Nuri Bilge Ceylan'a korsan selamı!

Nuri Bilge Ceylan'a korsan selamı!
Nuri Bilge Ceylan'a korsan selamı!
İran'lı üstad Cafer Panahi, yasaklı olduğu için kendisi gelemese de Iran'daki 20 yıllık film çekme yasağına rağmen yeni filmi 'Taksi'yle üçüncü kez Berlin'de yarışıyor. Flmde korsan DVD'ci karakterin "Hani benden Nuri Bilge Ceylan'ın 'Bir Zamanlar Anadolu'da'sını istemiştin" sözleri Ceylan'a açıkça selam olmuş! Werner Herzog'un Nicole Kidman'lı 'Çöl Kraliçesi' ve Juliette Binoche'li 'Nobody Wants the Night' ise beklentileri karşılayamadı.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR - esin.sinema@gmail.com / Arşivi

Berlinale’de Altın Ayı için yarışan “Taksi”, yasaklı üstad Cafer Panahi’nin buruk da olsa yüzünün güldüğünün resmi! Taksi şoförü olarak Tahran sokaklarında direksiyona geçen Panahi, muhtelif yolcular vesilesiyle memleketi İran’daki yasaklar, gündelik dertler ve en çok da sinema üzerine sohbet ederken hayatın içindeki ironiyi yakalıyor. Korsan DVD’ci karakterinin kendini Panahi’ye hatırlatma çabasındaki “Hani benden Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’sını istemiştin” sözleri de Ceylan’a açıkça selam olmuş!
Panahi maalesef kendisi gelemese de Iran’daki 20 yıllık film çekme yasağına rağmen üçüncü kez Berlin’de yarışıyor. “Taksi”, önceki “Bu Bir Film Değildir” (2011) ve “Perde”ye (2013) göre belli ki vaziyeti biraz daha kabullenmiş ama asla yenik düşmemiş bir ruhla yapılmış. Zaten kendisi de 10 gün önce yaptığı açıklamada “Yasaklarla köşeye bu kadar sıkıştırılmış olmak bilakis sinema tutkumu kamçılıyor. Ben sinemacıyım ve her koşulda sinema yapmaya devam edeceğim” demişti. Berlinale’nin yönetmeni Dieter Kosslick de muhtelif kereler jüri üyeliğine çağırmış ve gelemeyen Panahi’nin boş jüri sandalyesini sahneye koyarak yasakları protesto etmişti. Taksi gibi kalabalıklar ortasındaki ‘özel’ alanda kadın ve erkekleri biraraya getiren, araba kamerasının veya cep telefonunun kaydıyla belgeselle kurmaca arasında giden film, eleştirmenlerin yarışmada şans verdiği fimlerden birisi oldu.

BINOCHE: ÜŞÜMÜŞ GİBİ ZOR YAPMAK ZORDU!

Yarışmanın üçüncü filmi olarak içleri ısıtan mütevazi “Taksi”ye karşılık önceki iki iddialı film için aynı şeyi söylemek zor. Kaşif kocasının hasretinden kutuplara kadar giden zengin ve azimli kadın Juliette Binoche da olsa zor izlenir! Hele ki önceki akşam Berlinale’yi başlatan açılış filmi “Kimse Geceyi İstemez/Nobody Wants the Night”da gümüş yemek takımları ve gramofonuyla eskimolara ‘medeniyet’ getirecek, derken kocasının ihaneti ve kızak köpeğinin etini yedirten zor koşullarda hayatın manasını keşfedecekse! Katalan yönetmen Isabel Coixet’nin yönettiği film, 20’nci yüzyılın başlarında Kuzey Kutbu’nu keşfe giden gerçek karakterler üzerine kotarılmış. Basın gösteriminde yuhalanmasa da eleştirmenlerce gayet ‘soğuk’ karşılanan film, 65. Berlin Film Festivali’de (Berlinale) Altın Ayı için yarışıyor. Festivalin kırmızı halısından önce basınla buluşan başrol oyuncularının morali ise gayet yerindeydi. Buz gibi havada çalışmanın zorlukları sorulunca Juliette Binoche açıkladı: “Dışarıda değil sıcacık stüdyodaydık. Spot ışıklarının da katkısıyla ısı çok fazlaydı. Üşümüş gibi rol yapmak için hayal gücümüzü epey zorladık.” Gerçi yalnız rehber ve kaşif rolünde telef olan ünlü aktör Gabriel Byrne soğutucu et kamyonlarının sete getirildiğini ‘isponlayarak’ araya girdi, kahkalarla zaman geçti, filmin klişelere saplanan nafile aşk üçgenini eleştirecek hal de yoktu. Filmin, Amerikalı yönetmen Darren Aronofsky’nin başkanlığını yaptığı ve Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho, Perulu yönetmen Claudia Llosa, Fransız oyuncu Audrey Tautou, Alman aktör Daniel Brühl ve ‘Mad Men’ dizisinin yapımcısı Matthew Weiner gibi önemli isimlerin yer aldığı ana jüri karşısında şansı görünmüyor.

NICOLE KIDMAN’IN AŞK HÜSRANLARI UMURUNUZDAYSA

Yine geçen yüzyılın başlarında, bir başka azimli Batılı kadın “Çöl Kraliçesi/The Queen of Desert” filminde bu kez Ortadoğu cenahına, çöllere uzanıyor. Alman üstad Werner Herzog’un dün gösterilen filmi maalesef büyük beklentileri karşılayamadı ama başrolündeki star oyuncuları Nicole Kidman ve James Franco’nun varlığıyla ziyadesiyle ilgi gördü. Osmanlı’nın çöküşü ve Ortadoğu’nun Batılı ülkelerce paylaşım projesiyle başlayan film, İngiliz kaşif ve yazar Gertrude Bell’in gerçek yaşamından esinilmiş. Şahane çöl manzaraları ve Ömer Hayyam dizeleri eşliğindeki Nicole Kidman’ın hüsrana uğradığı aşkları umurunuzdaysa, Herzog’un ‘Hollywood usulü’ epik filmini izlemek hoş olabilir. En azından stüdyo yerine Fas’ta yapılan çekimleriyle daha otantik ve bölgenin sahiplerine gösterdiği hürmetle iyiniyetli bir film kategorisinde. Gelgelelim, ister kutuplar, ister çöl, bu kadınların öncü varlığı ‘erkeklere rağmen’ kafalarının dikine gitmekten fazlasını göstermiyor gibi. Nicole Kidman’ın Gertrude Bell’i en azından gittiği yerin dilini adetini öğrenmeye çalışıyor ama yöre halkının her iki filmde de senaryoya ve karakterlere hizmet ve rehberlik etmekten başka vazifeleri yok gibi. Bu ‘öncü’ kadınların, gittikleri yerlerdeki ‘yöre’ kadınlarıyla hiç ilgilenmediklerini düşündürten senaryolar ise oryanlantist bakışın değişmediğine delalet...