Sonsuzluğu 2” adını verdiği, son dönem resim ve heykel çalışmalarından oluşan sergisi Galeri Selvin’de açıldı. Sanatçının 1960’ların başından itibaren tutkuyla sürdürdüğü “Noktanın Sonsuzluğu” serisine farklı boyut, teknik ve malzemeyle yeni eklediği 40 kadar eserden oluşuyor.

Gencay Kasapcı’nın 1960’ların başından itibaren çalıştığı, renk ve hareket nüansları ile dolu soyut optik eserleri, İtalya’da gördüğü ilgiyi Türkiye ’de görmez. Hâlbuki bugün dönüp geriye bakıldığında yaptıklarının, çağdaş sanat tarihimizde oldukça avan-gard/öncü işler, eşsiz aşamalar oldukları görülür.
Kasapcı’nın realizmle sembolizm arasında gidip gelen sanatsal üretiminde en başat figür ağaçlar olur. Zaman içinde o ağaçlar dallanır ve yapraklanır, o yapraklar kuşlara dönüşür, daha sonra her biri bir nokta olur, az önceki resimde elle tutulur gibi gerçek olan ağaç, bir başka resimde soyut bir evrene dönüşür, noktadan sonsuzluğa ulaşır... Karşımızdaki çerçeve, uçsuz bucaksız evrene açılan bir kapı olur önümüzde...

Gencay Kasapcı adını ilk kez, rahmetli Sezer Tansuğ’dan duyduğumu hatırlıyorum; Mersin’de yaşayan, çağdaş resim sanatımızda önemli ve özgün isim, ancak kıymeti bilinmemiş bir sanatçı portresi çizmişti; sanat piyasasında, ortamı bir dolu balondan figür doldururken, bu kalibrede bir sanatçının kendi köşesine çekilmiş olmasına isyan ediyordu aslında Sezer Bey... Merak etmiştim ve Gencay Kasapcı adını zihnime yazmıştım... Bir taraftan da Sezer Bey’in dostluğunu nasıl kazanmış olduğunu anlamaya çalışmıştım...
Son yıllarda pek çok kez görüştük. Uzun ve renkli sanat serüvenini birkaç kez kendisinden dinleme şansım oldu. Yakınlaştıkça Sezer Tansuğ’un haklılığını bizzat anlamış oldum; tevazusu ile etkiliyor, her eserini ilk eseri gibi, heyecanla gösteriyor, üretebildiği sürece kimseden şikayet etmiyordu...

Gencay Kasapcı’nın 66 yıllık sanat yolculuğunu zaman zaman kendi dilinden, bazen de alıntılarla anlamaya/aktarmaya çalışacağım.
“Üç yaşımdayken babam Balıkesir’de lise müdürüydü. Evimiz okulun bahçesindeydi ve devamlı okula girer çıkardık. O yıllarda okuldaki resim öğretmeni Kemal Zeren, öğrencilerini alıp peyzaja çıkarır, beni kürsüye oturtur resmimi yaptırırdı. Yani düşünün ki o dönemde resim eğitimine ne kadar önem veriliyormuş. Böylece o yıllarda resimle ilişkim başlamış oldu. Sonra İstanbul ’a taşındık. Ortaokuldaki resim hocamı arkadaşlarımın resimlerine 10 verirken, bana 6 veriyordu. Resimlerimi özenerek yaptığım için annemin yaptığını sanıyordu. Daha sonra okul değiştirdiğimde buradaki öğretmenim ise çok yetenekli olduğumu söyledi ve resimlerimi Ankara ’ya Türkiye çapında açılan bir sergiye gönderdi. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Salonu’nda açılan bu sergiye katılanlar arasından 8-10 öğrenci seçildi, biri de bendim. Bu seçilen öğrencilere, özel yetenekli çocuklar için kurulacak bir okulda 8 yıl parasız yatılı okuma hakkı verdiler. Ben sevinçle durumu aileme aktardım. Babam bu ödüle sevindiğini, ancak lise tahsilinin çok önemli olduğunu, gideceğim okulda sadece sanat eğitimi yapacağımı, bu sebeple genel kültürümün eksik kalacağını ifade ederek, müsaade edemeyeceğini söyledi. Liseyi bitirdikten sonra hâlâ resim yapmak istiyorsam, bana mâni olmayacağına söz verdi. O yıllar çok ağladım. Ve nitekim liseyi bitirdikten sonra profesyonel anlamda sanata adım atmış oldum.”


Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdikten sonra, 1959’da İtalya Hükûmeti’nin bursunu kazanan Gencay Kasapcı, Floransa Akademisi Collaccki Atölyesi’nde fresk ve mozaik çalışmalarında bulunur ve önemli başarılara imza atar. Milano’nun minimalist akımının içinde bir Türk sanatçısı olarak değer kazanır. Optik çalışmaları bu yılların avan-garde galerilerinde ve Zero grubu içindeki sergilerde yer alır ve beğeni ile karşılanır. Bir Türk ressamı olarak doğayla kurduğu lirik duyarlığın izlerini eserlerine aktarması onu minimalist ve optik resimler üreten sanatçılardan farklı ve çekici kılacaktır.
Nazar boncuklarını eserlerinde kullanan ilk sanatçı olur. 1954’de tek model ve renkte üretilen boncukları yapan fırınları bularak daha fazla renk ve form kullanmaları için ikna eder ve üretimlerine daha sanatsal bir boyut katmaları için yardımcı olur. 1958’te nazar boncuklarını kullanarak yaptığı ve Turizm Bakanlığı’nın satın aldığı masa, Brüksel Dünya Fuarı Türkiye Pavyonu’nda teşhir edilir. Yine nazar boncuklarıyla 1968’de İstanbul’da Divan Oteli için ürettiği masa yüzeyleri de özgün örneklerdir. Nazar boncuklarıyla çalışmayı her fırsatta sürdürür.


“1960’lı yıllar sanat hayatımda en önemli dönemdir. O dönemde İtalya’da yaşıyordum ve resimlerimin bulunduğu noktayı beğenmiyordum. Orada her sanatçının kendine özgü bir malzemesinin ve tarzının olması gerektiğini gördüm. Bu, beni farklı bir boyuta itti. Kafamdaki düşünceler netleşti, anladım ki resim, kendinden başka bir şey olmayacak. Başlangıçta bu tarz resim beni çok zorladı. Çünkü insanın beyninde ve bilinçaltında daima doğayla ilgili olarak bazı görüntüler vardır. Yani siz bir boşluğu hayâl edemezsiniz. İşte o dönem, 1976’ya kadar optik çalışmalar yaptım. Fakat tam optik değildi. Optik empresyonist (izlenimci) demek daha doğru olur.”
“Bir sanatçının duraklarını tayin eden, öncelikle onun iç âlemindeki yalnız yolculuktur ve bu yolculuğun kendi coğrafyası, kendi süreklilik mantığı vardır. Ama bir de dış koşullar var. Sanatçı için bunlardan en önemlisi tarihle koşut düşmek.1968’de Milano’da Zero grubu içinde yaptığı çalışmalarla Ankara’ya geldiğinde aldığı tepki biraz da, Mondrian’ın resimlerini ilk gördüğünde banyo seramiklerine benzeten eleştirmeninki gibi olmuştu. Gencay’ın yeniciliği o günlerde galerilerimizin yeniciliği ile denk düşmedi. Bir yandan buna üzülürüm, bir yandan da bugünkü ağaçlarının şiirinde o gün yaptıklarında olmayan bir insan yaşanmışlığı buluyorum. Bu ise günümüzde sanatçıların kendilerini kaptırmaya pek cesaret edemedikleri bir âleme davet ediyor bizi.” (Jale Erzen, 1988)


“Gencay, hem fazla hem de farklı olmadan çağdaş bir kadın olarak bizim dünyamızda yaşıyor, üretiyor ve üstelik hem pişmanlıklara hem de özlemlere başvurmuyor. Günümüz dünyasının ezmeye çalıştığı geleneksel değerleri korumayı başarmış bir kadın. Yaşama dengeli, içten, huzurla ve iyimserlikle yaklaşıyor. Resimlerinde kullandığı dil alabildiğine sade. Tekrarlanan şekiller teorisi, bu teorinin dozunun bilgece ayarlanmış olması ve krom hesabı bu resimlerin her birine gerekçesiz bir parlaklık katmakta. Kullanılan malzemenin sıradanlığı, uygulamadaki sadelik ve her tür artizanal tekniği âdeta yok sayması tablolarının eşsiz olmasını sağlamış, sanatsal fikir ile uygulama arasındaki uyumu vurgulamış, proje ile gerçeği bütünleştirmiş. En doğrusu bu eserlerin tanımını eserleri okuyacak kişilere bırakalım: Her bir formun, kesimin, sönen ve birdenbire yanan renklerin arasında gezinsinler. Herkesin mutluluk duyacağını, zamanının ve kendisinin bilincine varacağını, hem gizemli hem de güncel bir uygarlığa ressamın müthiş bir ayna tuttuğunu fark edeceğini düşünüyorum.” (Giuseppe Mazzariol, 1962)


1970’lerin sonu Gencay Kasapcı’nın yeni bir arayışın kapılarını araladığı yıllar olur. “Soyut”a, “birim”e, “minimalizm”e bağlılığını saklı tutarak, analitik doğanın çözümlemeleriyle sanatına yeni bir boyut katar. Doğanın özünde var olan düzeni yorumlamaya yönelir. Ağaçların biçimleri üzerinde yıllar sürecek çeşitlemelerle, doğada var olan gizil gücü yakalamayı ve ağaçların varlıklarıyla özdeş geometrik dinamizmi çözerek tuvaline aktarmayı başarırır. Görsel olarak kuşbakışı algılanan ağaçların yarattığı küresel olgu, optik resimlerinde yakaladığı birimsel ve döngüsel kurgu ve yoruma paralel anlamlar kazanmaya başlar. Bütün bu aşamaları ustaca görünür kılan, sanatçının titiz ve sabırlı çalışma alışkanlığıdır. Noktasal birimlerin dağılımı; açık ve koyu leke dengesinin yakalanması, çizgi ve leke dokusunun kurgusu, birimin yitirilmeden forma dönüşümü özgün bir çalışma tekniği ve sabırlı bir işçiliğin sonucudur.


“Resim, benim hayatımın bir parçası. O kadar büyük bir parçası ki, bu sebeple kızım ve kocamın ihmal edildikleri duygusunu hissettikleri bile oluyor. Ben her dakika düşünüyorum, her dakika düşündükçe de sürekli bir şeyler çıkıyor. Çantamda sürekli küçük defter olur ve devamlı eskiz yaparım, minik şeyler çizerim. Bir ağaç, bir kuş, bir insan suratı görür, hemen oraya not ederim. Sonra bir gün onu tuvale aktarırım. Benim sanatımda dönemler var. Bir dönemden diğerine geçiş sancılı oluyor, hamilelik gibi bir şey yani bu. Ben de o sancı döneminde biraz çalışmaya ara veriyorum.”
1980’lerde dinginlik ve uyum arayışları öne çıkar. Yorgun ruhlar dingin bahçelerde sonsuzluğun gizemini aramaktadır. Doğanın ışığı ve ritmiyle, doğadan seçilmiş soyutlamalar, kirlenen dünyaya yeni umutlar fısıldamaktadır. Ütopyadan öteye gidemese de, her resim bir beşinci mevsim önerisidir âdeta... 1990’lara geldiğimizde artık sanatçının bütün dönemlerinin harmanlandığını görüyoruz. Optik yanılsamalar, doğa göndermeleri, tek yerine çok renk, ışık duyarlığının armonisiyle tuvale dağılım ve sürekliliğin yarattığı eşsiz doğa soyutlamaları resimlerine taşınır.
“Resimlerimde ön koşul hiçbir şeyi anımsatmamak. Çünkü anımsattığı anda düşüncelerimize kelepçe takmış oluruz. Resim kendi gerçeklerini konuşmalı. Heykellerimde yanılgılara dayanan bir başka boyutu bulmayı tercih ettim... Bir resimle iletişim kurmak için resmi olduğu gibi, önyargısız kabûl etmek gerekir. Ressam burada ne demek istiyor? Ressamın ne demek istemesi önemli değil, çünkü resim bir bütündür. Siz resme baktığınız zaman, resim size bir şey verir ya da vermez.”


“Mersin’de öyle bir ışık var ki, Picasso’lar niye Güney Fransa’ya gidiyorlarmış anladım. Akdeniz ışığı müthiş bir şey. Öyle oluyor ki doğada renkler konuşuyor. Aslında gökyüzü her yerde mavi ama Akdeniz’de başka bir mavi, ağaç her yerde yeşil ama burada başka bir yeşil. Akdeniz’in ışığı bana ve eserlerime çok şey kattı….”
Kendisi duymasın ama “sekseni devirmiş bir usta” Gencay Kasapcı’nın son işlerini -hala nasıl taze/som güzelliklerle uğraştığını/ürettiğini- görmek için 29 Mart’a kadar Galeri Selvin’e uğramak gerekiyor. Tel: 0212 263 74 81